ilçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2016 Pazar

POKEMON GO TAM ANKARA’LIK



15.07.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Daha çıktığını duyamadan yaygınlaştı. Özellikle de önce Ankara’da hızlı yayılması ilginç. Sokaklarda cep telefonunu oraya buraya çevirip, fotoğraf çeker gibi parmaklarını ekran üzerinde savuran gençler, başını kaldıramıyor Pokemon Go oyunundan. Bu gençler bizim, yani uzun yıllardır bu oyuna benzer bir yaşam süren Ankaralılar’ın çocukları. Dolayısıyla normaldir oyunun önce ve hızla Ankara’da yaygınlaşması.

Nasıl oyanıyor?
Pokemon Go oyunu, özetle şöyle oynanıyor: Sokakta yürürken gözünüz telefonda, ekranda şehrin haritası, pokemonların nerede olduğunu görüyorsunuz. Bunlar, bir zamanlar çok ünlü olan çizgi film Pokemon’un karakterleri. Ama çıplak gözle göremezsiniz, telefonla bakınca görebiliyorsunuz karakterleri. Etraftaki gerçek heykellerin çevresinde de yine sanal pokemon topları oluyor, onları topluyor, bu karakterlerin üzerine atarak topun içine hapsediyor, bolcana pokemon sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Ne kadar çok pokemonunuz olursa ileride bunlarla bazı bölgeleri, savaşarak ele geçirmeye çalışıyorsunuz.

Aman dikkat!
Bu oyunu, insanları yürütmek için icat etmişler, evde su almaya kaldıramadığınız gençler, pokemonun peşinde sokak sokak, heykel heykel, park park dolaşarak eve gitmeyi, yemek yemeyi unutuyor. Hani bilgisayar başında oyundan kalkmıyorsun madem, git dolaş da sokaklarda ye kafayı bari türünden bir oyun icat edilmiş. Nitekim ilk sosyalleştirme meyvesini Güvenpark’ta verdi, birbiriyle alakasız gençler, bu oyun aracılığıyla orada buluştu, parmaklarını savurup durdu pokemon avlayacağız diye.

Başlarını telefondan kaldırmadıkları için ilk ne zaman birine çarptı, direğe, merdivene ya da üst geçide tosladılar, başladık bile dinlemeye. Habire polis çeviriyormuş, hatta ifade alıyormuş “Nedir bu şüpheli hareketler oğlum?” diye. Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat, pokemon avlarken avlanmayın a dostlar, yalan olur, hastane yatağından pokemon topu gibi hoplayıp kolay kolay çıkılmıyor.

Yıllardır oynuyoruz
Tabii biz Ankaralılar, yıllardır biliyoruz bu oyunu. Nasıl pokemon karakterleri ya da topları varmış gibi ama gerçekte yok ise başkentte de bazı şeyler varmış gibidir ama yoktur gerçekte. Yıllardır laf atar, şikayet eder, ‘go’ yani yürümek falan gibi eylem yaparız, döner bakarsın hiçbir şey değişmemiş.

Altyapımız varmış gibidir, her yağışta caddeler sokaklar dereye, alt geçitler havuza döner başkentte.
Toplu taşıma varmış gibidir, hatta bu şehirde lüks tüketim kalemine girer, yetersiz gelmiş yetersiz gider, sanal olarak varolduğu kanaatindeyizdir ama sonunda.
Şehrin derin tarihi vardır ama turizmi yoktur mesela. Turisti pokemon gibi avlar, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne tıkar, öteye bırakmayız başımıza turizm açmasın diye. Turizm Haftası’nı kutlarız ama mutlaka sanal olarak.

Şerbetliyiz
Mesela sosyal yaşamı varmış gibidir, mesai saatleri içindeyse.. araftayızdır, geceyle gündüz arasında.
Sanayisi varmış gibidir, elektriği, suyu, yolu yoktur mesela, pokemon gibi bürokrasi topuna hapsedilmiştir sanayici.
Ticareti olduğu söylenir ama 1 satar 4 alır Ankara, tüketicidir. Müşteri pokemonu, büyük alışveriş merkezlerine kapatılarak biriktirilir, küçük esnaf hayaliyle avunur pokemonların.
İlçeleri varmış gibidir 25 tane, 17’siyle merkezin ilişkisi yoktur. Bakarsanız bir il, bir başkenttir Ankara mesela.
Daha ne ‘mış gibi’ler vardır bizde, şerbetliyizdir nitekim sanal gerçekliğe.

