ivedik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ivedik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2014 Perşembe

SANAYİSİZ DEMOKRASİ OLUR MU?



04.03.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

“Sanayileşmenin, aslında bir modernleşme projesi olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır” diyor Profesör Doktor Erinç Yeldan. Bizim de uzun zamandır yerli üretim için yerli sanayinin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin söylemlerimize farklı bir bakışla katkıda bulunmuş. 26 Şubat’ta Cumhuriyet Gazetesi’ndeki ‘Sanayi Olmadan’ makalesinde şöyle devam etmiş:“Tarihsel olarak bakıldığında, modernite süreciyle birlikte endüstriyel ilişkilerin çerçevelediği toplusözleşme sürecine dayalı kitle örgütleri olarak sendikalar, meslek odaları, üretici birlikleri ve benzeri sivil toplum örgütleri ile birlikte aslında katılımcı demokrasinin kurumları, olgunlaşmış sanayi toplumlarında yeşerebilmektedir.”



Sanayileşme sürecini tamamlayamamış bir ülke Türkiye. ‘Gelişmekte olan ülke’ sınıfından çıkamamış, çıkamıyor bir türlü. En az 300 yıldır bu tuzağın içinde debeleniyor, sınıf atlayamıyoruz. Bu tuzağın adı var.



Orta gelir tuzağı

Bizim gibi ülkeler, yerli kaynaklara dayalı dünya çapında ürünler ve markalar üretemezse ‘orta gelir tuzağı’na düşer. Kendi kaynaklarınızla teknolojinizi geliştirmez, kendi buluşlarınızla üretmezseniz ne kadar istikrar olsa da dışarıdan aldığınız teknoloji eskiyince ‘orta gelir tuzağı’nda kalırsınız, gelişme durur. Çünkü teknolojiyi aldığınız ülke, yenisini geliştirmiş olur, elinizde eskimiş teknoloji ve makinelerle kalırsınız. Haydi bakalım dön başa!



Yani sadece yerli teknolojiyi geliştirmek de yetmiyor, teknoloji geliştirmeyi sürekli devam eden bir düzen olarak kurmak gerekiyor.



Türkiye, yine bu sınıra geldi dayandı. Kararını vermek zorunda. Ya tuzağa düşüp başa dönecek ya da merdiveni tırmanacak adımları atmaya çalışacak. Çabuk karar vermek zorunda. Dünya yeniden yapılanırken kendine yer tutmak için bir fırsat var önünde.



Ürettirmeme sanayisi!

Aralık ayında Ankara’da bir toplantı yapıldı; Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi(ARUS) 1’inci Olağan Genel Kurulu. ARUS’un oluşturulması için Ankara sanayicileri büyük çaba harcadı. İhalelere, yüzde 51 yerli katkı şartını koydurdular. Toplantıdan çıkan sonuçsa “Yüzde 100’ünü üretmeliyiz”di. 1 yıl gibi kısa sürede bu cümleyi kuracak duruma geldi sanayicilerimiz. Ancak yüzde 51 yerli katkı koşulunu bile uygulamayı bekliyorlar hala. Dünya tren pazarı, önümüzdeki 20 yılda, 1 trilyon dolara yaklaşacak oysa.



Malıköy’de, 5 büyük organize sanayi bölgesi, teknoloji üretmeyi bırakın, yol ve su bekliyor. Yine Saray sanayi bölgesinde, dalgalı elektrik yüzünden, yurt dışına satacağımız ürünler tezgahlardan hasarlı çıkıyor. Kazan-Ankara yolu, Akyurt-Çubuk-Kazan hattı genişletilmeyi bekliyor. Elmadağ, OSTİM ve İVEDİK Organize Sanayi Bölgelerini de sayarsak bütün bu sanayi bölgeleri, yolla suyla elektrikle toplu taşımayla uğraşıyor. Daha üretimin temel koşulları yerine gelmemiş, teknoloji üretmekten bahsediyoruz. Bizimki teknoloji geliştirmeme, ürettirmeme sanayisi adeta!



