banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2011 Cumartesi

SEÇİM ZİLİ DUYULDU


28.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

12 Haziran 2011 Genel Seçimi’nin, zili duyulmuş. Ankara milletvekillerinin, yavaş yavaş kıpırdanmasından anlaşılıyor. Nasıl halkla iç içe olduklarını içeren demeçler vermeye başlamışlar çünkü. Her zaman ilçeleri ve köyleri dolaşıp, sorunları, talepleri dinlediklerini ve gereğinin yapıldığını ifade eden demeçler uç vermiş. Bu iç içeliğin, Mart ayından sonra daha da yoğunlaşacağını belirtenler olmuş. “Şimdiden samimiyeti abartmaya gerek yok, Mart ayından sonra daha uygun olur” demek istiyorlar galiba. 2 buçuk ay iç içelik, Ankara vekilliği için yeterli bir süre demekki!

Mart ayına kadar kim sabredecek, ne çalışma yapılacak acaba? Çatlatırlar insanı!..

En Madde 80 mağduru
Her genel seçim döneminde bir Anayasa maddesi gündeme gelir; 80’inci Madde. “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler” diyen maddedir. “Şeçim bölgemi kollayacağım derken ülkeyi ve milleti unutmayın sakın” demek isteyen bir maddedir. Bu maddenin en sadık ve harfiyen uygulayıcılarıysa her zaman Ankara milletvekilleri olmuştur. Hatta ülkeyi düşünmekten içinde yaşadıkları Ankara’ya ayıracak zamanları kalmaz. Kendi söküğünü dikemeyen terzi kayıtsızlığıyla Ankara, ertelenir hep.

En az 50 yıldır basmakalıp olmuş bir şikayettir bu ama böyle kötü bir kadere de bile bile mahkumiyetimizin sürmesini istemiyoruz artık. Anayasa maddesini ihlal etmeden bir çaresi yok mu bunun? Yapan iller nasıl yapıyor acaba? Başkent dışında geçersiz mi yoksa 80’inci madde?

Hiç ortak nokta yok mu?
Seçim zili hariç Ankara’nın büyük tartışmalarında, projelerinde göremiyoruz vekillerimizi. Ankara için ciddi bir ihtiyaç olan ancak 10 yıla yakın bir zamandır bitmeyen metro hatları için bir araya gelip, ortak bir ses verebilmişler midir? Şimdi gidişlerini izliyoruz ama banka ve finans merkezlerini kaptırmamak, aksine o merkezi Ankara’ya kurdurmak için ortak bir çabaları olmuş mudur 15 yıldır? İlin tarımı, hayvancılığı can çekişiyor, sanayisi tökezliyor. İktidar, muhalefet partisi demeden Ankara milletvekillerinin, buluşabileceği hiç mi ortak noktası yoktur Ankara’yla ilgili?

Seçim ödevi
Kaybettiklerinin bir kısmını telafi edebilmesi için şu an iki seçenek duruyor Ankara’nın önünde; Turizm Atılımı ve Bilişim Vadisi projeleri. Ankara vekillerini, biraraya getirebilecek iki mantıklı ve ortak nokta size. Mart’ı beklemeden, yarın sabah ilgilenmeniz gereken bu iki önemli projeyle Haziran’da, eli boş çıkmazsınız seçmeninizin karşısına. Daha kalabalık bir halk kitlesiyle ‘iç içe’ olmak için bulunmaz fırsat. Bu projelerin mundar olmasını ya da kaptırılmasını bizimle beraber seyredecekseniz eğer, Mart bile erken olur seçim çalışmalarınıza başlamak için. Mayıs ortasında çıkın bir dolaşın, 20 gün yeter de artar bile. Lafı hoş, eli boş seçilme güvenceniz varsa niye paranızı boşa harcayasınız değil mi azizim?

Bu seçim zili, Ankara vekilleri için uyarı, Ankara için bir uyanışın habercisi olsa melodisi kulağa ne hoş gelirdi!

