teknopark etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknopark etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2014 Salı

YER YER YENİLİKÇİ BAŞKENT



24.10.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Hava raporu gibi; “Ankara sanayisi, yer yer yenilikçi olacak. Yenilikçiliğin olduğu bölgelerde yenilenmenin sürmesi beklenirken olmayan bölgelerin, ihracat kuraklığından etkilenmesi, üretimin tehlikeli seviyelere düşmesi bekleniyor!” diye sunabilir ekonomi bilen kişi. ‘Sanayi Durumu’nu açar bakarız, ne alemde bu yenilikçilik, ekonomi ne alemde diye. Böyle bir programı izleyebilmek için sık ve hızlı gelişmeler olması gerekir, ağırdan alan, lafa boğulan, kendi ayağına dolanan gelişmeler değil.



Havalı inovasyon!

Birkaç yıldır çok yoğun kullanıyor, “inovasyon” diyoruz. “İnovasyon” demek, “yenilikçilik” demekten daha havalı oluyor. Havalı bir kavramın ardına düşüyor, yeni beklentilere, yeni hayallere kapılıyoruz. Peşine takılacağımız yeni kuyruklu yıldızımız oluyor. Neredeyse “İnovatif olmayan bizden değildir!” diye çemkireceğiz tuttuğumuza. Kof bir coşkunluk halindeyiz. Ara gazı fazla, yokuşu çıkma hızı düşük bir vaziyet. Ama ağzımızı doldura doldura “inovasyon” diyoruz.



Niye kaptırdık Vadi’yi?

21 Ekim’de İnovasyon Haftası, üst düzey devlet ve şirket yöneticileriyle akademisyenlerin yer aldığı toplantılarla  Ankara’da başladı. Hemen ilk günden Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, Ankara’nın gazını aldı ve Ankara’nın Araştırma-Geliştirme, tasarım ve markalaşmayla beraber inovasyonun yani yenilikçiliğin de başkenti olduğunu söyledi. İlk teknokentin 2000 yılında ODTÜ'de kurulduğunu vurgulayan Büyükekşi,

Son 5 yılda uygulanan bilişim Ar-Ge projelerinin dörtte birinin,

Türkiye'deki 39 teknoparktan 6'sının (ki bunlar Türkiye’nin en iyileridir),

59 teknoloji geliştirme bölgesinden 8'inin Ankara'da bulunduğunu belirtti.

Ankara, en fazla ihracat yapan beşinci il, en çok ihracat yapan 1000 firma içinde firma sayısı açısından altıncı il durumundaymış.


Tescillercesine Ankara'nın doğal bir inovasyon eko sistemine sahip olduğunun altını çizdi. 

E Bilişim Vadisi’ni niye Kocaeli’ne kaptırdık o zaman?



Altyapı ve mevzuat sorunları var

Bilişim Vadisi açısından en uygun ortam olan Ankara, destek verilseydi yenilikçi üretim biçimlerini ve yeni ürünleri, Türkiye sanayisine en hızlı kazandıracak ildi. Haftayı “Türkiye’nin en önemli sorunu yenilikçiliktir, araştırma-geliştirmedir” diye açıyoruz ama uygulamayla laflar örtüşmüyor. Teknokentlerin Yeni Uygulama Tüzüğü’nün çıkması 2 yılı bulmuştu. Hala da mevzuat sorunları var.



“Ankara, yer yer yenilikçi” diyebiliyoruz şimdilik. Sanayisi geçişe en uygun, yenilikçiliği en iyi izleyen sanayi olmasına karşın elektrik, su, yol gibi basit altyapı sorunlarıyla uğraşıyor hala. Üniversiteler, teknokentler ve meslek okullarıyla işbirliği, çok yavaş ilerliyor. Bazı proje destekleri, adresine gitmiyor. Resmi kurumların çoğu, yerli ürünleri almamakta ısrar ediyor. Ahenk yok yani.