Demokrasi demekle olmuyor

İmalat sanayinin milli gelir içindeki payı 1998’den bu yana, 2013’ün üçünce çeyreği itibarıyla yüzde 15’e düşmüş. TÜİK verilerine göre sanayi sektöründeki işçi başına üretkenlik, 2009’dan bu yana yerinde sayıyormuş. Hizmet sektörü denen tüketim ekonomisine gelince rakamlar tersine dönüyor. Hızla tüketiyoruz. Ancak tükettiğimizin 10’da birini üretemiyoruz. Tüketim ve rant ekonomisi, büyük sanayici holdinglerin bile aklını başından aldı. Araştırma-geliştirme yatırımları yok denecek düzeyde. Büyük alışveriş merkezleri, arazi rantı, teknokentlere, bilişim vadilerine tercih ediliyor.


Alarm çalıyor diğer deyişle. Yeniden tuzağın içine yürüyoruz. Demokrasi de demekle olmuyor işte, koşulları var. İçinde bulunduğumuz duruma atfen şöyle özetlemiş Erinç Yeldan hoca: “Ulusal tasarruflar olmadan ulusal sanayi; ulusal sanayi olmadan da katılımcı demokrasinin kurumları var olamayacaktır.”

12 Şubat 2014 Çarşamba

BU KEZ DE TEİAŞ GECİKTİ


11.02.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi



Tam çözüldü diyorduk, yeni bir düğüme takıldık. Günü belli ihale iptal oldu. Sincan Malıköy arasındaki yol ve su sorunu, bu kez de Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nde (TEİAŞ) düğümlendi. 5 organize sanayi bölgesi, 13 yıldır bu yolu ve suyu bekliyor. 5 bin kişinin çalıştığı bölgede, bu sorunlar çözülürse 55 bin kişi çalışıyor olacak. İş olacak ekmek olacak ama sanayiciler dışında kimsenin pek acelesi yok.


Kuru ve sapa sanayicilik
Eskişehir yolunda, Ankara’ya 20 dakika uzaklıkta çoğunuzun dikkatini çekmeyen bir organize sanayi bölgesi var; ASO 2, ASO 3, Başkent, Anadolu ve Dökümcüler organize sanayi bölgeleri. Bunlar OSTİM ve İvedik organize sanayi bölgelerinden daha büyük çaplı, büyük parselli fabrikaları içeren bölgeler.  Planlı, düzenli, kendi içinde altyapısı tamam ama hepsi kapıya kadar. Kapının dışında, bölgenin ihtiyacı olan her şey, uzun bir zamandır eksik.

Eksik olanların başında da sanayinin en temel ihtiyaçlarından yol ve su geliyor. Kuru ve sapa sanayi bizimki. 13 yıldır taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışıyor sanayiciler. Bu yüzden parselleri satılmış arazilere fabrikalar kurulamıyor, kurulanlar, büyük zorluklar içinde üretim yapmaya çalışıyor.

İhaleye 3 gün kala iptal
27 Ocak’ta, bölgenin su sorununu da çözecek yol ihalesi yapılacaktı. Bu yol, bölgeyi hem Eskişehir ve İstanbul yollarına bağlayacak hem tren hatlarına ulaşımı hem de OSTİM ve İvedik gibi merkezde kalan sanayi bölgeleriyle alışverişi kolaylaştıracaktı. İptal edildi.

Yapracık tarafından getirilmesi düşünülen suda kamulaştırma sorunları bekleniyordu ama eğer Sincan-Ayaş tarafından getirilirse yolla beraber su hatları da döşenecekti. En büyük iki sorun aynı anda çözülmüş olacaktı. Böylece su projesi de iptal edilmiş oldu. Çünkü TEİAŞ, Karayolları kadar hızlı davranamadı ve planların gerisinde kaldı.

