lütfü yanar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lütfü yanar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2018 Pazartesi

CEP DURAK YA DA OTOGARLAR



27.01.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Şehir sakinleri, ‘AŞTİ’de Değil Cepte İnelim’ diye imza kampanyası başlattı. Şehirlerarası otobüslerin indirip bindirebileceği, uzak semtlere yakın cep duraklar ya da otogarlar yapılmasını istiyorlar. Bu isteği ilk dillendirişimiz üzerinden neredeyse 8 yıl geçmiş; 2010’un 22 Mayıs’ı...



Ümitköy’de oturan bir ahbabımızın sözleri üzerine olayın vehametini kavramıştık, “Eskişehir’e Polatlı üzerinden gidiyorum, böyle daha hesaplı oluyor” demişti. Yol ayrımından Polatlı otobüsüne biniyor, orada inip, geçen Eskişehir otobüslerine biniyordu. Sonra merkezden uzak diğer semtleri sormuş soruşturmuş, şikayet etmeyenini görmemiştik.



Bolu kadar zaman

İstanbul’dan yeni taşınmış bir Batıkent sakini olarak, metronun bitiş saatinden sonraya kalınca anlamıştık çekilen eziyeti. Otobüsle İstanbul’un Avrupa yakasından 6, Anadolu yakasından 5 saatte geliyorsunuz Ankara’ya. İster metro ister AŞTİ servisleriyle Sincan-Batıkent sapağından itibaren AŞTİ’den eve gidişiniz, yaklaşık 2 saati buluyor. Yolculuk 7-8 saate çıkıyor yani.

AŞTİ Şehriçi Servisleri, semt merkezlerine uzun güzergahlardan gidiyor
Sincan-Batıkent sapağından AŞTİ’ye en az 20-30 dakika sürüyor şehirlerarası otobüsün gidişi. Metroya binerseniz 45-50 dakika, AŞTİ servisleriyle bekleme durumu, trafiğe göre en az 1 buçuk-2 saat ekleyin Batıkent’e kadar. Oradan da ayrıca bir araca bineceksiniz eve kadar. Ankara’ya geliyor, Bolu’ya gitme süresi kadar zaman da eve gitmeye harcıyorsunuz.



Bir büyükşehir sorunu

Metrosu olmayan çevre semtlerin durumuysa çok daha kötüydü. İstanbul otobüs biletinden fazla parayı taksiye verip AŞTİ’ye ulaşmaya çalışıyor ya da bavullarla otobüslerde, bazen çantaları görünce almayan minibüslerde çile çekiyordunuz. AŞTİ servisleriyle gidecekseniz havaalanına gidiyor gibi saatler önce çıkıyordunuz yolcuyu indirir indirmez beklemeyen servisi yakalamak için.



O 8 yıl önceki ‘Gar Otogar Bizden Bu Kadar’ başlıklı yazımızdan bu yana zaman zaman işlesek de hiç etkisi olmadı Büyükşehir Belediyemiz’in üzerinde. Adı üzerinde ‘büyükşehir’, 5 buçuk milyonu bulmuş nüfusu ancak gündeminde yer bulamıyordu böyle gereksiz bir zaman ve para kaybı. Hayatı kolaylaştıran değil, zorlaştıran belediyecilik zamanları!..



Otobüs firmaları da memnun kalmıştı zaten kendi servislerinin kaldırılmasından; maliyetleri düşürmüşlerdi. Başının çaresine bakmaya bırakılan vatandaş, kendi maliyetleriyle baş başa kalmıştı; zaman kadar parası da gidiyordu artık. Gar için de geçerli bu sorun, tekrarlamaktan olağanlaşan, unutulan bir başka sorununa dönüştü başkentin. Vatandaş, bir kez gündeme getiriyor imza kampanyasıyla.



Firmalar istemiyor

İstanbul Ankara’nın neredeyse 3 katı ama orada, mini medeni otogarlarla çözüldü bu sorun. Bizim tüm çevre semtler, hele ki metro hattı olmayanlar, yola harcıyor zamanını da parasını da. Gitmek ayrı gelmek ayrı sorun oluyor.



