humuslu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
humuslu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2011 Cumartesi

AKLIN SESİ


05.08.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Artık çay boyu, yol boyu fabrika kurulmasına izin verilmemeli. Fabrika yapmak için her yerde arazi üretebilirsiniz ama her yerde domates üretemezsiniz. Domates fidesi ekilen toprak, Hazreti Adem’den daha yaşlı” dedi Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir. Fayda sağlayacağım diye tarım arazilerine fabrika izni veren belediyeleri, ‘sanayi lekeleri’ oluşturmasınlar diye uyardı. Aklın ve geleceğin sesine, kulaklarımız her zaman açık olmalı.



Önümüzdeki çağ

Devam etti; “Eğer küresel kriz olmasaydı dünya, bugün gıda güvenliğini konuşuyor olacaktı. Toprağı kirlettiğimiz zaman biter. Afrika’nın durumu, yeterince anlatmıyor mu başımıza gelecekleri?” Bir paragrafa, büyük yanlışımızı sığdırmış Özdebir. Çevreyi ve insanı gözardı edip, günü kurtaran yatırımlar dönemi bitmiştir. Çağdışıdır. Önümüzdeki çağ, çevreye, doğaya uyumlu olma çağıdır.



Laf olsun diye değil

Bunları, laf olsun diye söylemiyor ASO Başkanı Nurettin Özdebir, uyguluyor aynı zamanda. Sincan’da, 954 hektar alana kurulu ASO 1’inci Organize Sanayi Bölgesi’nde, 235 fabrika üretim yapıyor. Parsellerin tamamı sanayicilere tahsis edilmiş durumda. Yeşil kuşaklar hariç, bölge genelinde, 1 milyon 25 bin metrekarelik yeşil alan ayrılmış. Çöpler otomatik makineyle toplanıyor, cadde ve sokaklar, otomatik makinelerle süpürülüyor. Kağıt, plastik gibi geri kazanılabilir atıklar, kaynağında, ayrılarak değerlendiriliyor. 40 bin ağacın yanı sıra 2 bin 200 bodur elma bahçesi olan bir sanayi bölgesi.



Türkiye’nin en büyük ‘çevre laboratuvarı’ burada. Atık su, içme suyu, baca gazı, hava kalitesi, gürültü ölçümleri yapılıyor. Ayrıca sektör araştırma analizleri, soğutucu gazların toplanması, geri dönüşüm ve iyileştirme çalışmaları, yine bu laboratuarın görevleri arasında. Yani artık sanayi bölgeleri, çevreyi kirleterek üretmek zorunda değil deniyor. Yani artık yeni teknoloji her şeye kadir, kullanın deniyor. Atıklar, değerleniyor. Üretimde başka bir çağ, başlamış bile.



Yeni üretim tarzı

Doğaya uyumlu yaşayan kazanacak bundan sonra. Güneş, su, rüzgar, deniz dalgaları ve atıklardan enerji üretilebiliyor. Suyu ve toprağı kirletmeden üretmek mümkün, hatta karlı. Doğaya ve insana kıyan yatırımlar, dünyayı dolaşmış belgesellerle aşağılanıyor artık. Dedelerimizin üretim tarzı, dedelerimizin zamanında kaldı. Yeni üretim tarzı, bizi de toprağı da suyu da havayı da korumak üzerine kurulu. Anlayanı taşıyacak geleceğe.



Neredeyse Çorlu’dan Adapazarı’na kadar tarım yapılacak topraklarımız, fabrikalarla doldu. Derelerimiz, çaylarımız, nehirlerimiz, atık akıyor. Özellikle son 20 yılda, tarım alanlarına tecavüzümüz hızlandı. Dünya’da gıda fiyatları, artıyor, artmaya devam edecek. Aç kalınca fabrika mı yiyeceğiz?



Ankara’nın ilerigörüşü
Daha önce de söylemiştik; 1 santimetrelik verimli yani humuslu toprağın oluşması için 100 ile 400 yıl, ekilebilir verimli toprak içinse 3 binle 12 bin yıl arası bir zamana ihtiyacımız var diye. “Domates fidesi ekilen toprak, Hazreti Adem’den daha yaşlı” diyen ASO Başkanı Nurettin Özdebir, boşuna etmiyor bu sözü. Ankara’nın, ilerigörüşüne yakışır, aklın, geleceğin sesi bu. Günü ve geleceği kavrayan Ankaralı sanayiciye, “Ağzınıza sağlık” diyoruz.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

YAĞMUR YAĞIYOR ANKARA’YA


06.05.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bu yıl, son anda güzel bir kar yağışı yakaladık. Bitkiler, çok sever. Bazıları, hastasıdır. Hele ince yapraklı, çam türü ağaçlar. Dibine dibine, serin serin yağmışsa o yıl, sıçraya sıçraya büyürler. Bir haftadır da yağmur, bereket oldu yağıyor Ankara’ya. Damlasına muhtaç bozkıra düşen her damla, küskün toprağın asık suratını gülümsetiyor. Fazladan düşen her damla, toprağın altında, belkide onlarca yıldır bekleyen tohumlara can oluyor. Minnetlerini, yeryüzüne çıkarak çiçeklerini açıp, yeşil eteklerini savurarak gösterir bitkiler. Yeşeren her türlü bitki, çıplak toprağın koruyucusu olarak doğar.