İçini mi boşaltıyoruz?
İşte diyeceğimiz; ağzı doldura doldura, sabah akşam “inovasyon” demekle olmuyor. Alt yapı sorunlarından yasal süreçlere kadar daha çok işimiz var. Eğer bundan sonra da bu tarz ve bu hızla yürüyecekse işler, koca harflerle göz alıcı bir paket olarak sunulan ‘yenlikçilik’ kavramının, içinin boşaltıldığını düşünmeye başlayacağız.

10 Nisan 2012 Salı

BU PARKLAR VADİ OLUR


10.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Toplantıya katılan yöneticiler düşünceli. Vekaletname veren tedirgin adam durgunluğu var. Ya da hergün bu imzalardan atıyormuş heyecansızlığı mı demeli? Oysa 6 Nisan 2012, Ankara için çok önemli, tarihi bir imza günü. Kendi alanında bir ilk. Teknokentler, işbirliği yapacaklarına ilişkin anlaşma tutanağını imzalayacaklar. Bu imzalar, Ankara tarihinde yeni bir dönemin ilk adımı olacak. Nerede heyecan, niye coşku yok? Hatta niye çoğu yerel yöneticiler ve sivil toplum örgütlerinin başkanlarını göremedik? ‘Teknokent’ nedir ona bakalım sonra dedikoduya devam ederiz.

Teknokent nedir?
‘Teknopark’ da deniyor. Kısaca teknoloji üretme ya da geliştirme için çalışan firmaların, bir arada kümelendiği yerler diyebiliriz. Örneğin çamaşır makinesini ele alalım. İlk 1906’da üretilmiştir. Otomatik olanı, 1950’lerden beri aşağı yukarı aynı teknolojiyle günümüze gelmiştir. Sonra biri çıkmış, “Az elektrik harcayanı üreteceğim” demiş. Diğeri, buna ek olarak “Çamaşırın kilosuna göre deterjan harcatacağım” demiş. Yarın başka biri, “Bir metal kaplama yöntemi buldum, sahibinin ömrü, makinenin çürüdüğünü görmeye yetmeyecek” diyebilir. Hepsi bir sürü karmaşık işlemler gerektiriyor ama değişik kişilerin geliştirdiği teknolojiler, aynı makinede toplanıyor.

Şimdi otomatik çamaşır makinesi yerine uçak, elektrikli araba, rüzgar enerjisi üreten değirmenler, denizaltı ya da uzaya gönderilecek bir uydu koyalım. Üstüne baş döndürücü hızla gelişen bilgisayar teknolojisini ekleyelim. Her ürünün her parçasını geliştiren yüzlerce, binlerce değişik firmanın, harıl harıl, bu ürünleri geliştirmek için çalıştığını düşünelim. İşte bu araştırmacıların, geliştirmecilerin bir arada kümelendiği yerlere, teknopark ya da teknokent diyoruz.

Ankara’daki teknokentleri bir araya getiren, Vali Alaaddin Yüksel. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Ankara Kalkınma Ajansı, uzun isimli bir proje geliştirdi ve teknokentleri, imza masasına oturttular. Projenin adı, Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Potansiyelinin Tespit Edilmesi, Tanıtılması ve Harekete Geçirilmesi Projesi. Nefeslenin, devam edeyim!

Türkiye’de bir ilk
Ankara Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi, Ankara Sanayi Odası Teknoparkı, Bilkent Üniversitesi Cyberparkı, Gazi Üniversitesi Teknoparkı, Hacettepe Üniversitesi Teknokenti ve ODTÜ Teknokenti, güç birliği yapmak üzere bir araya gelip, imzaları attı, Ankara Teknokentleri Platformu’nu oluşturdular. Türkiye’de, ilk kez böyle bir işbirliği yapılıyor. Bu işbirliğiyle ülkeye örnek bir yönetim modeli de oluşturmak istiyorlar.

Toplantının sonunda, düşünceli yöneticilerden eser kalmadı. Yüzler güldü. Ankara soğukluğuymuş demek. Tabii o imzaların da vaat edilen sözlerin de hem destekçisi hem takipçisiyiz.

Uydu fotoğraflarında, teknoparkların yeri işaretlenmişti. Ülkenin en iyi ilk 3 üniversitesini içeren 6 teknoparkın. Yukarıdan bakınca ‘Bilişim Vadisi’ni gördük biz!