Bu semtlerin girişinde otobüslerin indirme-bindirmesine izin verilmediği için AŞTİ’ye gidiyor, bir de aynı yolu geri dönüyorsunuz gayet gereksiz bir zaman ve para kaybıyla. Vatandaştan başka kimseye saçma gelmiyor bu durum. Hatta otobüs işletmecileri, “Ceplere gerek yok” diyor.



Efendiler, tamam firmanız servis koymasın ama indir-bindir yapılabilsin bari. Gece geç indiğimizde Sincan yolcularının hararetli pazarlığına çok denk geldik. Çaresiz AŞTİ’ye gidiyorlar. Çünkü giderse dönemiyor da. Yani efendim bu cep duraklar ya da otogarlar konusuna, AŞTİ gözlüğüyle değil, vatandaşın gözlüğüyle bakmak lazım medeni bir şehirde yaşıyorsak eğer.



Lütfü Yanar’ı kaybettik

Ankara’nın, özellikle Hacettepe’nin simge isimlerinden, son nefesine kadar Hacettepespor ve Ankara takımlarının destekçisi, müthiş arşiviyle bize göre Hacettepe’nin ‘yaşayan ansiklopedisi’ Lütfü Yanar, uzun süredir mücadele ettiği rahatsızlığına yenik düştü. Bize de 19 Aralık 2012’de yaptığımız bilgi dolu söyleşisi yadigar kaldı.



Ankaralılar’ın ‘Ankara beyefendisi’ olarak tanımladığı ve çok sevdiği Lütfü Yanar’a Allah’tan rahmet diliyoruz, nurlar içinde yatırsın. Ailesi, yakınları ve Ankaralılar’ın başı sağolsun.

26 Ocak 2017 Perşembe

ANKARA BİR MARKASINI GENÇLER AĞABEYİNİ KAYBETTİ



24.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Hamamönü’nde, semte adını veren Karacabey Hamamı’nın yanından İnci Sokak’a giriliyor. İshakağa Konağı’nı geçince Yeşilahi Camisi. Karşısında bir kısmı yeni yıkılmış eski evlerin boşluğu ve tarihi bir çeşme yıkıntısı. Çeşmenin yanında 2-3 arabanın park ettiği bir boşluk var. Orası, Cavcavlar’ın evi  işte. Hacettepe’nin canlı ansiklopedisi Lütfü Yanar’la gezerken öğrenmiştik.
Cavcavlar'ın evinin yeri.. sağda İshakağa Konağı
Sokağını, mahallesini anlattırmak istemiştik ama ağır bir grip geçirdiği söylendi, daha sonraya atıldı talebimiz. Sonrasında birkaç kez aradık, konu futbol olmayınca umursayan olmadı anlaşılan. Oysa sporcuların başında ağabeyliğin olduğu günleri de anlatacaktı onlardan biri olarak. 5 yıl geçmiş üzerinden, işte anlatamadan gitti ağabeyi sporcuların.

Gençlere ağabey ayarlıyor
25 Aralık 2013’deki söyleşimizde anlatmıştı Aykut Akalın: “..35 yıl önce hem Avni Bulduk’u hem İlhan Cavcav’ı tanıyan, onların futbol aşklarını ve futbolun ne denli önemli olduğunu bilen biri olarak 6 yıl önce bir gün ikisini buluşturdum. Avni ağabeye “Anlat” dedim. “Bu İlhan, zengin bir adamdı. Bir gün Ulus’ta yürürken herkesin selam verdiğini görünce ‘Sen zenginsin ama seni kimse tanımıyor’ dedim. Gel seni Gençlerbirliği’nin Başkanı yapalım, parayı da şöhreti de saygıyı da görürsün’ dedim. O zaman anladı futbolun gücünü” dedi..” Avni Bulduk, şöhret ve saygı vaat ediyor ama bir kulübe, yani gençlere sahip çıkacak ağabey ayarlıyordu aslında.
Cavcav gençlerle

