alagöz karargahı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alagöz karargahı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2015 Cumartesi

HAYMANA VE POLATLI’DA ÖNEMLİ GELİŞME



  13.02.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Defalarca hatırlattık, olana kadar gerekirse daha defalarca hatırlatmamız gereken bir konu. Ankara’nın iki ilçesinde, ülkenin yeni tarihi yazıldı ancak biz unutuyor, çocuklarımıza da iyi aktaramıyoruz oralarda ne olduğunu. Ülkenin kaderini değiştiren bir savaş değil de Yunan Ordusu’yla çay kahve sohbeti yapıldı sanki Haymana ve Polatlı’da. Osmanlı’nın 250 yıllık gerileyişi buralarda durdurulmadı, binlerce şehit o topraklara düşmedi, yeni devlet, bu savaşlar sayesinde filizlenmedi sanki. Vefasızlık, iltifat kalır böylesi ilgisizliğin yanında.



Tarihi mücadele

23 Ağustos 1921’de Sakarya Meydan Savaşı başlıyor, 2 Eylül’de en stratejik tepeyi, Çaldağı’nı ele geçiriyor Yunan Ordusu. Haymana’nın içine, Cimcime Meydanı’ndan baktığınızda karşı tepede görünecek kadar yakına geliyorlar. Beklenmedik bir direniş gösteriyor Haymanalılar. Direnişi yaramayınca 12 Eylül’de pes ediyor, Polatlı düzlüğüne inmek zorunda kalıyor Yunan Ordusu. Bu sefer Polatlı’daki en önemli tepeyi, Duatepe’yi ele geçirmeye çalışıyorlar. 13 Eylül 1921’den itibaren Yunan Ordusu Eskişehir-Afyon hattına çekiliyor ve sınırlarımızın 250 yıllık gerileyişi de Duatepe’de durmuş oluyor. Haymana ve Polatlı, ülkenin ve devletin kaderinde tarihi bir mücadeleye imza atıyor.



Savaşın yerini bilmiyoruz

Bugün soruyoruz “Sakarya Savaşı nerede yapıldı?” diye, çocuğu, genci, yaşlısı, “Adapazarı” diyor. Daha tarihi nasıl bir savaş verebilirdik ki acaba, koca adamlar da çocukları da sahip çıkabilsin? Hele Ankaralılar’ın, yarım saat 45 dakika uzağındaki bu savaştan ve topraklardan habersiz oluşu, aklın elektriğini kesiyor maalesef.



Çok önemli gelişme

8 Şubat 2015’de önemli bir gelişme oldu; Haymana ve Polatlı’da, Sakarya Savaşı’nın verildiği topraklar, Bakanlar Kurulu kararıyla ‘Sakarya Meydan Muharebesi Milli Parkı’ ilan edildi. Çok geç alınmış çok hayırlı bir karar. Çünkü o topraklarda hala isimsiz şehitlerin mezarları ve siperler duruyor. Teknik araçlarla siperler, bazı köylerin yakınlarındaki isimsiz mezarlar inceleniyor şimdi. ‘Milli Park’ kararıyla beraber bu bölgeler korunmaya alınmış oldu, sıra ziyarete açılacak halde düzenlenmesine geldi.



Kurtuluş Yolu

3 yıldır Ankara Garı’ndan başlayarak, Alagöz Karargahı, Malıköy, Duatepe ve Kartaltepe’de bitecek bir gezi programı yapılmasını öneriyorduk. ‘Kurtuluş Yolu’ gezisi. Ankaralı Gezginler vermişti fikri. Şimdi Haymana’yı da ekleyerek yineliyoruz önerimizi. Duatepe ve Kartaltepe’de yarım bırakılmış işleri tamamlayıp, Haymana yakınlarındaki siperleri ve mezarları gün yüzüne çıkarmalıyız. Parayla ölçülecek proje değil bu, 94 yıl geciktirdiğimiz asli bir görev.


Yetkililer, aileler ve okullarımız da ilgilenirse eğer, bir nesile Sakarya Savaşı’nın ne olduğunu iyi anlatabilir, hafızası gevşeklere hatırlatabiliriz yeniden. En azından Adapazarı’nda yapılmadığını bilen bir nesil yetişmiş olur.

30 Ağustos 2011 Salı

İKİ BAYRAMIN SU VERDİĞİ ÇELİK


30.08.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Tarihi Gar Binası’nın üst katına çıktım. Çaldım kapıyı, içeri girdim. Görür görmez masasından kalkıp, sandalyenin arkasına asılı ceketine attı elini. Giyinirken “Hoş geldin çocuk, zamanında geldin” dedi. Yine çok şıktı. Çizmeleri de çekmiş. Yandan cepli pantolon, spor ayakkabılar, üstümde tişört, küçük bir sırt çantasıyla çok mu rahattım? At hırsızı gibi kaldım yanında! “Önce bayramlaşalım” diye uzattı, öpmek için eğildim, yere doğru bastırdı, öptürmedi elini.

- Ramazan Bayramın mübarek, Zafer Bayramın kutlu  olsun çocuk. Ne muhteşem bir tesadüf  değil mi?

- Muhteşem ki muhteşem Atam!