TEİAŞ neyi beklediyse
Karayolları, imarı yapılmış yol güzergahını zamanında hazırladı ama TEİAŞ, bölgedeki elektrik hatları düzenlemesini bitiremedi. Bitmeyince yol çalışması da başlayamadı. Oysa ‘kamu yararı’ kararı alınmış çalışmanın, 2011’de yapılacağı belli olmuştu. Yeterlilik ihalesi yapılıp, ihale aşamasına geldikten ondan sonra anlaşıldı TEİAŞ’ın hiçbir düzenleme yapmadığı.

Sincan’daki ASO 1 Organize Sanayi Bölgesi yakınında, 400 bin voltluk elektrik hattı ve hattın devasa direkleriyle bir elektrik ormanı var adeta. Sinop’ta ve Akkuyu’da inşa edilen nükleer santrallerin hatları da bu bölgeden geçecek. Yani bu bölgedeki elektrik trafiği yeniden düzenlenecekti zaten. Neyi bekledilerse…

Gitti 2 yıl daha
TEİAŞ çalışmaya başlamış. Şimdi onları bekleyecek Ankara sanayisi. Fabrika parselleri boş durmaya, iş ve ekmek te gecikmeye devam edecek. “Ne zaman biter?” diyoruz, “En az 2 yılımız daha gitti” diyor sanayiciler. Yine de boş durmayıp, yeni öneriler geliştiriyorlar.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir’in, Karayolları ve Ulaştırma Bakanlığı’yla görüştüğü haberini aldık. İhalenin iki aşamada yapılmasını önermişler. “Yolun Eskişehir yoluna çıkması düşünülen yeni kısmını bitirelim, Malıköy içindeki dar  köy yolundan kurtulalım bari” demişler. O kısmın yapılması daha kolay ve fazla zaman almayacak. Kalan 40 kilometre TEİAŞ’ın insafına kalmış artık.

Her defasında yeni bir şey çıktı bu yolla ilgili. Ankara değil doğrudan Türkiye sanayisi ve ihracatıyla ilgili bir sorun bu yol. Bazen “Bu ülke, üretmemek için daha çok çalışıyor” diye geçiyor aklımdan.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

17 YIL SONRA YÜRÜYEN MERDİVEN


16.07.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ankara’nın, yürüyen merdivenle arası iyi değil. Yürüyen merdiven, adı üzerinde yürümesi gereken bir şey ancak Ankara’da, yürümeyen hali tercih ediliyor. Çok tırmanmak zorunda kaldığım için “yürümeyen yürüyen merdivenler” diye tarif etmeye çalışmıştım pek çok yazımda. Hiçbir değişiklik olmadan, bazen yürüyüp bazen durmaya devam ettiler. Bazı işleri gibi, merdivenleri de yürümüyordu Ankara’nın. Gelişmiş bir kentin gelişmişliğini ölçmek için, yürüyen merdivenleri bir ölçüdür örneğin.



Sağlıklı yaşam merdivenleri

Çok tırmandım efendim, çok. Sıhhiye’de, İvedik’te, Kurtuluş’taki tırmanışlarım, metroya binme korkusu yarattı bende. Kızılay’dan yürümeyi çok düşündüm o dik yokuşları hatırladıkça. Yürüsem aşağı yukarı o merdivenleri tırmandığım kadar yol katetmiş sayılabilirdim. Hesabını tam yapamayınca yorulduğumla kaldım her seferinde. Kendi kadar bavullarıyla bu tırmanışı başaranlarsa dağcılık tarihine geçti. Oradan sonra  aynı bavulla Ağrı Dağı’nı da tırmandılar. 17 yıl tırmanmış, antrenmanlı vatandaş; dağı da aşar, olimpiyat şampiyonu da olur. Özellikle halterci ve koşucularımızın olimpiyatlardaki başarısında, Ankara metrosunun dik merdivenleri önemli bir yer tutar. “Sağlıklı yaşam için yürüyün” diyorlar ama biz üstüne, tırmanıyoruz bir de.