Şimdi para hesabına vuruluyor da paranın olmadığı 50 yıl önce bile binlerce lisanslı sporcusu var Gençlerbirliği gibi kulüplerin. MKE Ankaragücü, Hacettepespor, Güneşspor, Onbirateş, Ankaragücü (MKE Ankaragücü’nden ayrı), Harbiye, Muhafızgücü, Uçaksavar, Süvari, Havagücü, Maskespor, Stadspor, Kömürspor, İstasyonspor gibi daha sayamadığımız takımları var Ankara’nın.

Sorumluluk duygusuyla yürüyordu
O zamanı yaşayan ağabeylerin ortak bir amacı, ortak bir söylemi var; “Gençler kahve köşelerinden, kötü alışkanlıklardan uzaklaşsınlar.” O yüzden işte parası yokken bile bu kulüpler, binlerce sporcusuyla ne yapıp edip yaşıyordu. Mahallenin gençlerini aylaklığa, başıboşluğa bırakınca ne olacağını iyi bilen ağabeylerin sorumluluk duygusuyla yürüyordu işler. Ne yapıp eder o kulübü yaşatırlar, aynı zamanda ağabeylerin rahlei tedrisinden geçen gençler de gerek spor gerekse iş yaşamlarında başarılı birer birey olarak katılırdı topluma.

1975 yılında İlhan Cavcav’ın da başkanlığını yaptığı Hacettepespor değil miydi kavgalarıyla “İlallah” ettiren Hacettepe Mahallesi’ni birleştirip, kenetleyen ve meşhur eden? Atıfbey Mahallesi, bugün de kadın, çoluk çocuk mahallecek ağabeylerin gözetimindeki Onbirateş’in arkasında duruyor. İşte Aykut Akalın, hala Güneşspor’un hem başkanı hem oyuncusudur ihtiyaç olduğunda. “Futbolu, ağabeylerimiz sevdirdi bize. Ben de kardeşlerimi aynı fedakarlıkla yetiştirmeye, kahve köşelerinden kurtarmaya çalışıyorum” demişti söyleşimizde.
Aykut Akalın

Bir ağabey iki marka
İlhan Cavcav, işte bu ağabeyler neslinin de son örneklerindendi. 36 yıllık Gençlerbirliği Başkanlığı süresinde olması gerektiği gibi tesisleri, parayı har vurup harman savurmayan yönetimi ve Türkiye liglerindeki haksızlıkları seslendiren çatlak sesiyle bir marka yarattı. Ankara, ‘Gençlerbirliği’ ve ‘İlhan Cavcav’ adlarında iki marka kazandı. Her marka olanın İstanbul’a gitme sevdasına da hiç kapılmadan.

Sporda, parayla robotlaştırılmış sporcu yetiştirmek olmamalıdır amaç, amacından sapıyor çünkü spor. Spor kulüpleri de marka olunca büyüdüğü kentin gençlerini yüzüstü bırakıp terk eden ticari işletme olmamalı. Gençlerine sorumluluk duygusuyla sahip çıkan ağabeylik, ablalıkla tanışmalı önce sporcu.

Son birkaç örnek ağabeyden ama en meşhurunu kaybettik bir geleneğin. İlhan Cavcav’ın derslerini, unutmaz inşallah bayrağı devralanlar. Başkentin gençlerine başsağlığı, ağabeye Allah’tan rahmet diliyoruz.

