mucit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mucit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2016 Çarşamba

AKILLI VE İLKEL



02.08.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Vasat değiller, zekiden öte akıllılar. Ülkenin en akıllı çocuklarına, dünyanın en ilkel işlerinden birini yaptırdılar; bir askeri darbe ile kendi halkını kıydırmaya kalktılar. 18 gün geçti, akılla açıklayamıyoruz hala olan biteni. Büyü mü yaptınız, Melih Gökçek’in dediği gibi cinler mi karıştı işe, hipnotize mi ettiniz, ne yaptınız bu Türkiye’nin en parlak akıllarına da inançla böyle bir ilkelliğe imza attılar? Her şey ortada olduğu halde niye bizim vasat aklımıza sığmıyor acaba bu ilkel girişim?

“2000’de iktidarız”
1980’lerin başında, 2000 yılında iktidar olacaklarından bahsettikleri geliyordu kulaklarımıza. Lise çağındaki biri için ne kadar fantastik bir tarihleme; 100 yılla 20 yılın farkı yoktur o çağdaki bir genç için, her ikisi de çok uzaktır. Ama yine o çağdaki birileri telaffuz ediyordu bu sözleri, demek akıllı çocuklar, ileriyi görebiliyorlardı.

Plandan 16 yıl kayma olmuştu, 15-16 Temmuz 2016’da attılar iktidara meyleden adımlarını. Ancak akıllı çocukların da aklının yetmeyeceği bir şey oldu, çılgınlığın dibi adamlar atladı tankların, bombaların ve mermilerinin önüne. Nasıldı yani?
- 45 yıl en akıllı ve başarılı öğrencilerin aklını çel
- Yıllarca zekadan öte akılları sayesinde kendini saklamayı başarsınlar
- Devletin en önemli kurumlarında hayati köşe başları tutulsun
- Onbinlercesi biriksin, güç olsun ülkenin dört bir yanında
- 45 yıl, 20 saatte tersyüz olsun...
Akıllıların akılla açıklanamayan örgütlenmesini, ancak akla sığmayacak bir çılgınlık durdurabilirdi; Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın çılgınları, hortladı sanki 100 yıl sonra, 45 yılı 24 saate bırakmadan tasdiknameyi, halk tabiriyle ‘depdirnameyi’ tutuşturdu ellerine.
Mucit nesil vasatlaştırıldı
Türkiye’nin buluşlar yapacak, hastalıklara derman bulacak, uçaklar, trenler, gemiler, arabalar üretecek, nano teknolojiyle oyuncak gibi oynayacak, uzaylara gidecek akıllı nesline askeri darbe yaptırmış, bir gecede Türk tarihinin en azılı vatan hainlerine dönüştürmüşlerdi. Bilim adamı, mucit olacaklar askerleştirilerek vasatlaştırılmış, vasatlar, memlekete hiçbir faydası dokunmayan fitne-fesat peşinde bilim adamı yapılmıştı.

Hiçbir parayla satın alınamayacak bu akıllar, kendisine ve ülkesine hiçbir faydası olmayan bir uğurda imha edilmişti adeta. Darbe başarılı olamasa da yine de o akılları imha ederek kazanmıştı yaptıranlar.

Budanıyor keskin zekalar
Dünyayı idare etme sevdasındaki iradeler, hiçbir ülke ayırt etmeksizin bütün dünya üzerinde bir ‘vasatlaştırma’ işlemi yürütüyor. Televizyon, gazete, dergi, sosyal medya gibi kitle iletişim araçları, bazı sivil toplum örgütleri ve çalışma hayatı üzerinden yapıyorlar törpülemeyi. Aklı, onun işleyiş biçimi ve kapasitesine göre değil, işlerine yarayacak biçimde yönlendiriyor, çıkıntılık yapacak birçok keskin zekayı böylece buduyor, dünyanın en akıllısını bile idare edebiliyorlar ‘vasat’ akıllarıyla. Kaba ve sığ olan vasat fikirlerini, güç ile kapatıyorlar.

