cemil çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemil çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2012 Çarşamba

ANKARA MARKASI

29.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Ankara, Türkiye’nin başkenti. Bundan büyük marka olamaz. Bu marka yeter aslında. Bu markayı harekete geçirmek gerekiyor” diye başladı konuşmasına. “Bütün Türkiye buradan idare ediliyor. Bütün önemli, stratejik kararlar buradan alınıyor. Dolayısıyla Türkiye güçlüyse Ankara’da alınan kararlar sayesinde güçlü” diye devam etti. Her başkentini seven vatandaşın, özellikle her Ankara’yı seven Ankaralı’nın kulaklarına, tatlı bir nağmeydi bu sözler. Uzun yıllar hasret kaldığı bir sahip çıkmaydı Ankara için. Uzun yıllar ardı ardına kaybettiği markalarından, sonuncusuna sahip çıkma  uyarısıydı. Belki de elde kalan sonuncuyla başlayıp, eski markalarını geri kazanma uyarısı.

Uzun vadeli hedef
Bu sözleri sarfettiği yer Şopping Fest (Shopping Fest) açılış töreniydi. Şopping Fest’in Türkçesi Alışveriş Şenliği. ‘Ankara Alışveriş Günleri’ desek vatandaşlarımız tarafından daha iyi anlaşılabilirdi belki. Konu alışveriş olunca ‘marka’ sözcüğü, tamamen ticari içeriğiyle algılanmış olabilir salondaki konuklar açısından. Ancak defalarca okudum Cumhurbaşkanımızın sözlerini, ticareti aşan bir içeriği olduğu izlenimi edindim. Öyle 24 günlük bir etkinlik için söylenmiş gibi gelmedi. Daha fazlası vardı sanki içinde. Daha uzun vadeli çalışmalar öneriyor, uzun menzilli bir hedefi işaret ediyordu sanki.

1 yılı aşkındır uyarıyorlar
Yaklaşık 1 yıldır bu yönde açıklamalar ve uyarılar yapılıyor ancak bazı vekillerimiz tamamen duyarsız, ilgilenmiyor, bazı yöneticilerimizse duymazdan gelip, bildiğini okuyordu. Geçen yıl Mart ayında Meclis Başkanı Cemil Çiçek, “Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil. Ankara’yla övünüyoruz ama planlamalar, buna göre yapılmadığı takdirde sıkıntılar yaşıyoruz” demişti. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, Savunma Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, hatta Sağlık Bakanı, başta OSTİM olmak üzere ziyaretlerde bulunuyor, sanayicileri ve Ankara’nın ileri gelen girişimcilerini, yönetici ve akademisyenlerini uyarıyordu. Yerli kaynakların, yerli üretim için biran önce harekete geçirilmesini talep ediyor, yerli araba, yerli uçak, yerli tren gibi hedefler bile koyuyorlardı.

Anlayan anladı
Bir kısmı anladı, görevi üstlendi, gereğini yapmak için çalışmaya çoktan başladı bile. Bir kısmıysa eski usul, üretim değil, tüketim ekonomisiyle büyüme hayallerinden uyanamadı. ‘Yeni Türkiye’ tabiri, üreten Türkiye’yi tarif ediyordu oysa.

Ankara Valisi, 6 ay önce ilk kez, ‘Ankara Milletvekilleri Bilgilendirme Toplantısı’ düzenliyor, o günden bugüne 3 partiden 31 Ankara milletvekili arasında, sahnede sadece ikisi görünüyordu; Aylin Nazlıaka ve Levent Gök. Parti ve meclis koridorlarında kayıptı diğerleri. Türkiye Cumhurbaşkanı, “Ankara, Türkiye’nin başkenti. Bundan büyük marka olamaz. Bu markayı harekete geçirmek gerekiyor” diyor, kentin oylarıyla koltuğa oturmuş vekillerden çıt çıkmıyordu. Acaba Ankara gibi, Türkiye’nin gidişatından da mı haberdar değillerdi?