‘Metro korkusu’

Gelişmiş bir kentin gelişmişlik ölçüsüdür çünkü ‘gelişmiş ülke’ diye dolaştığım hiçbir ülkede, bir kez bile yürümeyenini görmedim. Çalıştırınca hep çalışıyor sanıyordum. Bizde, örneğin büyük alışveriş merkezlerinde, tıkır tıkır çalışır ama sokağa çıkınca dururlar. Meğer bakımı yapılmayınca arızalanıyor, duruyormuş. Bazıları da tam çözemedik nedenini, kalabalık saatlerde durmaya ayarlanmış galiba. Meşrutiyet Caddesi’nin girişindeki üst geçit, onlardan biri. Kızılay’dan metroya inen merdivenlerse piyango gibi, hangisinin, hangi saatte duracağı belli olmuyor. Güvenpar’ka, önce eski Gima tarafına çıkıp, ışıklardan geçerek maceralı bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz bazen. İşte böyle durumlar, ‘metro korkusu’ denen şeyi yaratıyor. Ankara’da yakalandığım, yeni bir psikolojik rahatsızlıktır.



Yenileri yapılıyor

Yakında yenileri yapılmaya başlandı. Batıkent ve OSTİM’de görüyorum inşaatlarını. Metroya 28 yeni yürüyen merdiven ve 11 engelli asansörü, Ankaray'a ise 14 yürüyen merdiven ve 3 engeli asansörü olmak üzere toplamda 42 yürüyen merdiven ve 14 engelli asansörü yapılacakmış. 14 Ekim'e kadar bitirilecekmiş. Metronun 30, Ankaray'ın ise 6 yürüyen merdiveni ve 1 engelli asansörü de yenilenecekmiş. 17 yıl sonra… Darısı Maltepe-Gar arasındaki geçidin başına.


“Yapmıyorlar şikayet, yapıyorlar şikayet” diyeceksiniz. Demek ki ihtiyaçmış, 17 yıl sonra yapmaya girişiliyor. 17 yıl tırmanınca o merdivenleri, “Niye tırmandık onca yıl” diye düşünüyor, sevineceğini, üzüleceğini şaşırıyor insan.

2 Ocak 2013 Çarşamba

BAŞBAKAN SIRRIMIZI AÇIKLADI!


01.01.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara, yaklaşık 3 yıldır, kendine yakışan ağırbaşlılıkla çok ciddi atılımlar içinde. Hem ülkenin hem işsiz kalabalıklara dönüşen gençlerin, geleceğini etkileyecek hayati atılımlar bunlar. Sanayicilerin başını çektiği, üniversiteleri de yanına almaya başladığı 70 yıl gecikmiş bir atılım döneminin giriş kapısındayız. Paçamızdan çekecek ellere, bu kez izin vermezsek 10 yıl sonraki Ankara’yı da Türkiye’yi de kimse tanıyamayacak. Ankara, Türkiye’ye örnek başkent, Türkiye, dünya sahnesinde, ekonomisiyle siyasetiyle söz sahibi bir ülke olacak. Dünyadaki ve Türkiye’deki gidişatı kavrayanlar, bir de eski tas eski hamamcı, kavrayamayanlar var. Belki eski halinden memnun, o yüzden kavramak istemiyorlar ama onlarla alabileceğimiz yol, hep geri vitesli bir seyahat bundan sonra bizim için.