28 Ocak 2013 Pazartesi

HACETTEPE’NİN YAŞAYAN ANSİKLOPEDİSİ: LÜTFÜ YANAR


19.12.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi






SÖYLEŞİ...
Belki de ‘Son Hacettepeli’ diyebilirdik. Hacettepeliliği’ni, aynı heyecanla yaşayanı kalmadı çünkü. Eski Hacettepe’yi, tüm ayrıntılarına kadar anımsayıp, anlatabilen ve anlatmaya devam eden ‘Son Hacettepeli’. Hiçbir Ankara takımının maçını kaçırmayan, hepsine mor-beyaz kravatı ve kaşkolüyle katılan, mahallesi içine sinmiş bir Hacettepeli. Hacettepespor’un maçlarında, yaptırdığı koca bez ilanı açarak takımı tek başına ateşleyen taraftar. Liseden sonra İmar ve İskan Bakanlığı’nda araştırma teknisyeni, 1980’le 2008 arasında turizm ve inşaat işleri yapan arkadaşının şirketinde müdür. Arkadaşın, Hacettepelisi, vefalısından. DSP kurucusu, CHP’de görevler almış, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde saymanlık yapmış. Hacettepespor’da hem futbol oynamış, hem yönetici olmuş. Kendisinden sonra yaşatılamayan Hacettepeyi Sevenler Derneği’nin kurucusu. Mahallesinden kalanı dolaştık, ‘Son Hacettepeli’yle.
Hacettepespor Lokali'nin bugunkü hali


Karacabey Hamamı’nı karşınıza alınca solda yıkılmış, yerinde yeni onarılan ve düzenlenen evlerin olduğu eski Hacettepespor Lokali’ni yerini öğrenerek başladık. İnci Sokak’ta, babasını şikayet ettiği Dumlupınar Karakolu, karşısında İlhan Cavcav’ın yıkılmış evlerinin küçük arazisi. Yeşilağa Camisi, yanında hala duran çirkinleştirilmiş eski fırın. Sarıca Sokak’tan dolanıp, yeniden Talatpaşa Bulvarı’na indik. Hacettepe Sevenler Derneği’nin yerinde, Hamamönü Meydanı’nda, yeni yapılan saat kulesi var. Tacettin Dergahı önündeki çimliğin, Denizciler Caddesi’ne taşınmadan önce Yeğenbey Vergi Dairesi’nin ilk yeri olduğunu öğrendik. Sohbet için Hacettepe Kahvesi’ne baktık, kalabalık. Eski Hacettepespor fotoğraflarının sergilendiği, adı ‘C’ ile yazılan Cafe Arkadaş’a geçtik. Sobasının sıcağında sohbete başladık.

Ali İnandım- Hacettepe neresi o zamanlar?
Lütfü Yanar- Hacettepe, bugünkü Çocuk Hastanesi’nin olduğu yerden Samanpazarı, Kurtuluş ve Sarıkadın dediğimiz sokak arasındaki bölgeye deniyordu. Biz, Hacettepe Camisiyle Karacabey Camisi civarına ‘Hacettepe’ derdik. Şimdi adı Hamamönü ama bizim zamanımızda Hamam’ın arka taraflarına Hamamönü denirdi.
Cafe Arkadaş... Arkamızda Hacettepespor arşiv fotoğrafları
- Burada, Hacettepe dediğimiz yerde merkez tam neresiydi?
- Bizim toplandığımız yerler; şu anda Hacettepe Üniversitesi içinde Yapı İşleri Müdürlüğü var. O müdürlüğün olduğu yerde bir cami ve bir meydan vardı. Bakkalımız, manavımız, kasabımız, kahvelerimiz hep o meydandaydı. O kahvelerden birini de Kabadayı Mehmet çalıştırıyordu. Dumlupınar Caddesi’nde, Erzurumlular Mahallesinde, Yağcı Fehmi dayının Erzurum Kahvesi var. O kahve eskiden Hacettepeliler’in toplanma yeriydi. Onun karşısında da Çiçek Sineması vardı. O sinemanın işletmecisi Abdullah Özgörür’dü. Ankara’daki bütün yazlık sinemalar onundu ve aynı zamanda kulüp başkanımızdı. Taa ki 1954’e kadar Mustafa Demireli’yle görev değişikliği yapana kadar. Çok iyi futbolcular, muazzam bir abi-kardeş ve Hacettepelilik duygusu vardı. Hacettepespor’un en büyük başarıları, Hacettepe’de doğmuş, büyümüş, yaşamış insanlarla gelmiştir.

