genelge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genelge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2018 Çarşamba

BU KONFERANSA BÜYÜTEÇLE BAKIN



06.02.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Bugün ‘Yerli ve Milli Üretim Konferansı’ yapılıyor. Yaklaşık 15 yıldır Ankaralı sanayicilerin gündemi, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) yeni yönetimiyle tüccarlarının da gündemine girmiş oldu. Sininin bir eksik ayağı daha yerine oturacak böylece. Yerli alımda söz geçirilemeyen kamu kurumları kaldı geriye.

O zaman Başbakan’dı Recep Tayyip Erdoğan. Biri 2008 diğer ikisi 2011 tarihli 3 tane genelge yayınladı Başbakanlık. Kamu alımlarında yerli üretim ürünlerin tercih edilmesini öneren ve teşvik eden 2008/20 Sayılı, 2011/13 Sayılı, 2011/6 sayılı Başbakanlık Genelgeleri. 2008’de yayınlanan genelgede, “Yerli teklif yüzde 15’e kadar pahalı bile olsa onu tercih edin” deniyordu. Pek dinleyen olmadı, aradan geçen zamanda fazla bir şey değişmedi.
En iyi örnek SSM
Hatta bazı ihale ilanlarında, pişkin pişkin “Yerli isteklilere fiyat avantajı uygulanmayacaktır” diye madde bile konuyor. Daha yeni, 2 ay bile geçmedi üzerinden. Kamu kurumları yerli üretimi teşvik etmez, lokomotifi olmazsa tren nasıl gidecek? Dünyanın önde gelen en ünlü firma ve markalarına üretip satabilirken kendi kamu kurumlarımıza neyi beğendiremiyoruz acaba?

Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM), 30 yılı aşkın kararlı politikalarıyla savunma ve havacılık sanayisinin gelişmesine büyük katkı sağladı. Alanın önderi, pek çok küçük ve orta ölçekli işletmenin ağabeyi oldu. Bugün savunma sanayimizin yerlilik oranı yüzde 65’lere çıktı. Havacılık sanayisinde yerli savaş uçağımızın seri üretimine başlamak için son 2 yılımız. 2023’de yolcu uçağımızın seri üretimine başlanacak.

Ürettiğimizi dışarıdan alıyor
E bunlardan başka örneğin raylı ulaşım sistemlerinde öne çıkan atılımlar yaptı, tıbbi araçlar, haberleşme, nükleer enerji, yenilenebilir enerji, kauçuk, iş ve inşaat makineleri alanlarında kümelenmelerini tamamladı Ankara. Kamuya rağmen azimle yola devam ediyor yerli üreticiler. Başka bir ülkenin üreticisi mi bunlar? Kendi ülkesine satamadığını başka ülkeye nasıl satacaklar?

2 yıl önce sanayiciler, “Almayacağınız ürünü üretmiyoruz” diye ihtiyaç ve kaliteye vurgu yapan bir çıkışta bulunmuştu. Burada önemli olan kasaba kurnazlarıyla kaliteli üretim yapan yerli üreticiyi ayırt etmektir. Firmamız elalemin ülkesine tramvay, metro ihraç ediyor, kendi ülkesinin belediyeleri de gidip oradan almaya çalışıyor.

Beceremeyeni...
Dünya oraya geldi, bizim başka çaremiz yok; her alanda yerli üretime, dahası yüksek teknolojili üretime geçmek zorundayız. Sanayimiz ve ticaretimiz, bir Kurtuluş Savaşı veriyor bürokratlarının anlayamadığı. Hala eğleşiyorlar eski usul. Ha bilerek yapıyorlarsa o zaman tanım değişir tabii. Kendi kamu kurumlarının desteklemediği yerli üretim, başka türlü nasıl mümkün olabilir?

Bu ‘Yerli ve Milli Üretim Konferansı’na büyüteçle bakın. Ülkenin geleceği için büyütülmesi gerekeni de daha iyi görmüş olursunuz. Umarız Ankara, bu konferans itibarıyla eksik ayağını tamamlayacak, geriye kamu ayağı kalacak. Ama çok yavaşız, hala çok yavaş. Sabırları taşları dayanmıyor, ömürler tükeniyor doğruyu bile bile yapmakta eğleşen bu anlamsız direnç karşısında. Beceremeyeni oturtmasak mı o koltuklarda?