Ankara'nın adımları

Atılımın birinci adımı, bilgiyle uygulamanın buluşmasıydı. Üniversitede üretilen bilimin, okul duvarlarını aşıp, fabrikalarda, dükkanlarda uygulamaya konması gerekiyordu.  Denemeli, hata yapmalı, doğrusunu kendi başımıza bulabilmeliydik artık. Ankara Sanayi Odası’nın (ASO)Sincan’daki 1’inci Organize Sanayi Bölgesi ve OSTİM Organize Sanayi Bölgesi, Ortadoğu, Gazi, Hacettepe ve Atılım Üniversiteleri’yle ufaktan işbirliğine başladı önce. Sonra ülkenin, sanayinin, sızlayan yarası meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına geldi sıra. Bu okullardan yetişen gençleri, işe başlasa bile sıfırdan, yeniden yetiştirmek gerekiyordu. Aldıkları eğitim, yeterli ve güncel değil, sanayicinin, tüccarın ihtiyacına yanıt veremiyordu. Kendi okullarını açmaya, iş garantili kurslar vermeye başladılar. Gazi Üniversitesi OSTİM Meslek Yüksekokulu’ndan sonra Eylül ayında ASO, Teknik Koleji’ni açtı. İhtiyaca uygun, mezun olmasıyla işi hazır gençler yetiştiriyorlar. Üniversitelerin teknoparklarıyla dirsek temasına geçtiler. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, teknokentleri bir araya getirerek ‘Ankara Teknokentleri Platformu’ oluşturulmasına ön ayak oldu. Çok zor bir iş ama bu platformun işbirliğini, nefesimizi tuttuk, bekliyoruz. Bir yandan da kümelenme başarılarını sürdürüyor hatta geliştirmeye devam ediyor sanayiciler.

Yüzde 100 yerli
Bir de efendim üzerine, ASO’nun girişimleriyle Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na çıkıp, Ankara'daki metro araçları ihale şartnamesine yüzde 51 yerli katkı oranı şartı koydurmazlar mı? ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da dinlediği Ankara Sanayi Odası 49. Yıl Başarı Ödül Töreni’ndeki konuşmasında, "Biz bu raylı ve toplu taşıma sistemlerini, yüzde 100 yerli yapmaya talibiz" dedi. Yüzde 100 yapana kadar yerli katkı oranı şartını, Sağlık Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’nın ihalelerinde de istediler. Bu üç Bakanlık konuya sıcak yaklaşırken yayınlanan 3 genelgeye rağmen bazı kamu kuruluşları, hala direnmekten, ithal ürünleri tercih etmekten vazgeçmediler.

Bu devrim sürmeli
Aynı ödül töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğansa sırrımızı ele verdi: “Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde, hiç kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız devrimler  gerçekleştiriliyor. Aynı devrimler, OSTİM'de, İvedik'te, Ankara'nın 12 ayrı organize sanayi bölgesinde de sessiz sedasız yapılıyor” dedi. İyi takip edilmediği için sanki sırmış gibi ilerliyordu çalışmalar. Sessiz sedasız, ağırbaşlı yürüyen bu çalışmaların ‘devrim’ niteliği, Başbakan’ın sözleriyle tescillenmiş oldu. Sonra ekledi Başbakan;  "Ankara'ya kazandıracağımız büyük projelerle, bu süreci daha da hızlandıracağız. Ankara'yı havacılık sektöründe, savunma sanayinde, lojistikte, ileri teknoloji ürünlerin üretiminde, ulaştırmada, eğitim ve sağlıkta, Ar-Ge'de bir dünya merkezi, dünya başkenti yaparak 2023'ü buradan en güçlü şekilde destekleyeceğiz."

Devrimin süreceği, bütün vaatlerin gerçekleşeceği mutlu bir yıl dilerim.

14 Ocak 2012 Cumartesi

ŞU YOLDA YÜRÜYELİM ARTIK


13.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Fark etmeyenler olabilir. Fark edip, eski alışkanlıklardan vazgeçemeyenler olabilir. Rahatını bozmamak için ilgisizlikte ısrar edenler olabilir. Fark edip, sadece kaymaklı kısmı sevdiği için, sessizce bekleyen rantçılar da olabilir. Ancak Ankara, bilişimden turizme, sağlıktan eğitime, sanayiden tarım ve hayvancılığa, yeni bir yola değdirmek üzere tekerlerini. Bu yolu görmeyenler görmeli, sonradan görecek kaymakçıları, günü gelince görürüz nasılsa!