Vakıfbank’tan iyi haber
Telekom, Tarımspor, SGK ve Emlak Toki’nin, Ankara’daki voleybol alt yapısını feshetmesinden sonra Vakıfbank Ankara 3’üncü Lig Bayan Voleybol Takımı’nın kapanma haberi gelmişti. Altyapıyla beraber, 120 çocuğumuzun, diğerleri gibi ortada kalmasından korkuyorduk.

VakıfBank Genel Müdürü Süleyman Kalkan beyefendinin, gazetecilerle sohbet toplantısına davet edildik. Sorularımın yanıtları özetle şöyle: 
Birincisi; voleybolcu çocuklarımız  için, desteklerini devredecekleri şirketle anlaşmışlar. Şirketin adını, Haziran’dan önce, devretmeye yakın açıklamayı uygun gördüler. 
İkincisi; bankanın Halk Müziği Korosu, banka sergi salonu ve sergisi, lokali ve bir miktar çalışanı İstanbul’a gitmekten kurtardık! Ciddiyet ve ilgilerine teşekkür ediyoruz.

31 Aralık 2011 Cumartesi

ANKARA’DA BİR İLK PAZAR


30.12.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Her türlüsü var ama böyle bir pazar yoktu Türkiye’de. İlk kuran Ankara oldu. Adı, yeniliklere açık Ankara’ya yakışan bir pazar; ‘Yenilikçi Ankara Proje Pazarı’. Dünya, zor günlere hazırlanıyor, zor günlerin kenti de bir süredir boş durmuyor. Ağır sanayi ve bilişim alanında, olduğu zaman tüm ülkeye yararı dokunacak atılımların arifesindeyiz. Uzun yıllar büyük  yatırımlardan nasibini alamayan Ankara, sadece toprak altındaki yapısını değil, üstündeki zihinsel altyapısını da hazırlamaya çalışıyor.



Ankara Proje Pazarı

Yenilikçi Ankara Proje Pazarı, Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in, heyecanla anlattığı projelerden biriydi. Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Ankara Kalkınma Ajansı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’yle (TOBB) işbirliğine gitti ve pazar, 17 Aralık 2011’de açıldı. Akıl evrenin her yerinde aynı akıl, değerlendirmesini bilmek gerekiyor. Açılan pazar, akla yapılmış bir yatırımdır.



Ne işe yarayacak bu pazar? Kendi atölyesinde icadıyla baş başa kalmış küçük esnaf, geliştirdiği projelere uygulama sermayesi bulamayan üniversite ve teknoparklar, hatta proje üretme kapasitesi yüksek belli başlı kurum ve şirketler, bu pazarda, girişimcilerle buluşacak. Girişimciler, çeşitli büyüklükteki şirketler olabileceği gibi, yatırım kabiliyeti yüksek birçok bakanlığımız, devlet kurumlarımız ve belediyelerimiz de olabilir. “Şu proje aklıma yattı, param bankada küflenmesin” diyorsanız siz de bu pazardan yararlanabilirsiniz. Dağınık iş enerjisinin, ortak buluşma noktası diyebiliriz.



Bir başka hayırlı çalışma

Bu arada Ankara Kalkınma Ajansı, bir çalışma daha başlattı; ‘Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin Potansiyelinin Tespit Edilmesi, Tanıtılması ve Harekete Geçirilmesi Projesi’. Yapılacak iş, projenin adında yeterince açık; Ankara’nın, teknolojik kapasitesi nedir, bu kapasite nasıl tanıtılabilir ve nasıl harekete geçirilir? Bütünüyle varolan aklı değerlendirmeye yönelik bir çalışma. Ankara, ODTÜ, Gazi, Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri’nin teknoparklarıyla Ankara Sanayi Odası, işbirliği yapacak. Önümüzdeki günlere, doğru bir hazırlanma yöntemi.



