tören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2018 Salı

ILIK 23 NİSAN


24.04.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Yine bir 23 Nisan’da durakta otobüs beklerken şahsımıza özel geçit töreninin keyfini sürüyoruz. Kürşad Bey İlkokulu’nun öğrencileri, törene gidiyor. Mini minnacıklar, en temiz, en şık, boncuk boncuk gözlerle en safları.

Papyonlu takım elbisesiyle 4-5 adım önden gidiyor küçük beyim. Nineyle üç büyük arkada şen şakrak. Her sokaktan şıklığı, gösteri kostümleriyle güzellikler akıyor okula doğru. Uzun zaman sonra parlak güneşli, ılık bir 23 Nisan’ı yaşıyoruz, bir de dışımız ısınıyor. Batıkent Kardelen Mahallesi’nde, her sokaktan çocukluğumuz geliyor.

Havadan mı yoksa..
Dünyanın en güzel bayramında pencerelerden, binalardan sarkan dünyanın en anlamlı bayrağı, yırtıyor tekdüzeliği. Otobüsle geçerken Kardelen Ortaokulu’nun bahçesi tıklım tıklım, çocukların elinde başka dalgalanıyor kırmızı beyaz. Metro Kızılay’a giderken uzaktan yakından tüm okullar, pınar gözeleri gibi kaynayarak yerini belli ediyor. Hava gibi bu yıl, 23 Nisan’da ılık geçiyor sanki.

Soğuk havalar kadar bıktığımız soğuk bürokratlar önünde yapılan soğuk kutlamalardan farklı bir bayram sanki. Güneş mi bizi yanıltıyor, dünyanın en güzel bayramına yeniden hakkını vermeye mi başlıyoruz acaba? Paltolu bürokratların önünde titreyen çocuklar görmediğimiz için mi ılıyor içimiz?

Başlangıcı da anlamlı
Her yıl olduğu gibi bir gözümüz televizyonda. Kim, nerede, nasıl kutluyor, yine törenlerin ya da gösterilerin kalite ve coşkusunu teftiş görevimizi yerine getiriyoruz. Kendi çocukluğumuzla kıyaslayarak her yıl 23 Nisanlar’a değer biçiyor, memleketin gidişatını da biraz o kalite ve coşkuya göre kestirmeye çalışıyoruz. Çünkü dünyanın en güzel bayramını kutlayamamak, bir idari sorundur beceriksizlikten öte.
Fikrin çıkışı da yeni devletin doğuşuyla birleştirilmesi de yeterince anlamlıdır. 23 Nisan, Himaye-i Etfal Cemiyeti, yani Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kimsesiz çocuklara sahip çıkılması için düşündüğü bir bayramdır. 23 Nisan 1927’de genelleştirilerek, tüm çocuklara hediye edilir. 1979’da, dünya çocukları karışır çocuklarımıza. Daha güzel nasıl bir bayram icat edebilir bir millet?

Kendine gelişmiş diyenlere
Kendine ‘gelişmiş’ diyen ülkelerin silahsız masum insanları ve çocukları katletmekten rahatsızlık duymadığı bir dünyaya, daha güzel nasıl hatırlatılabilir insanlık? Bu katliamları algılama zorluğu bir türlü iyileşemeyen Birleşmiş Milletler, niye sahiplenmez 23 Nisan’ı da ‘Dünya Çocuk Günü’ ilan etmez?

Aman uzatıp gölge düşürmeyelim bu güzel güne, kendimizi bilelim biz. Soğuk bayramların ılıdığını, eski günlerdeki çocuk sıcaklığına yine kavuşmasını umalım. Her 23 Nisan çocuğuz biz, tüm içtenliğimizle arkadaşlarımızın bayramını kutlayalım.

25 Haziran 2017 Pazar

BAYRAM OLUR BİRLİK OLUR



24.06.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Karabasan yılıydı. Patlamalar, suikastler, hendekler, gelmesine dayanamadığımız yaralı ve şehit haberleri, üzerine keskinleşen, ayrıştıran bol siyaset sosu... 2016, uyanamadığımız kabus, üzerimizden kalkmayan karabasan, hafızamızdan hemen silmek istediğimiz bir yıl olmuştu. Ramazan geçmiş, bayramı gelmişti.

Bunlar olmamış gibi tatil hazırlıları yapılması, 5 Haziran’da “..Değer verdiğimiz, bayramlarımızı paylaştığımız kadar güçlü olabiliriz.. İster dini ister milli.. Bayram, beraber olabilmek için tatil olur, tatile gitmek için değil..” demek zorunda bırakmıştı bizi. Bitmemiş meğer, 10 gün sonra 15 Temmuz Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi patladı.