15 Aralık 2010 Çarşamba

‘TORBA’YA SIĞAN ANKARA

14.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar hafife alınmış ki ‘torba’ya atılıvermiş aradan çıksın gibisinden. Birçok yasa tasarısını içeren  ‘torba yasa’ya, yaklaşık 40 bin kişinin ve yüzlerce milyon (trilyon) liranın geleceği sığıvermiş. Ankara’dan, okkalı bir aslan payı koparılmak üzere. Başkent’in derdi gibi görünse de hiç öyle değil aslında.

İzmir’e, Kayseri’ye, Adana’ya, Malatya’ya, Gaziantep’e, Mersin’e, Diyarbakır’a olsa daha az tepki verirdik belki ama banka merkezlerinin, Ankara’dan İstanbul’a taşınmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Sermayenin ülkeye yayılması yerine sürekli aynı noktaya yığılmasını, ülkenin değil, bir bölgenin gelişmesi olarak tanımlıyor şehir ve bölge planlamacıları. Toplumbilimcilerin saptamalarını da eklersek ülke çapında bir dengesizliği körüklemeye devam ettiğimiz anlaşılıyor bu taşınmalarla.

2001 ekonomik krizinden bu yana İstanbul’un nüfusu, 4 milyon, Ankara’nın, 600 bin kişi artmış. Biri 12 milyon 800 bin, diğeri 4 milyon 600 bin olmuş. Oysa Cumhuriyet’in kuruluşu ve Ankara’nın başkent oluşundan sonra aynı İstanbul, göç vermiş. Ankara’da başlanan ve Anadolu’ya yayılan yatırımlar, 200 bin kişinin sadece İstanbul’dan göçmesine neden olmuş. O zamanki İstanbul’da, 5 kişiden biri göçmüş yani.

Sıra-Büyüklük Kuralı
Kentsel sistemin dengeli olup, olmadığını gösteren bir ölçüt var; ‘sıra-büyüklük kuralı’ diye. Bölge bilimcileri ve makro coğrafyacıların kullandığı bir formülle saptanıyor. Ülkede tek egemen kent bulunup, bulunmadığı, böylece dengeli bir dağılımın olup, olmadığını gösteren kıstaslar var. İkinci sıradaki kent büyüklüğü, birincinin yarısı kadar ise ülkede dengeli bir dağılım olduğunun işaretiymiş. İkinci kent birinci kentin yarısından küçüldükçe dengesiz bir dağılım var demekmiş.

Son 10 yıla ilişkin büyüklük kıyaslaması elimizde yok ancak Ankara ve İstanbul’daki nüfus artışını, denge bozukluğunun işaretlerinden biri sayabiliriz. Biri 4 milyon, diğeri 600 bin artmış. Ankara, İstanbul’un dörtte biri kadar bile göç alamamış. Ankara’nın ve Anadolu’nun kurumları, şirketleri, merkezlerini, fabrikalarını taşıdıkça bu oran bozulmaya, dengesizlik te artmaya devam edecek demektir.

Kent ve bölge planlamacıları açısından bakarsanız Ankara’nın çağdaş gelişimi, örnek olma niteliği, 1950 yılından sonra durmuş diyebiliriz. 1923’ten sonra her alanda başlattığı sıçrama, kesintiye uğramış ve herhangi bir Anadolu kentinden farkı kalmamıştır. Devletin merkezi olmuş, kendine faydası olmamıştır. Öncülüğü taşıyamayan yöneticiler, göz göre göre, bayrağı kaptırmıştır.

Torba Anadolu’yu taşıyor
İşte bugün başkent, öncülüğü kaptırmaya, olanaklarını, altın tepsiyle sessiz sedasız sunmaya devam ediyor. Partiler, vekiller, 60 yıl öncesine göre daha güçlenmiş dernekler, odalar, cılız itirazlarıyla kalıyor, topyekün, güçlü bir ses veremiyor. Ankara, ‘torba’ya sığıyor, ‘torba’ İstanbul’a açılıyor.

“Aldın cetveli eline, tahtaya vura vura, yine ne anlatıyorsun efendi?” diyenlere özet: Ülke, eskisi gibi gidip, İstanbul ve çevresine yığılıyor. Memlekette yer yokmuş gibi, yarı çapı 100 kilometreye ulaşmış bir kent, Anadolu’yu yutuyor. Anadolu’da doğan ‘kaplanlar’, Anadolu’yu, ‘torba’da taşıyor!

Oldu mu özet?