Herkes kendi başına dönemi

Dünya liderleri ya da ‘guru’ tabir edilen bilmiş ekonomistleri, dili varıp, “Bu ekonomik sistem ömrünü tamamladı” diyemiyor. Günden güne yalpalayan düşüncelerle oyalıyorlar dünyayı. Ankara Proje Pazarı’nın açılışında konuşan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Yerin altında fazla bir zenginliğimiz yok. Bütün zenginlik yerin üstünde. O zaman burayı iyi çalıştırmamız lazım” demiş. İşte bu kadar basit. Başkalarının ağzına bakmayı bırakıp, kendi aklımızla değerlendirmek zorundayız. Geleceği gören ülkeler,  başının çaresine bakacak önlemler alıyor. Kimse kimseyi kollamıyor. O dündü. Şimdi başının çaresine bakma zamanı. Bu dönem, aklını kullanma, önce kendine yetebilme, beceriyorsa ürünleriyle küreselleşme zamanı. En azından, dünyada üretilen birçok şeyi, üretebilme kudretine sahip olmanız gerekiyor.



Eğitim ve somut adımlar

Burada girişimcilik kadar önemli diğer unsur, güncellenmiş ve uygulamayla eşgüdümlü eğitimdir. Girişimleri gerçekleştirecek nitelikli işgücü, sadece üniversitelerde değil, meslek okullarında da yetişmeli. Okullar, girişimciyle uygulamayla gecikmeden buluşmalı.


Unutmayın; yıllarca masallarla oyalanmış, yılgın bir Ankara var karşınızda. Ancak somut ve gerçekleşmiş adımlar kötü gün dostu başkenti, yeniden gayrete getirecektir.

6 Kasım 2011 Pazar

SIRA ANKARA VEKİLLERİNDE


04.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara Valiliği, hayırlı bir iş yaptı, ‘Ankara Milletvekillerini Bilgilendirme Toplantısı’ düzenledi. Ankara’yla ilgilenilmesi için bir adımdı. Öyle tek tük toplantılara, etkinliklere katılmak yetmez çünkü ilgilenmek için. Ankara’nın eksiklerini, çalışmalarını, planlarını, bir bütün olarak bilmek zorunda vekillerimiz. O bilgileri bizden önce değerlendirip, bize yol göstermeliler. Ankara’yla mazeretsiz ilgilenmeyen vekillerimiz için, faydalı olmuştur inşallah.



Ne öğrendiler?

Bu toplantıda, şunları öğrendi vekillerimiz: Türkiye’nin, en çok göç alan 3 kentinden biri Ankara. Günde ortalama 500 kişi geliyor. Örneğin; Çankırı nüfusundan daha çok Çankırılı,  Ankara’da yaşıyor. Türkiye’ye, 30 milyon turist geliyor ancak Ankara’yı, 1 buçuk milyonu ziyaret ediyor. Tarımda, Türkiye’nin 2’inci hububat ambarı. 917 bin öğrencisi, 50 bin öğretmeni var. 215 bin öğrenci, 20 üniversitesinde eğitim görüyor. 4 kişiden biri öğrenci, ortalama bir il nüfusu neredeyse. Türkiye’deki teknoparklarda üretilen 301 buluşun 39'u Ankara'dan. 6 teknoparkı var. 103 savunma sanayi firmasının 67'si Ankara'da. Daha dinlemekle bitmeyecek bilgiler.



İskelet eder derdi

Bir de eksiklerini dinleyecek olsa bir ay kalkamaz, koltuklarında iskelet olur vekillerimiz. Bir kısmını söyleyeyim, ‘şeytan’ diye beni taşlasınlar bari!