Öncülük edip, kentin içinde fıldır fıldır döneceklerine, parti ve meclis koridorlarındaki siyaset girdabına kapılmışlardı  belliki. Dünya’ya kafa tutarak marka olmuş başkentin, bırakın markasıyla ilgilenmeyi, sokağına bile çıkamayacak kadar meşguldüler!

6 Kasım 2011 Pazar

SIRA ANKARA VEKİLLERİNDE


04.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara Valiliği, hayırlı bir iş yaptı, ‘Ankara Milletvekillerini Bilgilendirme Toplantısı’ düzenledi. Ankara’yla ilgilenilmesi için bir adımdı. Öyle tek tük toplantılara, etkinliklere katılmak yetmez çünkü ilgilenmek için. Ankara’nın eksiklerini, çalışmalarını, planlarını, bir bütün olarak bilmek zorunda vekillerimiz. O bilgileri bizden önce değerlendirip, bize yol göstermeliler. Ankara’yla mazeretsiz ilgilenmeyen vekillerimiz için, faydalı olmuştur inşallah.



Ne öğrendiler?

Bu toplantıda, şunları öğrendi vekillerimiz: Türkiye’nin, en çok göç alan 3 kentinden biri Ankara. Günde ortalama 500 kişi geliyor. Örneğin; Çankırı nüfusundan daha çok Çankırılı,  Ankara’da yaşıyor. Türkiye’ye, 30 milyon turist geliyor ancak Ankara’yı, 1 buçuk milyonu ziyaret ediyor. Tarımda, Türkiye’nin 2’inci hububat ambarı. 917 bin öğrencisi, 50 bin öğretmeni var. 215 bin öğrenci, 20 üniversitesinde eğitim görüyor. 4 kişiden biri öğrenci, ortalama bir il nüfusu neredeyse. Türkiye’deki teknoparklarda üretilen 301 buluşun 39'u Ankara'dan. 6 teknoparkı var. 103 savunma sanayi firmasının 67'si Ankara'da. Daha dinlemekle bitmeyecek bilgiler.



İskelet eder derdi

Bir de eksiklerini dinleyecek olsa bir ay kalkamaz, koltuklarında iskelet olur vekillerimiz. Bir kısmını söyleyeyim, ‘şeytan’ diye beni taşlasınlar bari!



Göç alıyor ama neredeyse tamamına yakını, niteliksiz işgücü olarak geliyor. Kuru kalabalık bir nüfus yoğunluğuna dönüşüyor Ankara. 1 buçuk milyon turist geliyor ama gelen 10 kişiden 9’u, Kale’yi bile görmeden Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden doğru Nevşehir’e gidiyor. Tarımda 2’inci hububat deposu ama bir o kadar toprağına, ekilmediği halde para ödüyor dünya bankaları. Eğitim ve sağlık alanında, Türkiye’nin en iyi üniversiteleri ve hastanelerine sahip ama yeterli desteği görmediği için yerel kalıp, dünya çapında merkezlere dönüşemiyor. Bilişim alanında 1 numara ama ‘Bilişim Vadisi’ kurmaya layık görülmüyor. Tüketim kenti olmuş, yurt dışına 1 satıyor ama yurt dışından 4 alıyor. Ülkenin en çok otomobili, Ankara’da. Hesaplı kitaplı yatırımcıları var ama kafasına göre, geleceği olmayan yatırımlara paraları gömen hovarda yatırımcıların, gölgesinde kalıyor. Kaplıca turizmi için ülkenin en iyilerinden biri ama su akıyor Türk bakıyor! Bir tarih ve kültür merkezi ama kendi tarihine sahip çıkmakta yavaş, kültürel faaliyetlerini, başka kentlere kaptırmakta mahir Ankaramız.



