yasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2018 Çarşamba

SICAK ANKAPARK KESTANESİ İKİLEMİ


15.05.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Soğuyacak gibi değil, tutanın elini yakıyor sıcak kestane. Daha da çok yakacak. Tartışması, iddiaları, dedikoduları durulmuyor. Dönüyor dolaşıyor garabet, bir yerinden gözümüze giriyor. Yapılaşma ve yayılma biçimiyle Atatürk Orman Çiftliği’ne, maliyetiyle başkente ayrı zarar olan Ankapark’la hukuk çiğnemenin de memleketteki en büyük abidelerinden birine sahip olmuş olduk.

5659 Sayılı Atatürk Orman Çiftliği Kuruluş Kanunu, 2006 yılında 5524 Sayılı Kanun’la değiştirilmiş, imar planları ve bu planlara uygun hizmetler, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verilmişti. 10 Ağustos 2011’di ilk niyeti beyan etme tarihimiz. ‘Çiftlikle Vedalaşın’ demiştik.

Bulvarla başladı
Ankara Bulvarı ile fitil ateşlenmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün koşullu bağışladığı Çiftlik arazisi, emanet edilen kurumlarca mülk sahibiymiş gibi elden ele dolaşmaya başlanmıştı.

Başlamadan önce 2 yıl boyunca sadece Çiftlik’le ilgili 16 yazımızda, “Yapmayın” demeye çalıştık. Yapımına başlanan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin gölgesine sığınarak, oldu bittiyle 2013’te Ankapark’ın inşaatı başlatıldı.

Dava açıldı, Mart 2014’te Ankara 5.İdare Mahkemesi, yapılmak istenen tüm değişiklik ve uygulamaları oybirliğiyle durdurma kararı aldı. Danıştay 6.Dairesi de bilirkişi raporları gelene kadar yürütmeyi durdurmayı onayladı.
“Otomatik çözülür”
O zamanki Belediye Başkanımız Melih Gökçek, “Bana köprüleri, alt-üst geçitleri yaptırmıyorlardı, ben, bugüne kadar hepsini yaptım. Onları nasıl yaptıysam bunu da öyle yaparım. İlla ki yaparım. Yasalara uygun hale getirir, yaparım “ demiş, eklemişti: ”500 milyon (trilyon) harcandı Ankapark’a, bu paradan vazgeçemeyiz. Bir kanun çıkarılır, iş otomatik çözülmüş olur. 3 tane bilirkişinin keyfi için iş yarım mı kalacak?

Vasiyet insan hakkıyken
Demek hukuku çiğniyor, bir kanunla ‘otomatik’ yasal hale getirebiliyorduk. Belediye Başkanımız, ülkenin başkentinin idare biçimini, herkesin anlayabileceği sadelikte böyle anlatmıştı. Yalnız ‘vasiyet’, bir insan hakkı olması nedeniyle Anayasa’nın da üzerindedir, bir de onu, en temel hakkı çiğnemiş oluyorduk asıl. Mustafa Kemal’in vasiyeti bile olsa, çiğnedik geçti işte.

Mustafa Tuna Ankapark'ta
28 Ekim 2017’de Gökçek istifa etti, 6 Kasım’da Sincan Belediye Başkanı Mustafa Tuna görevi devraldı. Yeni başkan, sıcak kestane havuzunda buldu kendini. En sıcağı da Ankapark projesiydi. Projeyi onaylamadığı belliydi ama “Bu kadar para harcanmış, sokağa mı atalım o kadar parayı?” minvalinde sözlerle gönülsüz sahiplenmek zorunda kaldı Ankapark’ı. Yaklaşık 2 milyardı(katrilyon) harcanan para.
Başkentin dinozorları eksik olmayacak!

Kavurarak yapıştı
Dün Meclis’te görüşülen torba yasa tasarısında, Ankapark’ın belediyeye tahsis süresinin 29 yıla çıkarılması da vardı. 2 yıl önce Varlık Fonu ile ilgili kanun tasarısının 10.Maddesi içine saklanan bu talebe karşı çıkmış, gizlilik ve eski başkanın yeni yapılaşmalar içeren sözlerinden tedirgin olmuştuk. 2 yıl sonra yeni Başkan’la aynı ikilemin içinde bulduk kendimizi; atsan atılmaz, satsan satamıyoruz haline ne diyeceğimizi bilemiyorduk.