Silahtan çok güvendikleri
Daimi umursamazlık ve gevşekliğimize güvendikleri anlaşılıyordu yandaşlarının darbe öncesi yorumlarından. Silahlı güçten çok bu zafiyete dayanıyordu cesaretleri. O gece paça boylarını aldı, boylarının ölçüsünü gösterdi memleket. Kısa kaldılar!..

Sadece o bayram değil ki dini, milli, her yıl bayramın özünü anımsatma ihtiyacı duyuyorduk uzun zamandır. Özünden kopmuş, bir sözcüğe indirgenmişti ‘bayram’ kavramı. Bayramın bir araya getiremediği bir milleti, başka nasıl birleştirir, neyin etrafından toplayabilirsiniz ki? Savaşın mı?

Bireysellik virüsü
Ayrıntısıyla çocukluğumuzun bayramlarını anlatmıştık, büyüklerimizin o coşkunun önünü açışını, yaşatışını hatırlatmıştık, yasak savmadığı tören ve etkinliklerle devletin o ruhhaline sahip çıkışını vurgulamıştık. İçten hissettiğimiz bayramlardı. Tabii ki o zaman bayram olsun, kalabalığın coşkusuna katılsın isterdi insan, güç alsın o enerjiden.

1990’larla beraber toplumsal dokuya yoğun olarak zerkedilen ‘bireysellik’ virüsü, 2000’lerde felç etti toplumu. ‘Bencillik’, bireysellik diye yutturulup, toplum içinde yalnızlaştırılmanın yolu açıldı. Yalnız, dayanışmasız insanın güvensizliğiydi umursamazlığın, gevşekliğin nedeni. Toplumlar en hızlı, küçük parçalarına ayrılarak çözülür. Tarih boyunca böyle olmuştur, siyaset tarihi de bu fitnenin binlerce örneğiyle doludur.

Önce devlet toparlansın
Bir millet tarihten, çok yakın 70 yıllık keskin ayrışmalarından ders almaz mı? Alır, almıştır da ancak mesele, devletin milletinden önce çözülme huyları göstermesidir. Geleneğine, göreneğine, kültürüne, bayramına, seyranına sahip çıkmazsa devlet, imam-cemaat atasözüne döner yaşam; birarada değil, herkesin tuttuğu yerinden yaşadığı bir yaşama.

Milli bayramında coşkuyu yaşatamaz, dini bayramı toplumun bir kesimine ithaf ederseniz, bazılarını kutlar bazılarında isteksiz olursanız herkesin olmaz o bayramlar. Herkesin olmayan bayramın, birliğe katkısı olmaz.

Cümleten kendimize gelsek
15 Temmuz darbe girişimi sonrası belki de 80-90 yıl sonra ilk kez bu kadar yanaşmıştık birbirimize. Çok sürmedi, bulduk ayrışmanın yeni yollarını, derinlik ölçüsü de giderek artıyor kopuşun. Cümleten bir kendimize gelsek, kendine gelse siyaset.

Bayramlar, bu kopuşların yapıştırıldığı günler oysa ki bayram gibi kutlanırsa. Kırılanın onarıldığı, sağlamın parlatıldığı günler. Töreni, tavırları, eylemleri, ince düşünülmüştür. Devletiyle milletiyle birliğin tutkalı o bayramlarını, geri getirmeli bu ülke. Birliğin olmadığı bayram gelmiş.. e gelmiş de neyime!..

Solmayan bayram coşkusu dilekleriyle büyüklerin Ramazan, küçüklerin Şeker Bayramı’nı, içtenlikle kutluyoruz.

2 Kasım 2016 Çarşamba

BAYRAMI KUTLAYAMA-MA



01.11.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Çok uzun zaman sonra tarihi bir coşku bekliyorduk, Cumhuriyet tarihinin en talihsiz resmi kutlamalarından birini yaşayarak kısmi coşkulanabildik. O kısmiler de olmasa bayram demeye bin şahit ister bir gündü. 93’üncü yaşını kutlamaya çalıştığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 92 yıl önce birinci yaşını kutlarken bile bu kadar acemilik yaşamamıştı.