Türk devletinin kutup yıldızları olacak çocukları, tarihinde az görülür bir örnekle devletini yıkmaya kalktı. En akıllılar, en ilkel halleriyle ülkenin emniyetini, askeriyesini, istihbaratını, Meclis’ini bombaladı, halkına ateş etti, üzerinden tankla geçti. Bir saniye bile mi sorgulamadınız a efendiler, “Ne yapıyoruz?” diye? Bir saniye bile mi sorgulamadınız kimi düşman ilan ettiğinizi?

45 yıl çırpınmışız
Haşhaşiler cehaletinin kurbanıdır, bu akılla bu çağda, toprağına doğduğunuz, 45 yıl maaşıyla geçindiğiniz, ucuz imkanlarından yararlandığınız, yani ekmeğini yiyip, suyuyla bugüne geldiğiniz ülkenizde, bu çeşit bir ilkelliğe nasıl alet olabildiniz? Süper akıllarınızın vasatlaştırılmasını anlayamadınız da kalan zerre aklınızı niye yediğiniz kaba pislediniz? Anlaşıldı ki ayağımızdaki prangaymışsınız, sizin yüzünüzden, 45 yıl çırpınmışız biz uçabilmek için!

1 Ekim 2014 Çarşamba

BEYİNLERİN GERİ DÖNMESİ İÇİN




30.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Biz beğenmiyorduk, başka ülkelere gidiyorlar, orada beğeniyorlardı. Dünya yüzündeki dört element, hava, su, ateş ve tahta.. pardon toprak, bizim memlekette de vardı ama bizim işleyen beyinler, yurtdışına gidiyordu. Orada icatlar yapıyor, onların icatlarını, dünyanın parasını verip, burada satın alıyorduk. Mucit bizim çocuğumuz, o ülkelerdeki pek çok olanak özellikle son 20 yıldır bizde de var ama bu beyinlerin göçünü adeta teşvik ediyorduk.



“Bu adam uygun değil”

Bu konu geçince otomatik olarak Hezarfen Ahmed Çelebi de beraberinde düşüyor aklımıza. 382 yıl önce Galata Kulesi’nden 3 buçuk kilometre uçup, Üsküdar’a konunca, Sarayburnu’ndaki Sinanpaşa Köşkü’nden izleyen padişah 4’üncü Murat’ı ter basmış. Önce kendisini bir kese altınla ödüllendirmiş sonra "Bu adem pek havf edilecek(korkulacak) bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelir, böyle kimselerin bekası (kalıcılığı) caiz (uygun) değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir.



Bu marifetle yarın padişah da olur bu” diye de çekinmiş olabilir. Yoksa niye sürsün zehir gibi beyinli bilim adamını, hem de kanat takıp uçacak kadar gözü kara, kaba tabirle delisini!



Altın Çağ’dan gerisin geri

8 ile 13’üncü Yüzyıllar arası, ‘İslamın Altın Çağı’ olarak anılır. Dünya çapında bilim adamları, mühendisler, sanatçılar, filozoflar, hukukçuların yetiştiği bir dönemdir. Etkisi 15-16’ıncı Yüzyıl’a kadar sürmüştür. Ancak 400 yıl sonra geri vitesle geldiğimiz nokta da budur; “Sür gitsin, iktidara ortak olur!



İşte bu aklın etkileri, bu memlekette sürüyor hala. Mucit beyinleri seri üretim gibi her yıl ihraç ediyoruz. Eline olanaklar vermek yerine, memleketine küstürüyor, yolluyoruz.



Bir örnek, bir tuzak

LED aydınlatma teknolojisinde devrim yaratan Prof. Dr. Mehmet Arık, memleketinde muhatap bulamayınca Amerika’ya gitmişti. 17 yıl orada çalıştı. Bugün onun geliştirdiği teknoloji, televizyonlardan sokak aydınlatmalarına, telefonlardan makinelere, evimizdeki ampullere kadar tüm dünyada yaygınlaştı. Geçen yıl, 17 yıl aradan sonra Türkiye’ye döndü. “Amerika’da, 17 yıllık süre içinde, 100’den fazla patent aldık” diye açıklama yaptı. Ya sabır!..



