19 Mayıs 2012 Cumartesi

KARŞIYAKA’DA YAYA MACERALARI

18.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

İki anlamda Karşıyaka. Zamanında, uzaktan da olsa göründüğü için Karşıyaka demişler herhalde. Şimdi semtten büyük mezarlığı var, öbür dünyayı da çağrıştırıyor adı. Küçük ölçekli bir ilçe büyüklüğünde. Güdül’ü getirip, içine koysak kenarlardan taşabilir mezarlık. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, Karşıyaka Mezarlığı’na metro götürülmesi teklif edilmişti de “Yetmez” demiştim duyunca. Kapısına gitmek yetmez, tramvaylar, otobüsler sefer yapmalı içinde. O kadar büyük çünkü.

Son 15 günde iki kez yolum düştü. Yaşamın geçiciliğinden bahsetmeyeceğim. Mezarlıkların, kentlerin ayrılmaz parçası olduğunu nasıl bir kez daha kavramak zorunda kaldığımı anlatmak için açtım konuyu.

Zamanında kalkmayan otobüs
Daha önceydi, belki 1 ay önce. Karşıyaka Mezarlığı’na, ilk kez arabasız gitmek zorunda kalmıştım. Hiç tecrübem yok, sordum.  “Hastane Durağı’ndan otobüs kalkıyor, mezarlık kapısından  içeriye minibüs servisleri var, camiye kadar çıkarıyor” dediler. Hop metro, hop Hastane Durağı… Mezarlıklar Durağı, tam metro çıkışında. Kolaymış, gelmiş kadar sevindim. Aynı duraktan Dağyaka otobüsleri de kalkıyor. Onlara sordum, “Yarım saatte bir kalkıyor galiba” dediler. İkindi namazına 1 saat var, cenaze namazına 15 dakika daha ekle, erken bile gelmiştim bana göre.

“Mezarlıklar’ tabelası altında, alışverişe inmiş zombi gibi beklemeyeyim, karşıda pastane var, orada bir çay içer oyalanırım” diye düşündüm. Arabasız gelecek bir arkadaşımla durakta buluşacaktık. O da geldi birazdan.

Derken saati yaklaştı, durağa geçtik. Yaz gibi, 27 derece kızmıştı tepemizdeki güneş. Beli bükük, zor yürüyen bir teyze geldi. “Mezarlığa bu durak mı?” dedi, “Evet, biz de oraya gidiyoruz” dedik. Bekle bekle otobüs yok. Namaza 20 dakika kaldı. Hemen ilk yanaşan taksiye yöneldik. Mezarlığa giden varsa diye seslendik, yaşlı teyzeyle bir beyefendi daha katıldı bize. Yolda şikayet ediyoruz taksici, “Burada zamanında kalkmaz otobüsler” deyiverdi. Boşa yanaşmamış, bildiği varmış demek!

Cenazeye yaya kalmak
5 dakikayla cenaze namazına yetiştik. Namazdan sonra  tanıdıklarla karşılaştık, arabalarıyla rahmetliyi defnetmeye indik. Ya arabaları dolu olsaydı? Mezarlıklar Durağı’na dönüp, kafamda yeniden yazdım senaryoyu:

Otobüse binmeyi bekliyorum. Geç geliyor. Vardığımızda koşa koşa cenaze namazı saflarına katılayım derken namaz bitiyor, tabutları kaldırmaya dağılıyor cemaat. Bari tabuta el vereyim derken bir tanıdıkla karşılaşmaya fırsat olmuyor. O sırada arabalara yönelir herkes. Birer birer çıkmaya başlıyor cenaze arabaları. Yaya adam, defnetmeye katılmak istiyorsa koşacak cenaze arabasının arkasından; servisler, sadece camiyle çıkış kapısı arasında işliyor çünkü. Şimdiki cenaze arabaları, 2 kat, 4 tabutluk; oturamazsınız da. Defnetmeye azimliyseniz mezar yerine kadar rahmetlinin yanına uzanmanız lazım!

Bitmedi. Bir belediyenin gösterdiği sıralı defin yerleri, bir de daha önce alınmış, belli defin yerleri var. Sıralı defin yerindeyse mezar, kimin arabasına binseniz gidersiniz. Değilse eğer… Düzlükte yer kalmamış, dik yamaçlara açılıyor artık mezarlar. Aşağıda, tanımadığınız birinin mezarı başında, karşı tepede defnedilen ahbabınıza karşı fatiha okuyor olabilirsiniz!

Köklü bir gelenekten uzaklaşıyoruz
Defin işlemleri çok düzenli ama yaya adama göre değil birçok şey. Yaya adamın, arabasız, mezar ziyareti bile çok zor. Hele de yaşı ileriyse.

Büyük şehirde insan, cenazesine bile uzak. Metronun kapısına gitmesiyle bitmiyor işler. Bir köklü gelenek, mesafelerle uzaklaşıyor kültürümüzden.

Hiç yorum yok: