imalat-ı harbiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imalat-ı harbiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2012 Cumartesi

KÖTÜ ÇİRKİN İYİ

30.03.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sinema tarihine geçmiş bir filmin adıydı ‘İyi Kötü Çirkin’. Bizim filmin sonu tatlıya bağlansın diye bozduk sırayı. Mutlu sonla biten filmlerin çocuğuyuz biz. Kurumuş ağacın bile dibinde patlayan tomurcuk ya da o ağacın yanına düşmüş tohumdan süren filizle kapanır son sahnelerimiz. Ümit kurumaz. Buradan kurutsanız, dünyanın sonuna kadar bir yerden sürer mutlaka. Son nefesini bile ümitle almalı ve devretmeli insan çünkü o ümit korur insan gibi insanlığı.

Ankaragücü’nde kötü
Ankaragücü bir ağaçsa eğer, yaşamın cilvesi, mücadelenin  rengi 102 yaşında bir çınardır ancak. İmalat-ı Harbiyeciler’in, emekleriyle serpilmiş mücadelesidir. 62 yıldır ‘Makine Kimya Endüstrisi’ diye biliyoruz onları. ‘Ankaragücü’ yazımızda geçmiştik tarihini, 31 yıldır parlayan yapraklarını solduran hastalığa gelelim.

Üç yıldır bitmeyen iktidar kavgası, rezillikler içinde süründürdü takımı. İki taraftarlı gudubet bir takıma dönüştü önce. Dünya böylesini de gördü. Esnafın, iki kamyonet yiyecek, içecek yardımına muhtaç olacak hale geldi. Forma alamadı, sıfırın altındaki Sivas ikliminde, ikinci yarıya ıslak formayla çıkmak zorunda kaldı. Milletvekilleri, kurumlar, aralarında para toplayıp, yardım etti. Oynayacak profesyonel futbolcusu kalmadı, gençlerin sırtına yıkıldı yük. Şehir dışı maçlarda masraflarını, rakipleri, misafir oldukları ev sahibi karşılayacak oldu. Takımın küme düşmesi kesinleşti, yine bitmedi çile. Milyar dolarlık ligde, rezalet ve sefaletler silsilesi, en son masa sandalye hacizlerine sahne oldu. 25 bin lira için!.. Sonunda kendi çocuğu teknik direktör Hakan Kutlu, isyan etti ve Başbakan’dan görüşme talep etti; olanı biteni anlatmak için.

31 yıldır ustalar liginde mücadele eden Ankaragücü, dibine asit atılmış çınar gibi, bu sezon hiç başını kaldıramadan çürütüldü nihayet. Gerekçesi kötü, hikayesi kötü, yönetmeni kötü bir sahne. Kötümüz buydu.

Marmara Oteli’nde çirkin
Gelelim çirkine… İskelet kadar çirkin bir bina; Atatürk Orman Çiftliği’nde, orada ne işi olduğunu, niye izin verildiğini  bilemediğimiz Marmara Oteli. 5 yıldızlı otel inşaatı kendileri. 28 yıldır hayaletler kalıyor odalarında. Oteli yapanlarla Çiftlik arasındaki hukuki süreç, yeni bir aşamaya geldi. Vaadler ve kira ödemeleri gerçekleşmediği için, bir ay içinde Çiftliğe yeniden devredilecek iskelet bina. “Allah’ın sopası yok” dedikleri bu olsa gerek.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, kendi parasıyla aldığı, ıslah ettiği ve halkın yararına bağışladığı arazide, vasiyetinin tersine işler yaparsanız bereketi olmuyormuş demek. Cinlere, perilere otel, sadece Çiftlik’te!

Devredilince depreme dayanıklıysa yeniden yapılacak, değilse yıkılacakmış. Ata’nın, bir de deprem mi sipariş etmesi gerekiyor? Lafı edilmeden yıkılmalı, bu ayıp ve Çiftliğin kalbine saplanan hançerden kurtulmalı Ankara. Ata’nın vasiyetiyle uyuşmuyor. Çiftlik ve orman olmaya tahsis edilmiş arazide, 5 yıldızlı otelin işi ne? Çirkin değil mi her şeyiyle?

Kazan’da iyi
Bir gün önce ‘Şehitlerimizle Övünebilir miyiz?’ diye yazmıştım, bir gün sonra bu haber çıktı: Kazan Tahsin Şahinkaya İlköğretim Okulu, yeni neslin, fedakarlıkların kıymetini bilmesi için ilçedeki şehit ailelerini ziyaret etme projesi başlatmış. Öğrenciler, Hakkari’de şehit olan Yusuf Pazar’ın ailesini ziyaret etmişler. Gözyaşlarına boğmuşlar şehit ailesini. Yeni bir aile olmuşlar. Hem bu güzel fikre önayak olan hocalarımızın kıymetli hem de şehit ailelerine çiçek veren çocuklarımızın o yumuk ellerini öpüyorum. İyi budur, ümit budur, kurunun dibinden yeşeren tomurcuk, süren filiz budur işte!

Kötü ve çirkin hakim görünebilir ama bizi, iyinin tomurcuklandığı, ümidin filizlendiği taze uçlar varedecektir her zaman.

24 Ocak 2012 Salı

ANKARAGÜCÜ


24.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Başkalarına yeteceğine kendine gücü yeten takım. 102 yıllık tarihi, çekişmeler, ligden atılmalar ve yine lige geri dönmeye çalışmalarla dolu. Futbol kurum ve yöneticileriyle olmasa kendi aralarında didişmesi bitmemiş. Futbol, büyük paraların döndüğü, yöneticilerine güç kazandıran bir iş değilken de didişiyormuş Ankaragüçlüler. Ancak hiçbiri, geçen haftaki kadar acıklı bir durum doğurmamış. Bilmeyenin bile ilgisiz kalamayacağı görüntülerdi. Benim gibi…

Erzak yardımı
İki kamyon, Ankaragücü’nün Beştepe tesislerine dayanmış. İçi erzak dolu; pirinç torbaları, patates çuvalları, portakal sandıkları, pazar torbaları içinde soğanlar, su kolileri.  Taraftarların topladığı yardımlar bu iki kamyon erzak.  Antrenmandan sonra da baklava ikram etmişler takıma. Kötü olduğunu biliyorduk ama bu kadarını, Türk futbol tarihi de ilk kez görüyordu herhalde. Özellikle çok büyük paraların döndüğü bir dönemde, mahalle takımında olmayacak sefillik resmiydi.

Soğukta ıslak forma
Pazar günkü Gençlerbirliği maçında, yine sahneye çıktı Ankaragüçlü taraftarlar. Sıfırın altında seyreden hava  sıcaklığına karşın, üstlerini çıkardılar. Sivasspor maçında, Sivas soğuğunda, ikinci yarıya ıslak formalarıyla çıkan Ankaragücü’ne, bir de böyle destek veriyorlardı. Oynatacak futbolcu bulamadığı günlerde futbolcu verdiği Gençlerbirliği, 1-0 yendi Ankaragücü’nü.

30 yıldır düşmedi
3 Haziran 1981’de Türkiye Kupası’nı, 4 gün sonra Devlet Başkanlığı Kupası’nı kazandı Ankaragücü. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri Kenan Evren, Birinci Lig’e çıkmasını çok istiyordu. Galibiyetleri fırsat bilip, kanun düzenlendi ve Birinci Lig’e çıkarıldı takım. ‘Paşalar Takımı’ diye çıktı adı. Oysa Sakaryaspor’un ardından ikinci olarak zaten çıkıyordu o sezon. Eski İmalat-I Harbiye, daha sonra Makine Kimya Endüstrisi olan adıyla hep bir işçi takımıydı halbuki. Bugün de olduğu gibi. “Bunlar yine didişir, Birinci Lig’e  çıkacakken de çıkamaz” diye mi düşündü acaba Evren?

O günden bu yana, 30 yıldır Birinci Lig’de Ankaralı sarı-lacivert. 3 yıldır süren iktidar kavgası, işçi çocuklarının harçlıklarına, suya, soğana, patatese muhtaç hale getirdi takımı. 31’inci yılına, acizlikler içinde tepetakla, bir alt ligde açacak galiba gözünü.

Eski alışkanlık nüksediyor
Sahada beceremeyip, yenilmek, küme düşmek anlaşılabilir bir şey. Ne var ki takımını, sahaya çıkmadan kulüp koridorlarında telef edecek yönetim biçimini, dönüp dönüp yeniden kurmayı anlamak zor. Bunca yıldır yol alamamış sanki, İmalat-ı Harbiye günlerinden beter kulüp. Eski alışkanlığı nüksediyor. Ne dersalmazlık ne rahatlık!

Gazetemiz spor yazarlarından Ayşe Yeşin, “Cenazeyi mi bekliyorsunuz?” diye sormuştu. Öyle bir rahatlık ki cenazesi çıksa musalla taşında terk edip, bırakılacağından korkuyor insan!