Bu arada ısrarla memleketinde icat etmeyi göze alacak kadar inatçı bazıları, burada kalmaya ya da geri dönmeye devam ediyor. Gördükleri muameleye karşın. Devletse bu beyinlerin savruluşunu izlemeye devam ediyor. Türkiye de ‘orta gelir tuzağı’ denen tuzağa düşmeyi. Kendi teknolojisini geliştiremeyen, sanayisine, ticaretine yeni açılımlarla yön veremeyen ülkelerin düştüğü bir tuzak bu.



Niyet varsa oluyor

İçimize su serpen bir haberden çıktı bütün bu serzenişler; Türkiye’nin İdeal İşverenleri Araştırması 2014’da gençler, bu yıl ilk kez ASELSAN’ı tercih ederek, dünya markası Google ve Microsoft’un önünde ilk sıraya oturtmuş. Her yıl dünyanın ilk 100 savunma sanayi firması arasında tırmanışını sürdüren ASELSAN, bu yıl 74’üncülükten 67’nciliğe yükseldi. Ve gençliğe, onların akıllarına sahip çıkan ASELSAN, 100’e yakın mühendisin ülkesine dönmesini sağladığını açıkladı.


Organize sanayi bölgeleri, üniversiteler ve teknokentler, destek ve uygulanmayı bekleyen projelerle dolu. Efendim, hava, su, ateş ve tahta.. pardon toprak, bu memlekette de var. Niyet varsa oluyor işte.

11 Ocak 2012 Çarşamba

YAPILACAKTI


10.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yaklaşık 2 ay önce Ankara Valimiz Alaaddin Yüksel’le bir söyleşi yapmıştık. Kısa ve uzun vadede yapacaklarını anlatmıştı. Ayrıca yeni yıl başına kadar gerçekleştirmekte kararlı olduğu 5 başlık sıralamıştı. Hababam Sınıfı’nın Külyutmaz Hocası gibi sıranın üstüne sıçrayıp, söyleşinin içine sığmayan bu vaatleri, ‘Yıl Sonuna Kadar Yapılacaklar’ başlıklı yazımda ele almıştım. 2 ay sonra yine sıçradım sıranın üstüne, beraber geçtik üzerinden.



Bürokrasi azalacaktı

1 Ocak 2012 tarihinden sonra Ankara’da bürokrasi azalacak” demişti Yüksel. Kamu hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik bütün iş ve işlemler yenilenmiş olacaktı. Örneğin; iş kurmak için sayfa sayfa evrak doldurulup, masa masa, kapı kapı dolaşılmayacaktı. Resmi işlemlerde, gereksiz evrak ve işlemler kaldırılacak, doldurulacak belgeler, internetten indirilebilecekti. 25 Aralık 2011’den itibaren uygulama başladı. Valiliğin,  http://www.ankara.gov.tr sayfasında, ‘Kamu Hizmet Standartları’ bölümünü tıklayınca hangi işlem için ne tür belgelere ihtiyacınız olduğunu, üstelik işlemin kaç gün, saat ya da dakika süreceğini görebilirsiniz. 2 günlük işe 5 gün koşturuyorsanız şikayet hakkınız doğacak, ilgili memur hakkında işlem başlatılacaktı. En son baktığımda ‘Kamu Hizmet Standartları’ duyurusunu 21 bin 500 kişi okumuş ancak işlem sayfası, 2 bin kişi tarafından ziyaret edilmişti. Bulmaca çözülmesin, en kısa  yoldan ulaşmalı bilgiye.



Proje Pazarı açılacaktı

Aralık ayı içerisinde ‘Proje Pazarı’, açılmış olacaktı. 17 Aralık 2011’de açıldı. Mucitler, 89 projeyle çıktı pazara, girişimcilerle ilk buluşma gerçekleşti. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Ankara Kalkınma Ajansı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin bu ortak projesine, destek olacak vaatlerde bulundu. Şöyle bir baktım buluşlara,  “Bilişim Vadisi, daha ne kadar dizginlenebilir böyle bir kentte” diyebildim ancak.