17 Ocak 2015 Cumartesi

UYUŞTURUCUYLA MÜCADELEDE ATLANAN ‘NEDEN’



16.01.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

Hemen tehlikenin frenine basmak, hızını düşürmek lazım. 11 yaşın altına inen uyuşturucu kullanma yaşı, kırmızı alarmdan öte, alarmın da patladığını gösteriyor. Birkaç yılda katlanarak artan uyuşturucu kullanımında, çok ucuza temin edilebilen, değişik adlar altında satılan ‘bonzai’ meretinin büyük payı var. Ayakkabısını bağlayamayan çocuğun uyuşturucu kullanması, uyuşturucu satıcısının bile hayal edemeyeceği bir şey olsa gerek.



En çok merak ettiğimiz

13-14 Ocak tarihlerinde Ankara Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi tarafından bir uyuşturucu çalıştayı yapıldı. Katılımcılar, hepimizin bildiğini hatırlattı, mücadelenin  eğitimle başlaması gerektiğini söyledi, uyarılarda bulundu. Ama o kısmı biliyorduk zaten.



Uyuşturucu satan 11 yaşındaki çocuğa, 11 yaşındaki çocuk uyuşturucuya nasıl bu kadar kolay erişebiliyor, onu merak ediyorduk hepimiz. Liselerde gençlerin, aralarında leblebi tozundan bahsedercesine ‘bonzai’den bahsedebilmesi, nasıl bu kadar kolayca ona ulaşıyor ve kullanıyor olmasını merak ediyorduk. Düşününce bile kaynar sular boşalıyor insanın ensesinden. Asıl ve en önemlisi; ‘neden’ kaynaklanıyordu çocuk yaşta uyuşturucu kullanma ihtiyacı, onu merak ediyorduk en çok.



Ölümlerde 4 kat artış

2013 Yılı Uyuşturucu Raporu’na göre ülkemizde uyuşturucudan ölen kişi sayısı 162 iken 2014 yılında tam dört kat artarak 648’e yükselmiş. Ölmeyip sürünenlerin sayısı kaça çıktı acaba?



Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar, kullanıcıların yarısının arkadaşlarından etkilenerek uyuşturucuya başladığını söylüyor. Eh sayı olarak kullanandan aşağı kalmadığına göre peki arkadaşları niye kullanıyormuş acaba bu uyuşturucuyu? Yapılması gereken ilk saptama, arkadaşı için de kullanan için de ‘neden’ değil midir? Zincirin o kısmı niye hızla çürüyor, onun tespiti eksik.



Türkiye, fakir bir ülke değil, geleceğin ilk 10 ekonomisi arasına girme iddiasında bir ülke. Bugün dünyanın içinde bulunduğu ve bir süre daha böyle devam etmesi beklenen ekonomik ve siyasal koşulları doğru değerlendirirse belki çok daha iyi durumlarda olabilir. Ancak bu ‘neden’i çözmezsek lokomotif gider, vagonlar kalır. Vagonları olmayan lokomotif, kendi başına, nereden, niye, nereye gidiyor olacak acaba? Ya da çürümüş temel üzerine dikeceğimiz bina, nasıl ayakta duracak mühendislik ilminin aksine.



Asıl neden ne?

28-29 Kasım 2014 tarihlerinde yapılan ‘Birinci Uyuşturucu ile Mücadele Şurası’, devletin en yüksek temsiliyle önemli bir adımdı. Ondan önce Başbakanlık tarafından 13 Kasım 2014 tarihinde yayımlanan 2014/19 sayılı Genelge’yle gerekli uyarılar yapılmış ve gerekli önlemlerin alınması istenmişti ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan. Ankara, kendi adına ilk adımı attı ve Uyuşturucuyla Mücadele Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. Önleyici ve polisiye tedbirler için eylem planı hazırlanacak. Bu çalışmaya, basın yayın kuruluşlarının gönüllü ve ciddi desteği de şart tabii ki.


Uyuşturucuyla mücadelede bu girişimleri, tedbirleri içtenlikle hepimiz destekliyoruz, destekleyeceğiz. Ama işte, tencerenin ortasından daldırıyor gibiyiz kaşığı, altı yanmış mı bakmadan. ‘Neden’ kısmının üzerinden atlıyor, atlayan önlemler düşünüyoruz. Yaşam koşulları mı, o koşulların yarattığı çevre mi, ilgisizlik mi, eksiklik mi... Bizim mahallemizde, sokağımızda 11 yaşında bir çocuk, uyuşturucu kullanma ihtiyacı duyuyor. Neden?