Bilmiyorum, bilgilendirme toplantısından bilgilenmiş midir vekillerimiz? Dediğim gibi, bilgilenecek vekili, iskelete çevirecek eksik listemiz var. Meclis sıralarına sinerek saklanma değil, çizdiğimiz kargaşayı bir düzene koyacak işbirliği bekliyoruz.



Anayasa’da torpilli madde

En tecrübeli Ankara vekili Cemil ağabey, Cemil Çiçek’e, Ankara vekillerini toplaması ve girişimde bulunması için çağrılarımız olmuştu. ‘Ankara Vekillerini Bilgilendirme Toplantısı’nda, dinlemekten konuşmaya zamanı olmamış. ‘Yeni Anayasa’ çalışmaları alıyor zamanını. Madem yenisi yapılıyor, torpil isteyip, şöyle bir madde ekletebilir miyiz acaba anayasaya: “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır. Başkentiyle ilgilenmeyen vekilin vekilliği, otomatikman düşer.”


Ankara’nın, kendi kendine çabaladığı bu düzlükte sıra vekillerine gelmiştir. Lütuf buyurup, ilgilenirlerse eğer, dağınık enerjiyi toparlayıp, ülke için bir güce dönüştürmek, ziyadesiyle mümkündür.

1 Ekim 2011 Cumartesi

DURUM DEĞERLENDİRMESİ


30.09.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Tiftik keçisi, tavşanı, kedisi, armudu, üzümü, vişnesi, domatesi, yuva kavunu, domatesi, balı, turşusu, çiğdemi, taşı derken  sahneyi en sessiz, hiç beklenmeyen kaptı. Zenginlikleri sayarken hep atladık onu. Hasat zamanı, taban fiyatları açıklanırken adı geçer. O da yılda bir. Sonra, hektarlarca araziye yayılmasına karşın, diğerlerinin gölgesinde kalmaktan kurtulamaz. Adı buğday!



Durumun buğdayı

Polatlı durum buğdayının kalitesi, bu yıl da tescillendi. Fiyatı ve niteliğiyle bir kez daha sanayicilerin gözdesi oldu. Kalitesi gibi üreticisini de sevindirmiş, hakkını almış olsa bari. Ankara’nın bir markası ama Polatlı’daki borsaya kısılıp, kalmış ünüyle yetiniyor. Oysa buğday oluşunun yanında, ne kadar başkente yakışır nitelikleri var.



Marifetli hem de sessiz bir kere. Fiyatı da düşse talibi de azalsa kalitesini bozmuyor. Piyasasına örnek, önder oluyor. Bünyesine müdahale edilmek istenirse uygunu ayırıyor, kendini bütünüyle bozmuyor. Gelişmenin öncüsü ve destekçisi olması gereken başkentin sınırlarına, özgün bir değer kazandırıyor. Kazandırırken özünü kaybetmiyor, geleceğe olan inancı güçlendiriyor.



Polatlı’nın ‘durum buğdayı’ndan, bir ‘durum değerlendirmesi’ çıkarabilir Ankara; kalite için her niteliğe sahipken niye  durum buğdayı gibi marka olamadığını sorabilir kendine.



Nasreddin Hoca çekingenliği

Büyükşehir Belediyesi’yle Organize Sanayi Bölgeleri’nin yöneticileri, bir anlaşma tutanağı imzaladılar. Buna göre Büyükşehir Belediyesi, alt yapılarını geliştirebilmesi için 2 yıl boyunca, her ay 3 milyon (trilyon) lira aktaracak organize sanayi bölgelerine. Karşılığında, organize sanayi bölgeleri de 25 bin kişiye iş yaratmakla yükümlü olacak.



