kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2012 Perşembe

YEREL YÖNETİM BİLMECESİ VE BAYRAM


23.10.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bayram üzeri ağızların tadını bozacak, bayram sevincini kursakta bırakacak konulara değinmek zor geliyor. İşlevini gölgeleyen bir şey günlük dertleri bayrama taşımak. Bayramın gelişi, bir hafta 10 gün önceden heyecanlandırmalı insanı. O heyecanı duymak için de önce bayramın geldiği hissedilmeli. Dünyanın bitmez tükenmez çatışmalarına, çekişmelerine, biraz ara vermeli. Bayramın, “Geliyorum” demesine zaman tanımalı. Cumartesi-Pazar tatili olmadığı için, son geceye kadar insanın ruhuna çökmemeli. İçimiz, iyi ve güzel duygulara hazırlanmalı. Ki bayram bayram olsun.

Hem de milli ve dini iki bayram, Kurban ve Cumhuriyet  Bayramlarımız kesişmiş, katmerli bayram yaklaşırken. İkisinin  de bahanesiyle tek vücut, beraberliğin tadını çıkarmak  gerekirken. Beraberliği, çocuklarımıza, katmerli aşılama fırsatı doğmuşken. Biz, bu duygularla tanışmış çocuklarız,  şimdikilerin günahı ne?

Gizemli kanun çıktı ortaya
Bu bayramlara, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en hayati yasal  düzenlemelerinden biri diyebileceğimiz gelişmelerle giriyoruz. Bir hafta öncesine kadar adını bile öğrenemediğimiz bir yasa teklifi, sanki çok sakin bir gündemimiz varmış gibi, geldi,  hepsinin ortasına gümledi. Adını ve içeriğini bir türlü öğrenemediğimiz için ‘Yeni Belediyeler Yasası’ diyorduk,  meğer ‘Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ diye çok uzun bir adı varmış. Hala yarısı gizemler taşıyan bir ad.

İlk 11 Mayıs 2012 günkü ‘Planın Ne Ankara? (2)’ yazımızla gündeme getirmiştik konuyu. Başbakan Eski Yardımcısı ve Dışişleri Eski Bakanı Murat Karayalçın’dan duymuştuk yeni  Belediyeler Yasası hazırlığını. Resmi, resmi olmayan yöneticilere, kurumlara sormuş, dedikodu seviyesinden öteye gitmeyen duyumlar dışında, taslağa ilişkin hiçbir bilgi edinememiştik. Sonra 22 Haziran 2012’de, ‘Çok Gizli Yeni Belediyeler Yasası’ diye yeniden yazma gereği duyduk. Bilgi edinmeye olan ihtiyacımızı, bu kez bir duyan olur belki diye. Yasa taslağının adını bile ilaç niyetine söyleyen çıkmadı iyi mi?

Eldeki en somut bilgi, Haziran ortasında Beypazarı’nda park açılışı yapan Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in ağzından çıktı; “Beypazarı, yakın bir tarihte Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk sınırlarına dahil olacak” diyordu. Aşkolsun ya, biliyormuş ta bize söylemiyormuş!

Kafalar karışık
Şoklar halinde, birini hazmedemeden diğeri geliyor. Bu kadar ağır bir gündemi, normal insan aklıyla kaldırmak zor. İşte televizyonlarda, gazetelerde, internet sayfalarında  tartışılıyor. Tartışma yeni başlamış ama bir yandan Meclis İçişleri Komisyonu’nda, tasarı maddeleri birer birer geçiyor. Tartışmalar, gerekçeleri birbirinden çok kopuk yorumlar nedeniyle kafa karıştırıyor, iyiyi kötüyü ayırt edemez haldeyiz. Ve tarihimizin en hayati yasal düzenlemelerinden biri, bayram öncesine sıkıştırılıyor, kafalar, oluyor türlü!

Bayramlar yasalardan önemlidir
Mayıs ayından bile önce taslağa ilişkin duyumlar olduğuna göre, niye Ekim ayına kadar bekledik te son ana sıkıştırdık acaba? Ferah feza tartışsaydık, iyiyi kötüyü anlasaydık. Gizemli hallerden şikayet etmiş, “21’inci yüzyılın etkili ülkelerinden biri olma yolundaki Türkiye’nin, bu yüzyılda uygulayacağı kamu idare yöntemi bu mudur?” diye sormuştum. Bayramların hatrına bu kadarla bırakalım.

Bayramlar, beraberliğin pekişme günleri. En önemli yasalardan bile daha önemlidir. Bozulan beraberliklerin yeniden kurulması yüzyılları alıyor ama görüldüğü gibi yasa dediğin, birkaç ayda  değişebiliyor!