Yarı yerli üretim şartı
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, metro inşaatlarını yüklenecek firmalara, metro araçlarının yüzde 51’inin yerli üretim olması şartını getirdi. Bakanlığa bağlı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü’nün (DLH), 29 Aralık 2011 tarihli Metro Araç Alımı Şartnamesi’ne girdi bu şart. Her şeyini dışarıdan aldığımız metro araçlarının en azından yarısını, kendi olanaklarımızla yapacağız artık. OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgeleri,  daha şimdiden bu yüzde 51’e talip. Yani 480 milyon avronun yarısına, yaklaşık 550 milyon (trilyon) Liraya…

Ankara sanayisi, kendine güveniyor. Gerekli altyapı hazırlıklarını yapıyor, yeni girilen yolu görüp, tekerleri o yola oturtmaya çalışıyor. Başta 354 adet raylı taşıt alımı gibi görünüyor. Oysa önümüzdeki 10 yıl tüm Türkiye’nin, en az 5 bin 500 raylı taşıt ihtiyacı olacak. 16 milyar dolar yani yaklaşık 30 milyar (katrilyon) Liralık bir gelir kapısı. Kazancın şimdilik yarısı, becerirsek çoğu cebimizde kalacak. Devlet, destekleyecek olsa karşılıksız değil yani arkalaması.

Yeni pazar fırsatı
Sağlık ve Savunma Bakanlıkları, bu yöndeki somut adımları destekleyen diğer bakanlıklar olmuştu. Kesinleşmiş yüzdeler vermeseler de yerli üreticilere, “Yapabileceğinizi yapın, sizden alalım” diye ön desteklerini verdi, yolu gösterdiler.  Kendi alanında sorumluğunu alan, pazarını yeniden tanımlayacak  diyebiliriz.

OSTİM, Amerika, Almanya ve Fransa’dan gelen Türk uzmanlarla bir çalışma grubu oluşturdu, yerli motor üretimi için kafa yoruyor. Üniversiteleri, sanayinin içine çekmeye çalışıyor, neredeyse her üniversiteyle bir proje hazırlığında. Geçen hafta FNSS Savunma Sistemleri A.Ş. yüksek beceri sergileyen 15 tedarikçisine sertifika verdi. 11’i OSTİM firması. Ne cevherler bekliyor daha sırada kim bilir.

Kıralım kabuğu
Sadece raylı taşıt için telaffuz ettiğimiz rakamları düşünerek bir kez daha bakalım. “Turizm, bilişim, sağlık, eğitim, tarım ve hayvancılık alanlarında yapılması düşünülen yatırımlar,  neler kazandırır ülkeye ve Ankara’ya?” diye. Nesini fark etmeyi bekliyoruz bu geleceğin? Gençlerimizi, kaldırım arşınlamaktan kurtaracak çareler konuyor önümüze, bakıyoruz. Tepkisizlik alışkanlığı!.. Biraraya gelme, siyasetçileri, yerel yönetimleri, meslek örgütleri, üniversiteleriyle ortak tavırda birleşme zamanı, hala bakıyoruz. Kıralım şu kemikleşmiş kabuğu.

Şu bürokrasi hazretleri, ayağımıza dolanmayı bıraksın da kıralım artık. Girişimcilerimizin enerjisini, daha başlamadan emmeyi, bir ayağıyla gaza basarken diğeriyle frene basmayı bıraksın sürücü de kıralım. Yolumuzun açılma, bakmayı bırakıp, ortak tavırda birleşme zamanı. Daha gecikmeden, tekerlerin yere değip, yeni yolumuzda yürümeye başlama zamanı.