Göç alıyor ama neredeyse tamamına yakını, niteliksiz işgücü olarak geliyor. Kuru kalabalık bir nüfus yoğunluğuna dönüşüyor Ankara. 1 buçuk milyon turist geliyor ama gelen 10 kişiden 9’u, Kale’yi bile görmeden Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden doğru Nevşehir’e gidiyor. Tarımda 2’inci hububat deposu ama bir o kadar toprağına, ekilmediği halde para ödüyor dünya bankaları. Eğitim ve sağlık alanında, Türkiye’nin en iyi üniversiteleri ve hastanelerine sahip ama yeterli desteği görmediği için yerel kalıp, dünya çapında merkezlere dönüşemiyor. Bilişim alanında 1 numara ama ‘Bilişim Vadisi’ kurmaya layık görülmüyor. Tüketim kenti olmuş, yurt dışına 1 satıyor ama yurt dışından 4 alıyor. Ülkenin en çok otomobili, Ankara’da. Hesaplı kitaplı yatırımcıları var ama kafasına göre, geleceği olmayan yatırımlara paraları gömen hovarda yatırımcıların, gölgesinde kalıyor. Kaplıca turizmi için ülkenin en iyilerinden biri ama su akıyor Türk bakıyor! Bir tarih ve kültür merkezi ama kendi tarihine sahip çıkmakta yavaş, kültürel faaliyetlerini, başka kentlere kaptırmakta mahir Ankaramız.



Bilmiyorum, bilgilendirme toplantısından bilgilenmiş midir vekillerimiz? Dediğim gibi, bilgilenecek vekili, iskelete çevirecek eksik listemiz var. Meclis sıralarına sinerek saklanma değil, çizdiğimiz kargaşayı bir düzene koyacak işbirliği bekliyoruz.



Anayasa’da torpilli madde

En tecrübeli Ankara vekili Cemil ağabey, Cemil Çiçek’e, Ankara vekillerini toplaması ve girişimde bulunması için çağrılarımız olmuştu. ‘Ankara Vekillerini Bilgilendirme Toplantısı’nda, dinlemekten konuşmaya zamanı olmamış. ‘Yeni Anayasa’ çalışmaları alıyor zamanını. Madem yenisi yapılıyor, torpil isteyip, şöyle bir madde ekletebilir miyiz acaba anayasaya: “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır. Başkentiyle ilgilenmeyen vekilin vekilliği, otomatikman düşer.”


Ankara’nın, kendi kendine çabaladığı bu düzlükte sıra vekillerine gelmiştir. Lütuf buyurup, ilgilenirlerse eğer, dağınık enerjiyi toparlayıp, ülke için bir güce dönüştürmek, ziyadesiyle mümkündür.

30 Mart 2011 Çarşamba

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-2


28.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ali İnandım-  Türkiye’de, nitelik olarak en iyi üniversitelerin, Ankara’da olduğu saptandı. Sermayenin tıkandığı yeri açacak akıl var, Ankara niye bunu değerlendiremiyor?

Metin Özaslan-  Ankara’daki üniversiteler, gerçektende Türkiye’nin en saygın üniversiteleri; ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Bilkent ve Gazi üniversiteleri başta olmak üzere. Eğitim sektöründe Ankara, açık ara birinci sırada. Eğitim ve sağlık sektörü, gelişmişlik sıralamasında birinci sıradadır. İnsan sermayesine ilişkin tüm göstergelerde ve bileşik endekslerde Ankara, tartışmasız şekilde birinci sırada. Bunun temel nedeni, üniversitelerin, eğitim alt yapısının gelişmişliği. Birçoğu Cumhuriyet Dönemi’nin başlarından itibaren kurulan çok köklü, bilim yapma geleneği oturmuş, kurumsallaşmış üniversiteler. Bundan dolayı yüksek teknolojiye dayalı bilişim sektörü gelişmekteydi. TAI gibi, Havelsan gibi, Aselsan gibi devlet kurumları da vardı burada. Bunlar, gerçekten yüksek teknolojiye dayalı alanlarda dünyaya da üretim yapabilen ve bu üniversitelerden mezun olan teknik elemanların çalıştığı yerlerdi. Bunların etrafında fason ya da yan sanayi olarak üretim yapan çok sayıda yüksek teknolojili özel firmalar da kümelenmişti. Zaten bu haliyle doğal bir gelişme merkeziydi.