- Şu anda bu anlattığınız merkez yok öyle mi?
- Yok.

Sobanın sıcağı sıcak ama kahvenin uğultusu ve okey taşları, ses kaydımızı bastıracak düzeyde. Sakin bir yer bulmaya kalkıyor, Sarıkadın Sokakta, zamanın en meşhur sünnetçisi Hamza’nın evinin önünden, Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi’ne iniyoruz. Kütüphanede, sakin bir oda buluyor, sıcak misafirperverlik eşliğinde, sohbetimize devam ediyoruz.

- Sürekli bir çekişme, gerginlik hali varmış Hacettepe’nin.
- Suç oranı yüksekti ama Cumhuriyet’ten sonra gelenlerin, Ankara’dan pay koparmaya çalışmasından kaynaklanıyordu. Genelev işletmekle başladı, Hacettepe sokaklarında yer edinmeye çalışmalarıyla tırmandı sürtüşme. O yüzden bitmezdi kavga. Atıfbey, Altındağ, 11 Ateş, Yenidoğan gibi takımlar kurdular. Bunların Hacettepespor’la maçları, hep  kavgalı olurdu. O kavga, mahalleye yansıyordu.
Hamamarkası'nın zamana direnen evleri

- 1950’lere kadar o günlerde aklınızda kalan olay ne var?
- 1948-49 sezonunda, Gençlerbirliği-Beşiktaş maçında Hasan Polatkan’la Baba Hakkı’nın, kavga ettiklerini, birbirlerini kovaladıklarını, Ali Polat’ın, Hakkı Yeten’e tokat attığını, sahanın karıştığını hatırlarım. Antrenmanlar Cebeci Çayırı’nda olurdu. Maçlar Ankaragücü stadında ya da 19 Mayıs Stadı’nın yanındaki kömürlük dediğimiz sahalarda oynanırdı.

- Niye kömürlük?
- Çamur olmasın diye kömür kırıntıları dökerlerdi o sahalara, kum filan yoktu. O zaman Stadspor vardı, Kömürspor vardı, İstasyonspor vardı, onlarla yapılırdı maçlar.

Hacettepe’nin tarihine giren, 3 efsane isme değmeden çıkamazdı o sayfalardan:

- Mahalleden anımsadığınız?
- 1950 öncesi Kabadayı Mehmet, Sarı Veli, Karagöz Kemal’i anımsıyorum. Sarı Veli dışındakilerle sonra ailecek de görüşüyorduk. Veli abiyi çok erken, 13 Kasım 1951 yılında kaybettik.