9 Şubat 2011 Çarşamba

ANKARA PATLADI


08.02.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bazen iş çıkışına denk gelen saatte, metroyla Batıkent’ten Kızılay’a gidiyor olurum. Ostim, Batıkent’ten sonraki durak. Batıkent-Kızılay arası en ilgimi çeken yolcular, Ostim durağından binerler hep. İş bitiminde yıkanmış elleriyle yüzleriyle belli ederler kendilerini. Saçlar ıslatılıp, taranmıştır. Ostim durağından binenleri, metro kapısından girerken değerlendirmeye alırım. O gün işini iyi yapmış işçi, yüzünden seçilir; nur çöker yüzüne. Şen sohbetler yaparlar Ulus ya da Sıhhiye’ye kadar. Bu iki duraktan birinde iner Ostim yolcuları. Uzak bir semte aktarma yapılacak demektir.

Fesat işçi de kapıdan girerken belli olur. Yıkanmış yüzü, taranmış saçları, fesatlığını gizleyemez. Gözlerinden, tavırlarından çıkardıklarımla az sonra kulak misafiri olacağım sohbetleri doğrular tahminimi. Onlar, hep tatsız şeyler konuşurlar. İyisinin hakkını veririm ama fesatı da suçlayamam. Önüne konan yanlış sistemin içinden, yanlış kanaatlerle yanlışı devam ettirecek çıkarımlarda bulunurlar. Kendimi tutamayıp, sohbete katılasım gelir bazen. Ancak Ostim ve İvedik Organize Sanayi Bölgeleri’ndeki patlamalarla 20 cana mal olan ders, hiçbir sohbette izah edilemezdi ne yazıkki!

Yanıtlanamayan sorular
Açıklayamadığımız bir soru günlerimizi aldı: İki patlamada da enkaz altında kalanların sayısı, bir türlü netlik kazanamıyordu. Burası firma mı yol geçen hanı mı, enkaz altında kalanların sayısı nasıl bilinemez? Saati saatini tutmayan işçi mi çalışıyor buralarda? “Aşağıda kimse kalmadı” diye haber geliyor, yarım saat sonra 2 kişi daha varmış diyorlar. İkinci patlamada da durmadan sayı değişiyor; “12 kişi, yok 8’miş, yok yok 12’ymiş”diye. Valimiz, belediye başkanlarımız, organize sanayi bölgesi sorumluları ve oda başkanlarımız başta olmak üzere yetkililer açıklamalar yapıyorlar. Ancak birbirini tutmayan, biri diğerini yalanlayan ifadeler uçuşuyor demeçlerde. Patlayan firmaların yetkilileri hariç herkes konuşuyor. Tesadüfi ve münferit denebilecek patlamalar, dizi dizi soru işaretlerine boğuluyor. Yanıtlanamayan sorulara, kendimiz yanıtlar bulmaya çalışıyoruz.

Nasıl organize?
Devletin dizinin dibinde, Türkiye’nin en organize iki komşu sanayi bölgesinin, yıllardır bir denetim zaafıyla yaşadığını öğreniyoruz. Kimin denetlediği, kimin neyi denetlediği belli olmayan bir organizasyon. Enkaz altında kalan çalışanlarının sayısını bilemeyen firmalardan oluşuyor. Kazan da nasıl kazanırsan kazan sistemi, Ankara’da, patlıyor!

Aynı güne sığan bir başka tesadüf daha var; torba yasayla özlük haklarına yönelik değişiklikleri protesto eden çalışanların yüzü, biber gazıyla yanıyor. Kızılay’la Kurtuluş arası, savaş alanına dönüyor. Kaderin cilvesi; üç tatsızlığı, aynı güne sığdırıyor. Kimlikleri saptanamayacak hale gelen, cayır cayır yanan işçiler ve tesadüfler, Ankara’yı uyarıyor; “Ateşle oynamayın” diyor.

Sistem, sistemsizlik
Geçtiğimiz hafta sistem ya da sistemsizlik, yüzümüze patladı. Yanıtlanamayan çok basit soruların altında kaldı başkent. Her biri ayrı telden çalan yetkililerin açıklamaları, güvenimizi sarstı. Geçtiğimiz hafta, Ostim ve İvedik’le patladı Ankara!