Kanunla kanunsuzluğu ‘otomatik çözmek’, Ankapark kadar büyük bir garabetti başkent idaresine bırakılan. Sıcak kestane, kavurarak yapışmıştı Ankara’nın avucuna.

9 Nisan 2016 Cumartesi

EKONOMİ DE AĞIRDAN ALMANIN BEDELİ



08.04.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çok ağırdan alıyorduk hem de. Son 30 yılda zaten sezilmeyen küçük adımlarla devlet katkısı azalıyordu Ankara ekonomisine. Son 10, özellikle son 6-7 yılda her yıl bir Polatlı nüfusu  nüfusuna ekleniyor ancak ekonomisi, aynı hızda büyümüyordu başkentin. Olan da rant ve tüketim ekonomisinden ibaretti ağırlıklı olarak. 1 satan 4 alan bir kentin, sağlıklı bir ekonomisi olduğunu söyleyebilir miyiz? Üretmek yerine ranta ve tüketime dayanıyorsa balondur o kentin ekonomisi. Patlıyor balonumuz...

Sanayinin önü açık değil
Hakkını yememek lazım, Ankara’nın sanayicileri, 10-12 yıldır dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri doğru okudu ve bir üretim atağına geçmek için kolları sıvadı. Sanayi üretiminde, savunma ve havacılık sanayisine ek olarak bilişim, raylı ulaşım sistemleri, tıbbi araçlar, alternatif enerji, kauçuk gibi alanlarda adımlar atmaya çalışıyorlar. “Çalışıyorlar” diyoruz çünkü bürokrasi hazretlerini aşamıyor, yöneticilere anlatamıyorlar ne kadar çalışsalar da.

Bürokrasiyi aşamıyor, yerel yöneticilerle eşgüdümlü çalışamıyor, kentin ileri gelenleriyle birlik olup başkentin geleceğini çizemiyorlar. Sanayinin yeni atılımları için ihtiyacı olan yol, su, elektrik gibi altyapı yatırımları bekliyor, bayatlamış yasa ve yönetmeliklerle gemi hızlanamıyor, bu arada yeni proje ve tasarılar, bürokrasinin sümen altlarında güncelliğini kaybedip, günden güne soluyorlar. İşi iyi olan da kendinden ötesine bakmıyor, kamarasını gemi zannediyor, gemi battığında kendisine bir şey olmayacak sanıyor. Hepimiz aynı gemideyiz oysa.

Strateji, yönlendirme yok
Ankara ticareti içinse dünyayı ve bölgeyi iyi okuduğunu söyleyemeyiz. Rant ve tüketime dayalı ticari hareketlilikle yetiniyormuş görünüyor. Esnaf sanatkar kendi haline terk edilmiş, her gün pastadaki dilimleri biraz daha küçülüyor, üretime yönelik küçücük projeler için bile kapı kapı dolaşıyor, destek bulamıyorlar. Yönlendirilmiyor, bir strateji etrafında toplanamıyor, el yordamıyla yollarını bulmaya çalışıyorlar. Balon ekonomi patlamaya başlayınca da en zayıftan başlıyor yok etmeye. Ağırdan almanın bedelini, ağır ödeyeceğiz böyle giderse.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, 5 Nisan’da Ankara Kulübü’nü kabulünde, “Sanayicilerin Ankara’yı terk ettiklerini, liman şehirlerine gittiğini görüyoruz” dedi. Aynı gün Ankara Genç İşadamları Derneği (ANGİAD) Başkanı Emre Altındağ, “Ankara ticareti iflasın eşiğinde, acil tedbir şart” diye öneriler sıralıyordu. “Balon hava kaçırıyor, patladı” diyorlar duyana.

Musibetten hayır çıkaralım
Ve söz sahibi olanlar, hala günübirlik çözüm önerileriyle deliğin kapanacağını sanıyor. Köklü sistem değişiklikleri lazım, yeni yasal düzenlemeler, eylem planları lazım. En birincisi, camianın bir araya gelip, kentin yöneticileriyle üretim hedefli projeler geliştirmesi, bunun için görev dağılımı yapması lazım. Sıfır turizmli başkentte, sağlık turizminden bahsediliyor, ne tarih ve kültür ne sağlık turizminin hiçbir altyapısı hazır değil. Otel yapmak dışında hazırlanma gayreti de göremiyoruz.