27 Kasım 2014 Perşembe

YERLİ ÜRETİMİN ENGELİ BİZİZ



25.11.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi


Dilimizde, tüy bitti. Damlayan suyun taşı oyması gibi, yine yine yazmaktan gazetenin bu köşesi oyuldu. Ancak taştan katı tabiatlı zihinler, 3 yılı aşkındır adım atmamakta direniyor. Tabiri caizse yerli üretimi teşvik için konulan hedefleri, söylenen sözleri, yayınlanan genelgeleri ‘sallamıyor’lar. Kamu kurumları ve yerel yönetimler tınmıyor bile, yerli eşdeğeri olduğu halde, başka ülkelerden yüksek bütçelerle alımlar yapmaya devam ediyor.



Takılmayan genelgeler

Önceki Başbakan, şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan imzalı, biri 2008 diğer ikisi 2011 tarihli 3 tane genelge yayınlandı ama ihaleleri yabancı firmalara vermeye devam ediyor kamu kurumlarımız. 2008/20 Sayılı, 2011/13 Sayılı, 2011/6 sayılı Başbakanlık Genelgeleri bunlar. Hatta 2008’de yayınlanan genelgede, “Yerli teklif yüzde 15’e kadar pahalı bile olsa onu tercih edin” deniyordu kamu yöneticilerine. Bildiğini okumaya devam ettiler.



Hükümetin hedef ve uyarıları

Yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, 6 Kasım’da, uzun bir masanın arkasında ilgili bakanlardan oluşan heyetiyle ekonomide dönüşüm programını açıkladı. “Araştırma-Geliştirme ve Yenilikçilik’e (inovasyon) dayanarak üretim teknolojisindeki değişime intibak ve öncülük etmeliyiz” diyordu. Tarımdaki tohumdan sanayiye, dışarıdan alımı azaltmaktı hedef. “Enerji, sağlık, havacılık ve uzay başta olmak üzere kümelenme çalışmalarını destekleyeceğiz” diyordu. Biz buna toplu taşıma araçları ve raylı ulaşım sistemlerini de ekliyoruz. Açıklanan 9 öncelikli plan, yerli üretimi bir devlet politikası haline getirme, bir bomba gibi üzerinde oturduğumuz işsizlikle mücadelenin programıydı.



Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, “Kısa vadeli  karlar için sanayici inşaat sektörüne yönelmemeli” diyor, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Üretim verimliliğini arttırmak, işsizliği düşürmek zorundayız” diyordu Başbakan’ın açıkladığı programdan sonra.



Nihayetinde tarımdan sanayiye ve enerjiye, yerli üretimi teşvik edici planlar ve açıklamalar sıklaşıyordu. Gidişatı kavrayamayanlar, sıklaşmasını anlayamayanlar çoğunluktaydı, bunların çoğu da kamu yöneticileriydi maalesef.



Ankara’da durum


Ankara’ya gelirsek...

Ülke çapında 82 firmanın kurduğu Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi ARUS’un kuruluşuna Ankara çok emek verdi. Ancak metro ihalesini kazanan Çinli firma Ankara’ya üretim merkezi kurmakta ağırdan alırken bir başka Çinli firma Kazan’da yer bakmaya geldi tren üretmek için. ARUS içindeki biri Ankara diğeri Bursa merkezli 2 firma, zar zor Malatya, Kayseri ve İzmir’den ihale alabildi. Oysa yerli otomobil ya da uçak üretiminden daha çok raylı sistemlere hazırlıklıydı sanayicilerimiz. Üstelik onlardan daha uygun ve hazır pazarları olduğunu düşünüyorlardı. Gel gör ki seslerini duyuramadılar.



Temelli Malıköy’de, 5 organize sanayi bölgesi yol ve su bekliyor 13 yıldır. Sincan ASO 1 Organize Sanayi Bölgesi’yle arasındaki yolun, her şeyiyle ihalesi biteli aylar geçti ama Ankara Sanayi Odası Başkanı dahil, herkes neyi beklediğimizi bilmiyor. 30 milyon dolarlık yatırım yaptı bir ilaç fabrikası, hammaddesi olan su yok Malıköy’de. Kimsenin de getirmeye acelesi yok maşallah! Bunlar tamamlandığında 7 bin kişinin çalıştığı bölgede en az 55 bin kişiye ekmek kapısı açılacak.