Omzuma attı elini, “Nasıl bir gezi tasarladın bakalım?” derken merdivenleri iniyorduk.



İlk durağımız için Sincan’dan Polatlı trenine binsek daha iyi olurdu. Yolcusu varsa Malıköy’de, o tren duruyor ancak. “Uygundur” dedi.  Karşılıklı oturduk. Geçtiğimiz Çiftlik’i, fabrikaları, sanayi sitelerini, evleri, yolları, her şeyi dikkatle inceliyor, aynı anda laflıyordu.

- Atam, bir ara bayramlarımıza, yıllık izin muamelesi yapıyorduk. Hala yapanlar var ancak biraz daha toparlandık gibi. İlk 2-3 günü, ailelerimizle yakınlarımızla geçirmeye özen gösteriyoruz. Şu aralar milli bayramlarımız sönük geçiyor. Fark edip, onun da çaresini bulacak milletimiz inşallah.

Yan hattan geçen Yüksek Hızlı Tren’i görüyor. Yüzüne yayılan ferah gülümsemeyle dinlemeye devam ediyor. Tren yavaşladı. Yarım saat olmadan gelmişiz bile. İniyoruz Malıköy’de.



Sakarya Meydan Savaşı’nın reviri, silahı, mühimmatı cepheye aktarma durağı aynı zamanda havaalanı Malıköy. Bazı silahlar, 2 uçak, bir lokomotif ve tarihi eşyalar, fotoğraflar sergileniyor bugün.

- Malıköy İstasyonu, 2008’de müzeleşebildi Atam. Müze olana kadar salaş bir tren istasyonuydu. Biz de müze olunca öğrendik tarihteki yerini.

- Malıköy’ün işlevini anlatmaya yetmez ama yapanlar sağolsun çocuk. Tıka basa hem eser hem insan dolmalı bu müze.



Çayımızı yudumladık. 10 kilometre öteye, Alagöz Karargahına gideceğiz; Sakarya Meydan Savaşı’nın, ‘Başkomutanlık Cephe Karargahı’na. Dünyanın süper güçlerinin öne attığı, son model silah ve araçlarla desteklediği Yunan Ordusu’nu, 22 günde tepeleyen kararların alındığı yere. 20 yıl önce gördüğümde inanamamıştım.

- 20 yıl önce burası, en son kapıyı siz çekip, çıkmışsınız gibiydi Atam. Çok şükür bugün, daha derli toplu bir müze artık.

Kapının önünde durduk. Binaya baktı, çevreye baktı, içeri girdik, gezdik, çıktık. Peynir- ekmek, çorba-ekmek, bazen biraz komposto yanına. Kahvesiz günler.

- Kumanda karargahımız ama anlaşılamamış galiba. Bu müze bile kasabaya çevirmeliydi Alagöz’ü. Bıraktığım köye geldim 90 yıl sonra!



Anayola çıkıp, bir otobüsle Polatlı’ya gidiyoruz. Sessizleşiyor yolculuk. Sakarya Şehitleri Anıtı’nın merdivenlerinden, ağır adımlarla tırmanırken sessizlik te ağırlaşıyor. Nemleniyor gözleri. İlgisizliğe mi, şehitlerimize mi, soracak cesaretim yok.



Bir düğüm boğazımızda, Duatepe’ye geçiyoruz. Cebinden küçük bir dürbün çıkarıp, ovaya bakıyor anıtındaki gibi.

- Bu kadar yakınlardı işte. Makus talihimizin değişmesini, Duatepe’nin alınışı müjdeledi bize çocuk.

Tekrar geri alıyor gibiydi tepeyi. Öyle uzun süzdü araziyi, ovayı. “Atam, son bir yer kaldı. Güneşi orada batıralım” deyip, Eskişehir Yolu’nun öbür yanına düşen Kartaltepe’yi işaret ediyorum.



Önümüzde, batmaya hazırlanan koyu kızıl bir güneş, sırtımızda düşmana “Dur” diyen devasa Mehmetçik Anıtı. Çöktük manzaraya karşı. “Yordum mu sizi Atam?” diyorum.

-Yorulmak olmaz çocuk, dedelerinizin düştüğü toprağı ziyaret ederken yorulmak olmaz. Ziyaret ederken yorulacak torunlar için düşmedi dedeleriniz bu topraklara.

- Sizi getirdiğim güzergahın, uzun zamandır ‘Kurtuluş Yolu’ olarak gezilere açılması planlanıyor. Açılamadı gitti. Görün istedim.

- Dedelerinizin kanı toprakta, ana babalarınızın kanı sizde karıştı. Bir çelik gibi güçlü milletin karışımı, kaynaşması bu. Bugün de hem Ramazan hem Zafer Bayramı aynı güne denk geldi. Bayramlar çeliğe su vermekse çifte su vermiş olacağız bugün çeliğe. Bu güzergahı gezecek çocuklarımızsa üçüncü su olur. Bırak kırmayı, bu çeliği kim bükebilir çocuk?


Rüyamı anlattım. Güzel bir rüyayla uyandım çifte bayram sabahına. Mübarek ve kutlu olsun çifte bayramınız.