- Kaç yaşlarındaydı?
- 26-27 yaşlarında.
- Ölümüne sebep?
- Bunlar, kardeş gibi beraber büyümüşler. Bütün sorunlarını beraber çözmüşler. İyi günde kötü günde beraber olmuşlar. Fakat günün birinde Mehmet abi, birini yaralamaktan dolayı hapse girdi. Altın kabzalı tabancasını, Veli abiye bırakmış. Hapisten çıkınca tabancayı istemiş, Veli abi de sattım mı demiş, kaybettim mi demiş, öyle bir şey olmuş. O sırada Veli abi de bir kahve açmış. Parasını isteyince “ Ya Mehmet, biz seninle kardeşiz, parası yok ama bu kahveyi açtım, gel bu kahveye ortak ol” demiş. Sonra Mehmet abi, ortak olmasına rağmen kahvenin bütün hasılatını alır, Veli abiye bir kuruş para vermezmiş. Veli abinin gücüne gitmiş ama o da emanete ihanet etmiş gibi algılanınca ses çıkaramamış. Bir de arada getir-götürcüler var. Onlar da “Kabadayı Mehmet seni vurmak istiyor” diyor, diğerine gidiyor “Seni takip ediyor, vuracak” diye laf taşıyorlar. Bir gün sözleşiyor, Fehmi dayının kahvede buluşuyorlar. İçeriye girip de Veli abinin  sandalyeden kalkışını hamle yapıyor zanneden Mehmet abi, silahını cebinden çıkarmadan ateş ediyor, kasığından vuruyor Veli abiyi. Ondan sonra da Kabadayı Mehmet girdi, uzun süre yattı içeride. Can arkadaşını vurduğu için büyük pişmanlık duydu yıllarca. Bir de Mehmet abinin futbolla pek ilgisi yoktu ama boks maçları yaparlardı.
- Kendi aralarında mı?
- Yo yoo, lisanslı boksörlerdi.
- Üçü de mi?
- Tabi tabi. O zaman Harbokulu’nda yapılırdı boks maçları. Antrenmanları da orada yaparlardı. Üçü de müsabakalara katılmış, şampiyonluklar almıştı. Çiçek Sineması, Harbokulu, tenis kortunda olurdu maçlar.
- Bu bölgenin ünlüsü onlar mıydı?
- Kabadayısı, saygı gören, çekinilen… Bir de şunu söyleyeceğim; ‘kabadayı’ dendiği zaman işi, gücü olmayan serseri, başıboş kişiler değil bunlar. Hepsinin bir mesleği vardı. Mesela Kabadayı Mehmet matbaacıydı. Sarı Veli fotoğrafçıydı. Karagöz Kemal, taşımacılık yapardı, kamyonları vardı. O dönem Hacettepe’de futbol oynadı. Bir ara gitti, Demirspor’da oynadı.
Sarı Veli(solda)ve Karagöz Kemal
- Bu işleri yaparken mi oynuyor futbolu?
- Tabi tabi. Muazzam bir insandı. Babası Hayali Küçük Ali olduğu için Hacıvat Karagöz oyunlarında da babasına destek olurdu. Hatta sonradan Hacıvat-Karagöz figürlerini deve derisine işleyip, dünyanın çeşitli ülkelerinde sergilere katıldı. Yunanlılar’ın, “Hacivat-Karagöz bizimdir” dediği günlerde Kemal abi, Avrupa’nın değişik ülkelerinde, “Hacivat - Karagöz bizimdir” demek için katıldığı sergilerde epey uğraş verdi.
Mehmet abi, Veli abinin olayından sonra hapse girdi. Çıktıktan sonra araya Kürt Cemali olayı girdi. Birgün, İtfaiye Meydanı’nda Mehmet abinin çalıştırdığı kahvede, Kürt Cemali’yi öldürdüler. 1 Nisan günüydü yanlış hatırlamıyorsam. Kürt Cemali’nin yeğenleri de intikamını alacağız diye aynı gün öldürmeyi düşünmüşler.
- Kabadayı Mehmet mi öldürmüş?
- Onun mekanında olduğu için öyle düşünmüşler. Sonradan kimin yaptığı belli olmadı çünkü. Dündar Kılıç ta vardı işin içinde. Dündar’ı öldürmeye kalktılar, Dündar İstanbul’a gitti, yerleşti. Orada adliyeyi bastılar, Dündar’ı vurdular, Dündar, tabancayla ateş etti, onlardan birini öldürdü, birini yaraladı.
- Cinayeti kimden biliyorlar?
- Kabadayı Mehmet, Dündar Kılıç ve bir de ‘kocakafa’ ya da ‘at kafa Yalçın” dedikleri bir çocuk vardı, bu üçünden şüpheleniyorlardı. Dündar İstanbul’a gidip, kurtulunca bir 4 Nisan günü Kürt Cemali’nin yeğenlerinden biri, Kabadayı Mehmet’e arkadan yaklaşıyor, tabancayla birinci kurşunu ensesine, ikincisini, döndüğü zaman ağzına sıkıyor.
- Kaç yılıydı?
- 1964 olması lazım. Ama Kemal abi, bu tür olayların hiç içine girmedi. Dört dörtlük biriydi. Hatta o günün bütün partilerden politikacıları, Kemal abiye gelip, milletvekilliğinden, belediye başkanlığına kadar teklifte bulundular ama Kemal abi, istemedi, girmedi de. Efendi, temiz, dürüst, kendine özgü kuralları olan çok güzel bir insandı. Halen de öyle. Hanımı Çanakkaleli’ydi, sonradan gitti oraya yerleşti. Kilitbahir’de oturuyor. Birkaç yıl önce telefonum çaldı, “Lütfü, Rıza Doğan ölmüş, duydun mu” diye Kemal abi aradı. “Yok abi” dedim” öyle bir şey olsa haber verirler bana.” Biliyorsunuz Rıza Doğan Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonu’ydu. Mahallemizin çocuğu, Hacettepe Kulübünde güreşirdi. Aradım evini, doğruymuş. Yani Çanakkale’de oturuyor ama aklı fikri Ankara’da. Ankara’daki dostlarıyla herkesle haberleşiyor. Halen 15 günde bir haberleşir, konuşuruz.
- Kaç yaşlarında?
- 88 var. Araba kullanıyor hala, akli melekeleri yerinde. Size söylemiş miydim; 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkacak, Atatürk, babası Hayali Küçük Ali’ye, “Ali bey, siz çok sevilen bir insansınız. Gelin soyadınızı ‘Sevilen’ koyalım” diyor. Ali Muhittin Sevilen oluyor adı. Kemal abininki de Mehmet Kemalettin Sevilen’dir. Kemal abilerin soyadını, Atatürk koymuştur. Çanakkale’de, evlerinin içinden tutun, halı, kilim, çiçekler, lambalarına, elektrik düğmelerine kadar hepsi istisnasız mor-beyazdır.
- Geliyor mu peki Ankara’ya?
- Yok çünkü Ankara’da pek kimsesi kalmadı.
Hamamarkası'nın direnemeyen evleri
- Peki Hacettepe, ne zaman bozulmaya başladı?
- 1956-1957’lerde Çocuk Hastanesi için istimlaklar başlayınca. İstimlak olunca verilen parayla ev alamayanlar, perişan oldu, dağıldı. O zaman başladı bozulma. İhsan Doğramacı, “Hacettepespor’u, Arsenal yapacağım” diye gelmiş, kulüp yönetimine bir sürü doktor girmişti. Hacettepespor Arsenal olamadı. İstimlaklar için mi yönetime girmişlerdi acaba?