Ağır topallıyor başkent

Üretime zarar verecek biçimde dengesiz elektrik kesintileri, su, yol, kavşaklar gibi altyapı sorunları, aynen devam ediyor yerli üretmeyi hedefleyen ülkenin başkentinde. Bir de buna 35 bin civarında nitelikli eleman ihtiyacını katın. Çünkü meslek okulları güncellenmiyor ve ihtiyaca yönelik donatılmıyor. Bu görüntüye bakılırsa programın Ankara ayağı, çok ağır topallıyor.


Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Bakanlarımız, Ankara ayağında görülüyor ki yerli üretimin önündeki en büyük engel biziz. Öncelikle de kamu kurumlarının bizzat kendisi. Onların tepesine çökmeden yaptığınız planlar ve açıkladığınız program, mundar olur. Dünyada oluşan koşullar açısından 100 yılda bir ele geçecek bu fırsatı, dar görüşlü yöneticiler yüzünden, ne yazık ki tamamen kendi tasarrufumuzla tepmiş oluruz.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

SANAYİCİ YASAYI BEKLİYOR


30.07.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Başta Ankaralı sanayiciler, tüm Türkiye’nin sanayi camiası bekliyor bu yasayı. Anlaşıldı ki genelgelerle iyi niyet beyanları, ricalarla olmayacak bu iş, yasalaşması gerek. Kimse paylaşmak istemiyor, “Hepsi benim cebime girsin” diyor. Belki 10 yıl önce elimizdeki olanaklar yeterli değildi, parayı sayıyorduk ama artık dünya çapında firmalarla çalışan, onlara parça üreten küçüklü büyüklü firmalarımız var. Bu firmalar,  yabancı firmaların aldığı ihalelerde, üretime ortak olmak istiyor. Hem aynı parçaları daha ucuza üretebildikleri için hem iş alanı yaratmak için hem de teknolojik bilgi ve altyapılarını sürekli geliştirmeyi sürdürmek için istiyorlar. 1 yıl öncesiyle bugün arasında bile çok büyük farklar oluştu. Örneğin; 1 yıl önce metro trenlerinin yüzde 51’ine talipken bugün yüzde 100’üne talip sanayicilerimiz. Kendi aralarında yeni bağlar kuruyor, yeni oluşumlar geliştiriyorlar.



Ohh kebappp!

Yabancıların aldığı ihalelerdeki yerli katılıma sanayiciler ‘offset’ diyor. ‘Alım karşılığı iş aktarımı’ diye açıklanıyor  ama benim kolayıma ‘yerli katkı’ demek geliyor. Yani 100 milyon (trilyon) liralık ihale almışsa yabancı firma, Türkiye’de üretilebilecek parçaların Türkiye’de üretilmesi ya da Türkiye’deki firmalardan alım yapılmasıyla diyelim yüzde 51’i, yani 51 milyonu Türkiye’de kalıyor paranın. Yarattığı iş olanakları, firmalarımızın kendini geliştirme çabası ve  teknolojik gelişmelere uygun bir altyapı kurmaları da beraberinde geliyor tabii. Dünyada, bizim gibi üretime katılmadan parayı verip, her şeyi olduğu gibi alan ülke az kaldı. Biz, parası neyse veriyor, hazırı alıyoruz. Ohhh kebappp!..



Fabrikasız ihale vermiyorlar

Başka ülkeler ne yapıyormuş derseniz, bakalım: Örneğin Çin 150 Airbus uçak siparişi vermiş ve Çin’de fabrika kurma şartı koşmuş. 2009 yılında A320 uçak fabrikası kurulmuş üretime başlamış. Yine 3’üncü büyük uçak imalatçısı Bombardier firması, yolcu uçağı üretmek için Çin’deki COMAC (Commercial Aircraft of China) firması ile anlaşmış, C serisi uçak gövdeleri, artık Çin’deki tesislerde üretiliyor. Bu gibi yüksek teknoloji ürünlerde ‘yerli katkı’ uygulaması, Güney Kore, İsrail, Kanada, Brezilya gibi ülkelerde dikkatle takip ediliyor. Bu oran yüzde 40-60 arasında hatta yüzde 100 olarak uygulayanları var.