Karakterimiz oldu
Yani Pokemon Go oyununu, hem de pür gerçek, yıllardır oynuyorduk zaten biz Ankaralılar olarak. Oyunun Türkiye’de en çok ve en hızlı Ankara’da tutması boşuna değil. Sanal gerçeklikle gerçek hayat, iç içe geçmiş, karakteri olmuştur yürüyen bantta yürüdüğünü zanneden Ankaramız’ın.

2 Ağustos 2012 Perşembe

PARKTAN BAHANE

31.07.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ağğğlamak istiyorum Ankaralılar! Hizmet için, gerekirse göğüs göğüse vuruşur hale geldik çünkü. Düne kadar “hizmet” diye inleyen memleketin başkenti, “Vallahi olmaz, ben yapacağım” diye yarışan belediyelerin muharebelerini izliyor şaşkınlıkla. Hizmet vermek aşkıyla yanıp, tutuşan Büyükşehir ve ilçe belediyelerimizin, birbirine girişine şahitlik ediyoruz. Ne saadet yarabbim!

Hizmet muharebeleri
En son Batıkent İnönü Mahallesi’nde karşı karşıya geldiler. “Vay efendim bu parkı ben yapacağım, yok efendim katiyen bırakmam, en çok ben yapacağım” tarzında, polis nezaretinde, bir hizmet tartışması yaşandı. Daha önce de Çukurambar’da ve Kızılırmak Mahalleleri’nde yaşanmıştı benzeri. Daha daha önceleri, neler neler yaşanmıştı. Laf parklardan açıldı diye  iç bayıltan sayısız muharebelere girmiyoruz.

Mücadelesinden hizmete güç kalmadı
Ne oldu bu muharebelerin sonucu? Dünyanın en ilgiye muhtaç başkentlerinden birine sahip olduk. Hizmet verme mücadelesinden, hizmete gücü kalmıyordu belediyelerimizin. Aynı anda hem haklı hem haksız, kendine has, açıklanamayan koşulları vardı Ankara’nın. Yasalar karşısında aynı anda hem haklı hem haksız nasıl olunabiliyor, çözemedik yıllardır. Örneğin Akpınar’da, evler kayıyor ama hem Büyükşehir Belediyemiz hem de Çankaya Belediyemiz aynı anda haklıydı. Ama aynı anda haksız!.. Devletin göbeğinde, çukurda, bir adam kayboluyor, kaderiyle baş başa kalıyordu. Haklı ve haksız yoktu çünkü. Daha çözebilen yok bu muammayı. Çözsek yerimizde saymayı bırakıp, dünya başkentleri arasına karışmış olurduk zaten. Nasreddin Hoca yaşasa “Sen de haklısın Aliciğim” derdi!

Yürümeyen arabanın içinde
İnsan, iki ayağıyla araba kullanabiliyor. Yola göre, gaza ve frene basıyor hatta üçüncü pedal debriyaja bile yetiyor iki ayak. Ancak bir ayak gaza diğeri aynı anda frene basınca istop eder araba, yürümez. Ankara, bu yüzden yürüyemiyor. Yol almaya  uygun görev almıyor ayaklar. Yetkiler ve kurumlar, ortak çıkarlara uyumlu hareket etmiyor. Hele seçimler yaklaşırken iyice sert basılıyor pedallara. Yürümekte zorlanan arabanın içinde, oturuyoruz sessiz sedasız.

Yerel Yönetimler Yasası yolda. Yasaya ilişkin ilk duyumlar gelmeye başladı. Halimizden ders çıkarıp, ayakların yerini ve hareketini, iyi ayarlamak lazım. Mümkünse bu ülkenin başkentini, kollayıcı önlemler almak lazım. Cumhurbaşkanlarının, başbakanların, bakanlar ve milletvekillerinin yaşadığı kent, duramaz. Burası yürümezse ülke durur.

Sevinçten değil dertten
Ağğğlamak istiyordum Ankaralılar ama sevinçten. Parktan bir bahaneyle geldiğimiz noktaya bakılırsa ağlamaya devam ama  bıktığımız bir döngü başa sarmış, derdimizden ağlayacağız. İstop ettirilen bir arabada, yolculuk etmek zorunda bıraktırıldığımız için ağlayacağız. Bu kent hiçbir zaman hak etmedi ama ısrarla bu muameleye layık görüldüğü için!..