Beraberliğimizin nişanı Kurban Bayramı mübarek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız, şimdiden kutlu olsun.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

BAYRAMDA GİZLİ GELECEĞİMİZ

21.08.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bayramın son günü, Ankara’nın dertleriyle bozmayalım şekerlenmiş tadımızı. “Kaybettik” derken çok güzel bir meziyetimizi, sanki geri kazanıyor gibiyiz, çıkaralım keyfini. 3-4 yıldır, artarak daha hissedilir olduğu kanaatine sahibim. Bilimsel bir bilgi değil, gözlemim öyle. İliğimize işleyen, dokunaklı reklamlar çekiliyor hakkında. Büyüklerinin elini öpmeden, dost akrabayla bayramlaşmadan tatil yörelerine sıvışmaya daha dikkat ediyoruz sanki. Ya da başka şehirdeki yakınlarımıza uğramaya çalışıyoruz önce. Birkaç Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı hatta Muharrem ayında, bu dönüşümü hisseder oldum.

Budur zaten amacı; işten güçten bulunamayan zamanı, yakınlarımıza ayırmak için bayramda tatil olur. Gevşeyen bağları, tamir etmek için. Bir araya gelelim diye. Deniz kumları, kayak takımlarıyla bayramlaşalım diye değil. Duygusuz maddeler ve maddiyatçılarla bayramlaşan, yalnız kalır.

Bayram öncesi
Cuma akşamı, görüşemeyeceğim arkadaşlarla bayramlaştık,  çıktım gazeteden. Bayram havasına girdim. Çocukluğumuzdan kalmış; hafifleten, hoşgörüyü genişleten bir duygudur. Kızılay metroya indim, en öndeyim. Benden biraz irice bir arkadaş, yokmuşum gibi geldi, bütün rahatlığıyla önüme geçti. Etrafımdakiler, ne diyeceğim diye meraktan yan bakışa kesildi. Şimdi metro, yeraltında olduğu için, kendiliğinden gölgeli, “Ağaç geldi, gölge oldu” diyemiyorsunuz. İçimdeki güzel duygular ve bayram sevinci, ahşaplığı yakıştıramadığı için, bu tahta insanla muhatap olmadım!

Cumartesi, arife günü… Anacığım, mis kokulu kurabiyeler atmış fırına. Yaprak sarıyor şimdi. Burma tatlısının, müptelasıyım. Babacığım, bayram alışverişinden gelmiş, belgesi bayram şekeri baş köşede. Bayramların, bu hareketini severiz biz. Bayram, misafirliğiyle maratona dönüşür. Gelen yakınlar, ziyaret edilen büyükler, dostlar, akrabalar derken bir şamata içinde bağları tamir edersiniz.

Sakat toplum
İnsani bağları gevşeyen insan, kemik erimesine tutulur. Eridikçe kolay kırılır. Siz kırılınca toplum sakatlanır. Sakat toplum, her türlü kötülüğe açılır.

Taze bekarlık zamanlarım, çalışmak zorunda kaldığım bir bayramdı Ankara’da. Kardeşlerim Mithat ve Güven İstanbul’da, anne-baba Karadeniz Ereğlisi’nde, çocukluk arkadaşlarımla ilişkilerim kopmuş. Şeker almış, harçlık hazırlamıştım bayram çocukları için. O gün kapım, bir ‘tık’ edip, çalmadı. Hiç alışık değilim, anlatamam içime çöken kasveti. Bilmediğim bir bayramla tanıştım. Erimiş bir kemik lifi kadar incelmişim, kırıldım! Kıymetini anladığım gündür bayramın.

Çocuklarımıza, eski bayram coşkusunu hissettiremiyoruz galiba. Bizim bayramımızı, yaşamıyorlar. Hareketini bile sevdiğimiz bayramı, çocuklarımıza aktaramıyoruz. Komşu kapısı çalmıyorlar. Halbuki şeker ve harçlık için çalınmaz o kapı, işin cilvesidir. Çocuğu, çevresine açan ikinci bağdır. Şeker yok, harçlık yok, ne olacak? Bilgisayar oyunu mu dağıtacağız iyice bizden kopsunlar diye? Şekere doymuş, eğitim sisteminde eğitemediğimiz çocuklarımızla ne yapacağız?

Topallayan ayağımız
Sıkı bağların sırrına ermiş, güçlü bağları kurabilme meziyetimizi, geri kazanmalıyız. Bu memleketi 150 yıldır böldürmeyen, son 30 yıldır, kardeşlerine düşman edemeyen bu meziyettir. Kemikleri eritmeye çalışıyor ama kırabilecek hale getiremiyorlar. Bayramlarımız beraberlik, beraberliğimiz, güçtür.

Güçtür de unutulmasın; bu gücün diğer yarısı, tavsayan ‘Milli Bayramlarımız’dır. ‘Milli’ ayağımız topallarken manevi ayağımıza yüklenmekle bu uzun yolu yürüyemeyiz. Yaklaşık 70 yıldır topallayan devlete, bundan sonra kaçınılmaz, aksayan ayağını, mutlaka yeniden kazandırmalıyız.