EMMIT’e katılacaktık

İstanbul’da, turizmcilerin ‘EMMIT Fuarı’ var. Uluslararası bir  turizm fuarı. 9-12 Şubat 2012 tarihindeki fuara, Ankara’nın katılma işlemleri tamamlandı. 15 yıl sonra Ankara, bir turizm fuarında olacak. Berlin ve Moskova’daki fuarları hedefleyebiliriz artık.

Fuar alanımız olacaktı

Fuardan devam… Ankara Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Ankara Ticaret Borsası, Ankara Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ve Akyurt Belediyesi’nin ortaklığında, uluslararası bir fuar şirketinin kuruluşu gerçekleşti. 18 Aralık 2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’yla, Akyurt’taki 330 hektar fuar alanı da belli oldu. İlk sermayesi 100 milyon dolar. Çadır tiyatrosu bitiyor Ankara fuarcılığında.



Çocuk Meclisi toplanacaktı

Son olarak Ankara’nın, çocuk dostu kent olma özelliğini geri almak, bunun için de bir adım atmak istiyordu Alaaddin Yüksel. 20 Kasım 2011’de, 1’inci Ankara Çocuk Dostu Şehir İl Meclisi’ni topladı. Çocuklar görüştü, kararlar aldı. Bir haftaya kalmadan yönergeler hazırlanmış olacak. Kim, hangi kararları nasıl uygulayacak, belirginleşecek. Büyüklerinkiyle olmayan çocukların gözüyle olur inşallah! Her yıl 20 Kasımlar’da toplanacaklar. Gelecek yılkine katılıp, 23 Nisan’ı Ankara’ya geri getirmelerini isteyeceğim!



Gevşek kumla oyalanmayacaktık
Masasında yazım, yazıdaki her başlığın yanında da düştüğü  kayıtlar vardı Alaaddin Yüksel’in. Fotoğrafları bile kanıt olarak eklemişti. 2 aylık sözünü, yerine getiriş belgesi hazırlamıştı. Yapacaklarının işareti saymak istiyoruz yaptıklarını. Söyleşimizde, çok çok büyüklerini sıralamıştı. Hepsinin pür dikkat takipçisiyiz. Ankara’yı hareketlendiren her adımı, her gelişmeyi bu dikkatle izliyoruz. Hala dalgalara dayanıksız kumdan kalelerle oyalanmaya çalışan, başkentte atılacak adımların önümüzdeki Türkiye’ye yararını kavrayamayan gönlühoşlar var çünkü.

11 Haziran 2011 Cumartesi

200 BİN Mİ ÇOK 10 BİN Mİ AZ?


10.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Dünyayı hoplatan Türk.. Büyük buluşuyla bilim camiasını titreten Türk.. Yeteneğiyle göz kamaştıran Türk!..” Gazetelerimizin, televizyonlarımızın baş köşelerinde, çiğ bir abartıyla  övününürüz kendileriyle. Türkiye sınırlarından çıkınca dünyayı, hoplatan, titreten, kamaştıran bir tabiatımız var. Türkiye’de, ‘tıs’ yok. Dünyayı hoplatan bu Türkler, nedense kendi topraklarını hoplatıp, sıçratamaz dünyaya karşı? İklimi mi uygun değil memleketin acaba; sınırları aşınca kan yürüyor beynimize. Gittiği ülkeye yarayan beyinler yetiştirme uzmanıyız.



Aynı beyin

Allah baba, herkese aynı beyni vermiş ama değerlendirebilen yararlanıyor nimetlerinden. İklimle pek ilgisi yok galiba. 2 binli yıllara geldik, bilim ve araştırma-geliştirmenin önemiyle oyalanıyoruz hala. Karar versek artık önemli olduğuna: aksini iddia eden olmamış ki tarih boyunca. Nesiller kuruttuk bu kararsızlık ve pısırıklığımızla. E yetsin artık!