Bombalarla solan çarşılarımızı günübirlik önlemlerle canlandırma çabaları, balonunun hava kaçırmasına engel olamaz. Musibetten hayır çıkaralım, herkes kendi alanında olmak üzere, ciddiyetle masaya yatıralım Ankara ekonomisini. Eksikleri ve engelleri gür seslendirip, uzun vadeli çözümlerin peşine düşelim. Başkenti, elini kolunu tuttuğu gibi 3 beden de dar gelen bu deli gömleğinden, çekip kurtaralım artık onlarca yıldır giydiği yetmezmiş gibi.

1 Şubat 2016 Pazartesi

KAĞIT TOPLAYICILARI DÖNÜŞTÜRMEDEN



29.01.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi


Bakarken görmediğimiz insanlardan onlar. Gözümüzün önünde yokmuş gibiydiler. Onlar kimseyle değil, çöplerde ve çevreye saçılmış kağıtlarla ilgiliydi, biz de onlarla ilgilenmezdik. En eski çevrecilerden kağıt toplayıcılar, bir kalemde çöpe atıldı.

Yaptık oldu
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, sokaklarda katı atık toplanmasını önlemek amacıyla 2005 yılında bir düzenleme yapmış, bir yönetmelikle de bunu ilgili birimlere bildirmişti. Yasaklamaya, katı atık toplayanların sayısının hızla kontrolden çıkması, çöp toplarken hiçbir hijyen kuralına uyulmaması, hastalık bulaştırma riski ve güvenlik zafiyeti gerekçe gösterilmişti.

Aradan geçen sürede düzenli denetimler yapılmadı. Ankaralı atık kağıt ticareti yapan iki firmanın şikayetiyle Ocak ayı boyunca 27 firmaya ardı ardına 140’ar bin lira ceza kesildi ve bizim ‘kağıt toplayıcıları’ diye tabir ettiğimiz katı atık toplayıcıları, bir gecede işsiz kaldı. Oh, biz yaptık oldu!

Sokağın gerçeğini atlıyoruz
Ankara’da, 5-6 yıldır kağıt toplayıcılarına karşı önlem alınmasını talep edenler vardı zaten. Fakat bu talepte bulunanlar, bu işle geçinenlerin ne olacağına yanıt vermiyordu talebin sonunda. “Yasaklansın”da kalıyor, bizim sokakta bakıp da görmediğimiz binlerce kişiyi, iyice gözden çıkarıyorlardı.

Daha iyi bir marifeti ya da gelir kapısı olsa, kim çöp karıştırmak ister. Eğer “yasaklansın” diyorsak, onca insana da başka bir ekmek kapısı açmak, yol göstermek gerekmez mi? Türkiye çapında yaklaşık 500 bin kişinin ekmek yediği kapıyı, bir çırpıda nasıl kapatırsınız? Yasal düzenlemenin gerekçeleri doğru ama sokağın gerçekleri değil maalesef.

Dinamit gibi
Ayakları yere basmayan yasaların uygulanabilirliği havada kalacak, sonuçları, çözdüğünden fazla sorun olarak unuttuğumuz sokaklardan geri dönecektir hepimize. Zaten hiçbir kayıt ve sosyal güvence altında olmayan binlerce insanı, dinamit gibi aramıza bırakacaksınız. Ne yapacağız, biz de göz göre göre oturup, patlamalarını mı bekleyeceğiz?

Devlet, böyle bir karar alırken sonrasını da hesaplayarak alır. Bu insanları nasıl istihdam edeceğinin, bir marifeti yoksa nasıl meslek edindireceğinin planını yapar, dönüştürür, koparmadan onları, toplumun içinde korur. Her şeyi çok doğruymuş da bu kalmış gibi vahim toplumsal sonuçları olacak keskin kararlar alamaz. Alırsa eski bakarken görmediklerimiz, yeni görmezden geldiklerimiz, gözümüze soka soka, bir gün çok ayan kendini gösterir.