Türk Hava Yolları(THY) tarafından 137 adet Airbus, 115 Adet Boeing uçağı için anlaşma imzalandı. Bu siparişleri 2014-2021 tarihleri arasında alacağız. Bize yaklaşık olarak 31,2 milyar Dolar’a yani Türk parasıyla 57 milyara, eski parayla 57 katrilyona mal olacak. Anlaşmada, sadece yüzde 6’lık, 3 buçuk milyar liralık kısmı için ‘yerli katkı payı’ niyet beyanı alınmış. “Niyetimiz yok, canımız istemiyor” derlerse o 57 milyarın o 3 buçuk milyarını da unutacağız. Yeni iş alanları açma ve teknoloji geliştirme işleri mafiş, uçaklarınız hayırlı olsun. Bir soğuk gazoz ısmarlar, alırlar gönlümüzü. 57 katrilyona bir gazozu çok görecek halleri yok ya! Gazoza kanacak çok yetkilimiz var görünüyor şu gelişmelere bakınca.



Neye rağmen uygulanmıyor?

Neye rağmen oluyor bu yabancı ihalelere yerli katkı uygulamasını beceremeyişimiz? Başbakan’ın ve ilgili Bakanlar’ın genelgelerine, uyarılarına rağmen. İşte birkaçı:



2 Aralık 2008; 2008/20 Sayılı Başbakanlık Genelgesi:



“..4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 63 üncü maddesinde yer alan “…yerli malı olarak belirlenen malları teklif eden yerli istekliler lehine %15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanması hususlarında idarelerce ihale dokümanına hükümler konulabilir.” hükmünün kamu kurum ve kuruluşlarınca dikkate alınması hususunda; bilgilerini ve kamu yöneticilerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermelerini önemle rica ederim.” İmza: Başbakan Recep Tayip Erdoğan.


6 Eylül 2011; 2011/13 Sayılı Başbakanlık Genelgesi: 

".. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki alımlar ile Devlet Malzeme Ofisinden gerçekleştirilecek alımlarda öncelikli olarak Türkiye’de üretilen ürünlerin tercih edilmesini ve kamu kurum ve kuruluşları yöneticilerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermelerini önemle rica ederim." İmza: Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN



5 Haziran 2011; 2011/6 sayılı Başbakanlık Genelgesi:

“...AB tarafından oluşturulan tüm politikalarda KOBİler'in ihtiyaçlarının ön planda tutulmasını amaçlayan 'Avrupa Küçük İşletmeler Yasası' 25 Haziran 2008 tarihi itibarıyla yürürlüğe konulmuştur. ..bu Yasaya temel teşkil eden 'Önce Küçük Olanı Düşün' prensibi ışığında.. Kamu kurum ve kuruluşları tarafından; KOBİ’lerle ilgili oluşturulacak her türlü politika, strateji, eylem planı, uygulama, vb. çalışmalarda, yukarıda belirtilen prensiplerin göz önünde bulundurulması, bu çerçevede KOSGEB tarafından gerçekleştirilecek çalışmalara gereken destek ve yardımın sağlanması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim." İmza: Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN


Bu ülkede bazı şeyler yasayla bile olmuyor. Önce bir yasalaşsın, belki sanayiciler haklarını daha iyi arayabilir o zaman. En az 2 yıldır, bu konudan başka bir şey görmüyor gözleri. Bu, memleketin hayrına bir konudur ama aynı zamanda Türkiye’nin sınıf atlama eşiğidir. Çok geciktirmemek lazım.

2 Ocak 2013 Çarşamba

BAŞBAKAN SIRRIMIZI AÇIKLADI!


01.01.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara, yaklaşık 3 yıldır, kendine yakışan ağırbaşlılıkla çok ciddi atılımlar içinde. Hem ülkenin hem işsiz kalabalıklara dönüşen gençlerin, geleceğini etkileyecek hayati atılımlar bunlar. Sanayicilerin başını çektiği, üniversiteleri de yanına almaya başladığı 70 yıl gecikmiş bir atılım döneminin giriş kapısındayız. Paçamızdan çekecek ellere, bu kez izin vermezsek 10 yıl sonraki Ankara’yı da Türkiye’yi de kimse tanıyamayacak. Ankara, Türkiye’ye örnek başkent, Türkiye, dünya sahnesinde, ekonomisiyle siyasetiyle söz sahibi bir ülke olacak. Dünyadaki ve Türkiye’deki gidişatı kavrayanlar, bir de eski tas eski hamamcı, kavrayamayanlar var. Belki eski halinden memnun, o yüzden kavramak istemiyorlar ama onlarla alabileceğimiz yol, hep geri vitesli bir seyahat bundan sonra bizim için.