Bilişim Vadisi gibi bir proje önemlidir, çok önemlidir. Yıllarca söyledik bunu; “Ankara’da bir Teknopolis kurulması gerekir” diye. Japonya’da Teknopolis, Fransa’da Teknopol, Amerika’da Silikon Vadisi denir; yaklaşık benzer işlevi gören, yüksek teknoloji merkezleridir buralar. Çevreye duyarlı, sosyal sermayesi çok gelişmiş dolayısıyla sosyal ortamı gelişmiş  firmalardan oluşur. Bizde de Bilişim Vadisi projesi gündeme geldi fakat altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum; Ankara’nın birikimini duyuracak kesimin zayıf olması, siyasi çekişmeler, ticari, sosyal ya da siyasi kurumların temsil ve lobi eksikliği, sivil toplumun, sivil toplum örgütlerinin  gelişmemiş olması, medyanın tavrı, başkentlilik bilincinin yeterince oluşmaması, sessizliğin hakim olduğu bir ortam yaratıyor. Ülkemiz açısından son derece yararlı, ufkunu açacak bu proje, mevcut donanım itibariyle tartışmasız Ankara’ya kurulmalıdır. Ankara, bunu hak ediyor çünkü. Mevcut alt yapısıyla, yetişmiş insan sermayesiyle teknoparklarıyla üniversiteleriyle Ar-Ge sayısıyla akademik yayınlarıyla tartışmasız bir şekilde hak ediyor. Zaten hazır bir alt yapıyı geliştirmeniz gerekirken yanlış yere kurduğunuz bir yapı, burayı da ülkeyi de olumsuz etkileyecektir. 1980’den sonra bu dalgalar, sürekli şoklar halinde geliyor. Birinci şok, ikinci şok, üçüncü şok belki Merkez Bankası ve kamu bankaları, dördüncü şok ta belki bu, Bilişim Vadisi’nin Kocaeli’ne götürülmesi olacaktır. Tekrar ediyorum; Ankara’da kümelenmiş olan mevcut bilişim, ileri teknoloji sektörüne, büyük bir darbe olur bu.

Ali İnandım-  Bu şoklar nasıl başladı?

Metin Özaslan- 1980’lerden sonra özellikle kamu politikalarındaki değişimler, içe kapalı bir ekonomiden dışa açık, ithal ikameciden ihracata dayalı bir ekonomiye geçiş oldu. Yani kamunun ağırlıklı olduğu bir ekonomik yönetimden, özel sektörün ağırlıklı olduğu bir ekonomiye geçiş yaşandı ve haliyle memur şehri olan Ankara, bundan en çok etkilenen şehirlerden biri oldu.

Ali İnandım-  Rakamsal olarak karşılıkları var mıdır  1980 sonrası dönemin?

Metin Özaslan- Tabii var. 1980 sonrasına baktığımızda en temel gösterge Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dır (GSYH). İster toplam büyüklük ister fert başına düşen boyutuyla bakalım, Ankara’nın, son 20 yılda özellikle, yani 1990’lı yıllardan beri, hızla gerilediğini görmekteyiz. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya baktığımızda, 1987 yılında Ankara’nın ülke pastası içindeki payı 8.7 civarında. 2001’e geldiğimizde 7.7’ye düşmüş. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çok önemli bir orandır 14 yıllık dönemde. 1987’de fert başına gelir, Türkiye ortalaması 100 alındığında Ankara’da, 134 iken 2001’de bu oran, 128’e gerilemiş. Türkiye’deki değişim hızı 31.8 iken  Ankara, 26.1 oranında büyümüş. Yine aynı dönem, 1987-2001 dönemi, krizler dönemi; 1990 Körfez Krizi var, 1994 ekonomik krizi, 1998 Rusya krizi ve 2001 krizi. Türkiye performansının çok altında büyüdüğünü görüyoruz. Türkiye’nin, 1987-2001 arasındaki dönemde yıllık ortalama büyüklüğü 2.8, Ankara’ya baktığımızda bunun çok altında; 1.9. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Yani Türkiye, tüm krizlere rağmen büyürken Ankara, hep düşük kalmış. Bu da göreceli olarak şehrin sürekli Türkiye pastasındaki payının küçüldüğünü gösterir. Aynı dönemde İstanbul’un, Türkiye ortalamasının üzerinde, İzmir’in, Türkiye ortalamasında büyüdüğünü görüyoruz. 2001’den itibaren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gayri Safi Katma Değer diye bir gösterge kullanmaya başladı. Bunu da 26 adet Düzey 2 bölgesi üzerinden, 3 yıllık dönemlerde yapıyor. Ankara’da Düzey 2 bölgesi. 2004, 2005 ve 2006 yıllarındaki durum şöyle: 2004 yılında Ankara, üçüncü sırada. 2005’te dördüncü sıraya geliyor. Bu ne demektir? 1 yıllık sürede başka şehirlerin daha hızlı büyümesi demektir. Ankara’da büyüyor ama diğerleri daha hızlı büyüdüğü için geride kalıyor.