Ne kadar güzel, Ankara’da, görmeyi arzuladığımız bir işbirliği. Üstelik Ankara için ‘ağabeylik’ beklediğimiz Meclis Başkanımız Cemil Çiçek’te başlarında, yine güzel bir uyarı konuşmasıyla. Ancak güzel anlaşmada, güzel konuşmaların ortak noktası tereddüt. Aksak Timur’a, şikayete diye kalkışıp, sonra yapayalnız ortada bırakılan Nasreddin Hoca çekingenliği konuşmalarda.

- Bak, dediğini yapacaksın.

- Tamam ama sen de aksatmayacaksın.

- Eğer beceremezseniz daha da unutun beni, destek mestek beklemeyin benden.



Dayanışma olsun içimiz dolsun

İşte bu güvensizlik hali, Ankara’nın da ruhhalidir. Ortada bırakılmış Nasreddin Hoca tecrübesi olan çoktur. Bu yüzden dayanışması zayıftır başkentin. Dayanışması zayıfladıkça güveni azalır, güveni azaldıkça dayanışma zayıflar. Ankara’yı görmeden, iki çivi çakmadan, Ankara hayrına bir işin ucundan tutmadan, gelip, geçen siyasetçiler, yöneticiler, bu zayıflığı kullanır. İş hayatı, kendi yoluna bakar.


Çok şükür, son 2 yıl içinde bu döngüyü kırma eğilimi artıyor. Daha iyi olmak, çağa yakışmak istiyor Ankara. Ufku gören yöneticiler de sağolsunlar, gereğini yapıyor. 

Polatlı’nın ‘durum’u, durumumuza örnek olsun. Yarattığı güzellikle buğday tanesi, rehberimiz olsun. Kendi toprağının özüyle yenilikleri uyarlayabilen buğday tanesi gibi içimiz dolu, tadımız lezzetli olsun.

20 Eylül 2011 Salı

CEMİL AĞABEY SAHAYA YUMRUK HAVAYA!


20.09.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Seçim ertesi, bu slogana benzer bir davetim olmuştu Cemil ağabeye. Ankara vekillerinin en tecrübelisi, ağabeyidir. Birçok kez bakanlık yapmış, ülkenin değişik hallerine şahitlik etmiş bir siyasetçi. Şimdi de Meclis Başkanımız’dır. Cemil ağabey yani Cemil Çiçek. Unutulmasın diye, bir sloganla güçlendirerek geri döndüm. Gaza gelmiş parti taraftarı ya da durup dururken aniden ünleyen meczup coşkusuna benzetilmez inşallah sloganlı çağrımız!



Tek ses için

“Cemil ağabey sahaya yumruk havaya” diyoruz çünkü Ankara’nın, sorunlarına ve yatırımlarına öncülük edebilecek kişidir. Ankara vekillerimizi bir araya toplayıp, sorunları ve yatırımları bir öncelik sırasına koyup, ilgili kurumlarla uygulanabilmesi için önayak olabilecek kişidir. Bazı sorunlar  siyaset konusudur ama bazıları da siyasetler üstüdür. Bu konularda, partilerden tek ses çıkar. Ankara vekilleri, o konular için, mutlaka bir araya gelmelidir. Çünkü…



Siyasi baskı ve lobi gücü

Ankara için hem siyasi baskı gücüne hem de Ankara lobisine ihtiyacımız var. Herkesin kendine göre tarif ettiği kalkınma önerileri, gelişigüzel bir seyir izliyor. Aynı hedefe değil, herkes kendi hedefine kilitlenmiş durumda. Bir gelişme göstergesi sayılacak bazı proje ve yatırımlar, gelecekte bir Gordion Düğümü’ne dönüşebilir. Başlamışken hayırla getirelim sonunu diye.



Niye Cemil ağabey?