Ankara'nın adımları

Atılımın birinci adımı, bilgiyle uygulamanın buluşmasıydı. Üniversitede üretilen bilimin, okul duvarlarını aşıp, fabrikalarda, dükkanlarda uygulamaya konması gerekiyordu.  Denemeli, hata yapmalı, doğrusunu kendi başımıza bulabilmeliydik artık. Ankara Sanayi Odası’nın (ASO)Sincan’daki 1’inci Organize Sanayi Bölgesi ve OSTİM Organize Sanayi Bölgesi, Ortadoğu, Gazi, Hacettepe ve Atılım Üniversiteleri’yle ufaktan işbirliğine başladı önce. Sonra ülkenin, sanayinin, sızlayan yarası meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına geldi sıra. Bu okullardan yetişen gençleri, işe başlasa bile sıfırdan, yeniden yetiştirmek gerekiyordu. Aldıkları eğitim, yeterli ve güncel değil, sanayicinin, tüccarın ihtiyacına yanıt veremiyordu. Kendi okullarını açmaya, iş garantili kurslar vermeye başladılar. Gazi Üniversitesi OSTİM Meslek Yüksekokulu’ndan sonra Eylül ayında ASO, Teknik Koleji’ni açtı. İhtiyaca uygun, mezun olmasıyla işi hazır gençler yetiştiriyorlar. Üniversitelerin teknoparklarıyla dirsek temasına geçtiler. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, teknokentleri bir araya getirerek ‘Ankara Teknokentleri Platformu’ oluşturulmasına ön ayak oldu. Çok zor bir iş ama bu platformun işbirliğini, nefesimizi tuttuk, bekliyoruz. Bir yandan da kümelenme başarılarını sürdürüyor hatta geliştirmeye devam ediyor sanayiciler.

Yüzde 100 yerli
Bir de efendim üzerine, ASO’nun girişimleriyle Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na çıkıp, Ankara'daki metro araçları ihale şartnamesine yüzde 51 yerli katkı oranı şartı koydurmazlar mı? ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da dinlediği Ankara Sanayi Odası 49. Yıl Başarı Ödül Töreni’ndeki konuşmasında, "Biz bu raylı ve toplu taşıma sistemlerini, yüzde 100 yerli yapmaya talibiz" dedi. Yüzde 100 yapana kadar yerli katkı oranı şartını, Sağlık Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’nın ihalelerinde de istediler. Bu üç Bakanlık konuya sıcak yaklaşırken yayınlanan 3 genelgeye rağmen bazı kamu kuruluşları, hala direnmekten, ithal ürünleri tercih etmekten vazgeçmediler.

Bu devrim sürmeli
Aynı ödül töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğansa sırrımızı ele verdi: Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde, hiç kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız devrimler  gerçekleştiriliyor. Aynı devrimler, OSTİM'de, İvedik'te, Ankara'nın 12 ayrı organize sanayi bölgesinde de sessiz sedasız yapılıyordedi. İyi takip edilmediği için sanki sırmış gibi ilerliyordu çalışmalar. Sessiz sedasız, ağırbaşlı yürüyen bu çalışmaların ‘devrim’ niteliği, Başbakan’ın sözleriyle tescillenmiş oldu. Sonra ekledi Başbakan;  "Ankara'ya kazandıracağımız büyük projelerle, bu süreci daha da hızlandıracağız. Ankara'yı havacılık sektöründe, savunma sanayinde, lojistikte, ileri teknoloji ürünlerin üretiminde, ulaştırmada, eğitim ve sağlıkta, Ar-Ge'de bir dünya merkezi, dünya başkenti yaparak 2023'ü buradan en güçlü şekilde destekleyeceğiz."

Devrimin süreceği, bütün vaatlerin gerçekleşeceği mutlu bir yıl dilerim.