Bitki olmazsa

Toprağın üzerinde hangi bitkinin olduğu değil, bir bitki örtüsünün olması önemlidir. O bitki örtüsü toprağı tutar, verimli kısmının rüzgarlarla fırtınalarla savrulmasını önler. Verimli tabakası savrulan toprak, çorak kalır, çölleşir. Üzerinde bitki tutamaz. Bitki tutamayan toprak, ne oksijen üretir ne havamızı temizler ne de karnımızı doyurur. Orası artık toprak değil, yeryüzündeki  cehennemdir.



Korumalı toprağı

1 santimetrelik verimli yani humuslu toprağın oluşması için 100 ile 400 yıl arası beklememiz gerekiyor. Ekilebilir verimli toprak içinse 3 binle 12 bin yıl arası bir zamana ihtiyacımız var. ‘Toprak’ deyip, geçebilir misiniz bakalım! Bir fabrikayı 6 ayda, koca bir siteyi 1 yılda dikebiliyoruz artık yeni teknolojiyle. Ancak bu sürede verimli toprak yapmaya dünyanın sermayesi yetmez. Olan toprağı, niye korumamız gerektiğini uzatmaya gerek kalmadı herhalde.



Bozkırın şenliği

Ankara gibi karasal iklimli bölgeler, az yağış alır. Az yağış, cimri, hızlı büyüyemeyen ve yayılamayan bitkiler demektir. Toprağı tutmaktan çok, cılız bedenlerini yaşatmaya çalışırlar. Ağaçları, güdük kalır. Her düşen kar tanesi ya da yağmur damlasını, kendine saklar, pintice tüketirler. O taneler ve damlalarda, çeşme ve kuyu sularımızda olmayan zengin mineraller vardır. 10 dakikalık yağmurdan alacakları mineralleri, 15 gün çeşme suyuyla sulasanız veremezsiniz. Yağmur, kar, şenliklerin büyüğüdür bozkır için.



Yeşeremeyen Çiftlik

Ankara’nın içinde, çevresinde, gözüm çıplak topraklara takılır. Birkaç metrekare de olabilir, göz alabildiğine bir arazi de. Ağaçlandırmakta, yeşillendirmekte niye gecikildiğine yanarım. Kurulduğu zamandan daha az ağaca sahip Atatürk Orman Çiftliği’ne üzülürüm. Göstermelik kavaklarla çevrili boş topraklar, İstanbul Yolu, Eskişehir Yolu boyunca içimi acıtır. 70 yıl sonra, hala çoraktır Çiftliğin çoğu. Yapan, zamanında nasıl yapmış be kardeşim? Şimdi Ankara’nın, Belgrad Ormanları’nı soluyor olmalıydık. Aman hiç girmeyeyim, çok dertliyim Çiftlik’ten!



Yeşil bereketi çağırır

Güzel yağıyor bu yıl Ankara’ya. Bizim Batıkent’te, Botanik Durağı var. Yakınında, üzerinden  yüksek gerilim hattı geçen uzun ve boş bir arazi. 18 yıl sonra, ilk kez yeşillendiğini gördüm bu çorak arazinin. Patladı yeşilleri bu yıl. Meğer yıllardır, neler saklıyormuş toprak ana bağrında. Tanıştığıma memnun oldum!



Güzel yağıyor Ankara’ya bu yıl. Ağaçmışım da köklerime süzülüyor sanki bereket. Onlarca yıl sonra topraktan uzanıp, güneşle tanışan bir ayrık otuyum. Ayrık ta olsa yeşilim, toprağın bekçisiyim. Ayrık ta olsa Ankara’ya soluğum. Unutmayın; yeşil, bereketi çağırır. Yağış yüklü bulutları, en istekli davetlerle misafir eder. Yeşil bereketi, bereket yeşili çoğaltır.


Aa!.. “Çayımı içerken pencereye vuran yağmur damlaları..” falan diye romantik bir şeyler  anlatacaktım, ne ara elimde cetvelle tahtaya geçtim ben?