Bunun arkasında birçok faktör var. Bunlardan biri de Ankara’nın yeterli kamu yatırımı almaması, kalkınma öngörüsünün olmamasıdır. 2000 yılında Ankara’nın, toplam kamu yatırımları içindeki payı yüzde 5.2. 2010’a geldiğimizde 3.3’e düşmüş durumda. Sürekli düşüyor. Bunlar devletin resmi rakamlarıdır.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım-  Bütün rakamlar inişte mi?

Metin Özaslan-  Evet. Yani 2000’li yıllar boyunca, devletin Ankara’ya bakış açısını gösteriyor. Yani Ankara, başının çaresine bakmaya terkedilmiş, sahipsizliğin göstergesidir bu rakamlar. Başka şehirlerde olsa bu işin peşinde milletvekilleri olur “Siz, neden şehrin yatırımlarını kesiyorsunuz?” diye. Ankara’nın yatırım ihtiyacı var. 4 milyon 700 bin kişilik bir şehir. Organize sanayisinde, sağlıkta, ulaşımda pek çok alanda yatırıma ihtiyacı var. Gazetelerde halen bitmeyen çok sayıda yol olduğunu, vatandaşın şikayet ettiğini görüyoruz. Bunlar, kamu ödenekleriyle yatırım ödenekleriyle olur. Oysa bunun sürekli azaldığını görüyoruz. Örneğin köylerin altyapısının desteklenmesi projesi KÖYDES, kırsal kesimi destekleyen önemli bir projeydi. 2005-2010 döneminde Ankara’nın toplam KÖYDES ödeneği içerisindeki payı 1.4.

Ali İnandım- Yeri gelmişken Ankara’nın çevresi, tarımı, hayvancılığı ne durumda?

Metin Özaslan-  Çok geniş bir iç bölgesi var Ankara’nın. Uzun yıllardan beri kırsal kesiminde ciddi sıkıntılar vardır. Başkent olmasına rağmen köy yolları ve içme suyu sıkıntıları var. KÖYDES yatırımlarında Ankara, en az payı alan illerden birisi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı oluşturan 3 ana sektörümüz var: Sanayi, Hizmetler ve Tarım. Ankara tarımının bu dönemde, 1987-2001 döneminde, tamamen eksi yönde büyüdüğünü görmekteyiz; eksi 2.8. Küçülüyor yani. Bunun yanında sanayi 1.9, hizmetler 2.2 büyümüştür. Türkiye’deyse tarım 0.8 oranında büyümüş, Ankara tarımı eksi 2.8 ile küçülmüştür. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çiftçinin yoksullaştığını, çiftin, çubuğun bozulduğunu gösteriyor.

Ali İnandım-  Bu rakamları açarsak?

Metin Özaslan- Örneğin geçen yıl Ankara’da 100 ton buğday üretilmişken 2.8 düşüşle ertesi yıl 97 ton oluyor. Her yıl üçer dörder ton üretimin düşmesi demektir. Her yıl düşme sürüyor.

Ali İnandım-  Hayvancılık?

Metin Özaslan-  Hayvansal ürünlere baktığımızda kırsal kesimde kişi başına düşen katma değer 135 TL, Türkiye ortalamasıysa 333 TL. Yarı yarıya. Ankara tarımı ve hayvancılığı ciddi bir sorunla karşı karşıya, bu sıkıntıların görülmesi lazım.
Geniş görmek için tabloya tıklayın

3.Bölüm: İlçelerin acınacak durumu ve 'işsizlik havuzu' Ankara.