Kendi çalıp kendi söyleyen resmi kortej, boş bulvarla bayram kutladı. Akşam da Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in ‘onbinlerce hediye’ vaadi dolduramadı resmi törenin caddesini. Bildiğimiz Ankara’da, bir de Kızılay’da patlayan bombadan sonra böyle ıssız olmuştu Atatürk Bulvarı ve sokakları.
Resmi tören için kapatılan ıssız yollar
Boş bulvarda tören
Sabah metrodan çıkınca bir şenlik ortamı bekliyorduk Kızılay’da. Siyasilerin söylemlerinden, etkinlik duyurularından, resmi tören alayının sokağa taşınmasından umutluyduk. 15 Temmuz’dan sonra olduğu gibi, Atatürk Bulvarı boyunca, sokaklarına taşan ay yıldızlı bayraklarıyla kalabalık başlamış olmalıydı. Çok merak ediyorduk 15 Temmuz’dan sonraki ilk 29 Ekim’i.

Bir çıktık tek tük araba, adım başı bol polis, onların yanında azmış gibi kalan bir miktar vatandaş, bomboş Kızılay. Bizim gibi tatil olmayıp işe, hastası olup hastaneye gidenler, yolların kapatılacağından habersiz yaşlılar ve biraz da gençlik. EGO otobüslerinin çalışmadığı yerde halk otobüsleri çalışıyor, dolmuş durağı kapalı, taksiler hep dolu. Birazdan hepsi kesildi, herkes yürümeye başladı.

Araca da vatandaşa da kapalı
Merkeze uzanan o kadar çok cadde ve sokak kapatılmıştı ki gelmek isteyen de gelemezdi zaten. Çünkü EGO otobüsleri ya da dolmuşlar, kapatılan yere kadar gelebiliyor, orada indiriyordu yolcuları. Metro ve Ankaray çalışıyor ancak onların da belli bir saatten sonra Akköprü, Ulus, Sıhhiye gibi duraklarının girişi kapatılmıştı. Yani Sincan-Kızılay-Çayyolu ya da AŞTİ-Dikimevi hattı dışında oturanlar için kapatılan noktalardan merkez, hiç yürünecek mesafede değildi.
Aynı anda Ulus Birinci Meclis önü
Ulus daha şanslıydı diyebiliriz, kapatılan noktalardan biraz daha mantıklıydı yürüyüş mesafesi. CHP’nin düzenlediği Birinci Meclis önünden Anıtkabir’e yürüyüş, çok daha kalabalık oldu. Hatta bütün kalabalık oradaydı zaten, bayram, o güzergahta kutlandı sanki. O kalabalık geçince ara sokaklar dahil, Anıtkabir’e gidiş yollarından geçişe izin verilmedi.

Bir de yollar, hafriyat kamyonlarıyla kapatılmıştı. Pek hoş bir görüntü değildi darbe girişimini hatırlattığı için. Tankla kutlamaya gelenler olabilir diye düşünüldü belki. Biz daha çok araca kapalı yolun, vatandaşa niye kapatıldığını anlamaya çalışıyorduk.
Neyleyim böyle alayı?
Kızılay’da resmi tören alayı boş caddelere yürüyüş yapıyor, vali yardımcısı ve tuğgeneral seviyesinde temsil edilen devlet, selamlayacak vatandaş arıyor, gaziler, boş caddeye bayrak sallıyordu. Törenin provası olsa daha kalabalık olurdu.

Akşam da 7’yi geçiyordu, Atatürk Bulvarı’nda bir ıssızlıkta yürüdük Kuğulu yönünden Kızılay’a. 6’da Birinci Meclis önünden başlayan fener alayı, Sıhhiye civarına bile gelememiş, uzaktan havai fişek sesleri duyuluyordu. Çocukluktan kalan bir coşkuyla izlemeye bayıldığımız fener alayını, beklemek gelmedi içimizden. Cadde boş, bayram fener alayına... Neyleyim vatandaşı olmayan alayı?

Bu acemilik başkasına yarar
Sokağa çıkma yasağı mı vardı bayram mı belli değil. E ama 15 Temmuz’dan sonra demokrasi nöbetleri sırasında çok daha büyük kalabalıklar doldurmamış mıydı bu cadde ve sokakları? Hem de bir gün değil 27 gün. O zaman nasıl alınmıştı güvenlik önlemleri?

Tarihinin en vatandaşsız resmi Cumhuriyet Bayramı törenini yaptı Ankara. 93 yıl sonra böyle bir acemiliği de yaşadık ya hiç bu devletin tarihine yakışmadı. Bir vücut olma zorunda olduğumuz günlerde bu acemilikler, ortalığı bulandırmayı sevenleri sevindirmiştir, bizi üzer sadece.

Fotoğraflar: Ahmet Soyak