Çıktık, Sarıkadın Sokak’tan Kurtuluş’a doğru yürümeye başladık. “Sana Çiçek Sineması’nın yerini göstereyim” dedi Lütfü Yanar. O arada Rıfat Balaban’ın evini, Çukur Bakkal’ı gösterdi birkaç anıyla. Hava kararmıştı. Arkamızda kalan kahveyi gördüm, “Birer çay içelim, öyle ayrılırız” dedim. “Bakalım kim var tanıdık” dedi. Mahalle onun, her köşede bir tanıdık çıkıyor. Çocukluktan arkadaşı Beytullah Angür’le karşılaştı. “Ankara’nın, bahçeli, havuzlu, en lüks kahvesiydi burası. Gara inen memur, ilk önce bu kahveye gelirdi” diye anlattılar beraber. “Ha” dedi Lütfü Yanar, “Sarı Veli, şu köşede vuruldu işte.” Kahveye girince sol arka köşe.


Kapıda, dibinde durduğumuz için, görmemiştim; tabelada yazan ‘Erzurum Kahvesi’ni. Yağcıoğlu Fehmi’nin, Hacettepeliler’in meşhur kahvesinde oturuyorduk.

Fotoğraflar: Şevket Yaman
Milliyet Ankara Gazetesi'ndeki sayfa: http://www.milliyet.com.tr/Milliyet.aspx?aType=EklerDetay&ReleaseID=306&EkPage=2