Inovankara

Ostim Organize Sanayi Bölgesi, Sağlıkta Yenilikçilik Hareketi Platformu’yla adı ‘Inovankara’ olan bir çalışma gerçekleştiriyor. Ankara’nın, sağlık alanındaki tüm kurumlarını bir araya getirerek yerli üretimde, önlemler ve çözümler bulmaya çalışıyorlar. Bir tane bulmuşlar örneğin; dışarıdan alınan 200 bin Avroluk bir ürünü, Ostim’de 10 bin Avroya üretmiş Ostim. Üstelik daha kalitelisini. 200 bin Avro, yaklaşık 400 bin Lira eder. Eski parayla 400 milyar Lira. 10 bin Avro, 20 bin lira, eski parayla 20 milyar. Ostim, daha kalitelisini, 20 kere daha ucuza maletmiş. Beyin aynı, aklın yolu bir; tartışılacak bir yanı var mı bu kazancın? Ayakta alkışlanacak bir üretim ve başarı. Zahmet olmazsa alkışlayıverin bari!



Yapamayacağımız iş yok

Yapılan toplantıda, Türk Kızılayı Genel Müdürü Ömer Taşlı, “Bilgiyi üretiyoruz, ürünü üretiyoruz, kullandığımız makine ve teçhizatın bütün bilgilerini üretiyoruz ama bir türlü o bilgiyle üreteni yan yana getirip, kendi markamızı, kendi ürünümüzü üretemiyoruz” demiş. Ostimler’den, uzaklaşmamak gerektiğinin altını çizmiş. Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın’sa “Sağlık Bakanlığımız’la üniversitelerimizle teknoparklarla biraraya gelerek yapamayacağımız iş yok” diyor. Sağlık alanı dışında da becerilerini kanıtladıklarından sözediyor. Savunma Sanayisi’nin, öngöremediği işler çıkardıklarına değiniyor. Gördünüz, başarının anahtarını.



İş ki niyet olsun

Defalarca söyledik; Türkiye’nin en iyi üniversiteleri Ankara’da, firmalar, işbirliği yapıp, değerlendirsin diye. Meslek liselerimizi, okullarımızı, sakın kapatmayın aksine yenilerini açın diye. Ostim, bütün organize sanayi bölgelerimizin simgesi gibidir. Ostim derken aslında bütün organize sanayi bölgelerimizi kastederiz. Her birinde, en az 5 tane mucit bulursunuz.  Bu birikim tarım, hayvancılık ve bilişim sektörlerimiz için de geçerli, iş ki niyetiniz olsun.



Milyonlarca işsiz gencimiz, sokakları arşınlarken çözüm, işte burnumuzun dibinde. Ostim ve  Sağlıkta Yenilikçilik Hareketi Platformu’nun attığı adım, yüreklendirici bir adım. Yeniden soralım; 200 bin Avro mu çok, 10 bin Avro mu az? Aradaki 190 bin Avroyu yani 380 bin Lirayı savuracak kadar zengin mi Türkiye? Hele Ankara…


Dünyayı hoplatan, titreten, kamaştıran beyinlerimize, sınırlar dahilinde sahip çıkarak, hiç olmazsa 2 binli yıllarda kendimizle alay ettirmeyiz inşallah. Ettirmeyiz de dünyadan Türkiye’ye değil, Türkiye’den dünyaya seslenir beyinlerimiz.

23 Nisan 2011 Cumartesi

HEDEFSİZ, NİTELİKSİZ, İŞSİZ


22.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Hedefsiz bir nesilden, niteliksiz bir eğitimle işsizler ordusu kuruyoruz. Bir cümlelik köşeyazısına geçmiş olsak durumumuzu böyle özetler, Pirinçhan’a çay içmeye giderdim. Geçilmediği için –çok şükür- Pirinçhan’da yapacağımız sohbeti, köşemize taşıyabiliyoruz; bir tarifsiz, acayip durumları!

Esnafın kapısı kapalı
Arka arkaya kapatılan meslek liseleri ve yüksekokulları, hep aklımın bir kenarında, oradan çıkmak bilmedi. Ostim Meslek Yüksekokulu Müdürü Doçent Doktor Behçet Gülenç’in anlamlı uyarısı, aklımın o kenarına seslendi, açtı kutuyu: “Esnafın kapısı kapalı, anketlerimize bile katılmıyorlar” diye dert yanıyordu Gülenç. Aslında Ankara Kalkınma Ajansı ve Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Destekleme Vakfı (MEKSA)’yla bir projenin gerçekleşmesi için bir araya gelmişlerdi ama bizim gibi hocamızın da canına “tak” etmiş demek; uyumsuzluğu seslendirmekten kendini alamamıştı.

Akort yapan yok
Gülenç hocamızın sözleri, bahane oldu. Üniversite kenti Ankara’nın şahsında, ülkenin kanayan bir yarasına dokunma fırsatı doğdu: Her türlü üretim sektörü, ne meslek okulları ne de üniversitelerle işbirliği yapmayı ciddiye almıyor. Evini, arabasını satıp, işini döndürmeyi göze alıyor ama okullarımızla işbirliği yapmak aklına gelmiyor esnafın. Her organize sanayi bölgesinde ya da büyük çaplı bir şirkette en az 10 tane mucit usta sayarlar size. Ancak icatlar ustalarda, bilgiler, okullarda çürümekle meşguldür. Bilgi ve uygulama, akortsuz bir sazın sesi gibi uyumsuz nağmelerle kulağı tırmalar. Akordu yapan yok çünkü.

Üst üste meslek liselerini, yüksekokulları kapatıyor, üniversitelere yönlendiriyoruz gençleri. İhtiyaç olmayan  sayıda öğrenci, binbir zorlukla okuyup, ihtiyaç duyulmayan bölümlerden mezun oluyor. İstemedikleri bölümleri okutup, dünyanın ilk üniversiteli amelelerini yetiştiriyoruz. Niteliksiz ve plansız eğitim, “Ne iş olsa yaparım abi” mezunları yaratıyor. İtfaiye eri olmak, Kömür İşletmeleri’ne girmek için tomruk taşıtıyoruz üniversiteli mezunlara. Bunun için üniversite okumaya gerek yok halbuki!

Dershane, üniversite müşterisi
Nasıl bir eğitim anlayışımız ve sistemimiz var, bu sistemin gelecekte nasıl bir yararı olacak anlayamayanlardanım ben. Uzman eğitimcilerimiz, biliyordur. Ancak kapatılan meslek okullarının, zararını anlayabiliyorum. Dershane ve üniversite müşterisi olmaya zorladığımız çocuklarımızı, bir kıyma makinesine elimizle atıyoruz. Çoktan meslek sahibi olup, eli ekmek tutmaya başlayacakken. Üstüne üstelik dansöze para yapıştırır gibi Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’nın şifreli soruları alnına yapıştırılınca, meslek okullarını mumla arıyoruz.

Üniversite okumuş ben, yaşadım ama hiçbir meslek lisesi mezunu çocukluk arkadaşım, işsizlik yaşamadı. “Görmeyeli ne icat ettin?” diye soruyorum, “Öğlen ne yedin?” der gibi. Çünkü biliyorum, arkadaşım, uygulama adamı. Ben daha okurken o, ekmeğini kazanıyordu. Stajımı yaparken icatlarına başlamıştı. Uygulamaya yatkın aklı için en uygun ortam, meslek okuluydu.

Ne yararı olacak ülkeye?
Meslek okullarının kapatılmasını ya da esnafın, şirketlerin, bu okullardan yararlanmayı ciddiye almayışını garipsiyorum. Ucuz ama niteliksiz işgücü için başka ülkelere gideceklerine, bu çocukların buluşlarını üretime yansıtarak kendi ülkelerinde rekabet gücü yaratabilirler. Hedefsiz bir nesilden, niteliksiz bir eğitimle kurulan işsizler ordusunun ülkeye yararını anlamıyorsa bir ben anlayamıyorumdur!