“Cemil ağabey sahaya yumruk havaya” diyoruz çünkü kendi siyasi görüşü yanında ortak kanaatlere seslenen ifadeleri var. Bir tanesi Nisan başında, Ankara Ticaret Odası’ndaki konuşması; “Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” demişti. Tek ve fazlasıyla yeterli bir cümleydi ama anlamazdan gelenler, yine bildiğini okudu. Cemil ağabey, “Ankara’yla övünüyoruz ama planlamalar, buna göre yapılmadığı takdirde sıkıntılar yaşıyoruz” dediği halde. “Ankara'daki gelişmeler, biraz tesadüfi gibi geliyor bana” dediği halde!


Seçimden sonra Cemil ağabeyi, Ankara’yla ilgili toplantılar, açılışlar ve şenliklerde, eskisine göre sık görür oldum. Bazılarında, katılmaktan fazlasını yapıyordu. En son geçtiğimiz Perşembe, 7’inci Uluslararası Çubuk Turşu ve Kültür Şenlikleri’ndeydi. Ağabeyliğini yaptı: Yöresel şenlikte, yöresel olmayan yabancı unsurlara dikkat çekiyor; “Yabancı unsurları şenliğimizde barındırırsak bu kültür şenliği olmaz, kendi elimizle yozlaşmanın kapısını açmış oluruz. Büyük ve eski bir milletiz, derin kültürümüz, medeniyetimiz var. Çoğumuz, kendi tarihi ve kültüründen habersiz ” diyordu. Yöreyi ve ürünlerini tanıtacağına, dikkat çekmek için yapılan ama yöreyle alakasız etkinlikler için uyarıyordu. Katılıyorum;  geliştirmekle yozlaştırmayı karıştırmamak lazım. Başlı başına ayrı bir yazı konusu.



Ders çıkarsak artık

İşte bu ortak kanaatin ifadesi sözler, yeri gelince siyasetin orta yerinde durabilme becerisi yüzünden Cemil ağabeyi, siyasi baskı ya da  Ankara lobisinin oluşturulması için fırsat olarak görüyorum. Hatta diğer partiler zorlamalı. Ankara’yı düşünen herkes te desteklemeli. Siyasi baskı kurabilen, yeri gelince etkin tepki verebilen lobimiz olmalı. En az İstanbul’un ki kadar. Bankaların ve Bilişim Vadisi’nin, gidişinden ders çıkarmalıyız. Tıpış tıpış gittiler, bir de el salladık arkalarından.


Cemil ağabey, makamından çıkmış, parmağı dudaklarında, “Sus evladım, iş çıkarma başıma” işaretiyle kovalamaya geliyordur. Görüşümde ısrarlıyım. Müsaadenizle “Cemil ağabey sahaya yumruk havaya” diye diye tribünlerin önünden, tahrik eden sloganımla koşa koşa kaçıyorum!

25 Haziran 2011 Cumartesi

SEÇİM GÜRÜLTÜSÜ DİNİNCE


24.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Projeler, projeler… Bir ay öncesinden başlayıp, hergün yatırım haberleriyle doldu Ankara gazeteleri. Ertesi gün kurdelesi kesilecek yatırımlarmış gibi canlı, heyecanlı haberler içinde yüzdük bir ay. Seçim bitti, müjdeler de hız kesti. Yatırım coşkusundan uzak, gündemine döndü gazetelerimiz. Duyurusu yapıldı, uygulama için hazırlık yapılıyor diye ümit ediyoruz  bakalım. Yine, Ankara’dan başka her şeyle ilgilenen vekiller seçmemişizdir inşallah!



Seçim sonrası ilk gelişmeler

Seçimden sonra ilk destek açıklaması, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den geldi. Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği’ni kabulünde, havada kalan ‘Bilişim Vadisi Projesi’ne değindi. “Bilim merkezi haline gelen Ankara, bu proje için en uygun yer. Bu projeyi takip etmek lazım” dedi. Hem de nasıl etmeli sayın Gül; bu yoğun birikimi, daha fazla boşa akmadan, enerjiye dönüştürmenin zamanı geldi de geçti bile.



Evvelki gün Cemil Çiçek, Akyurt’ta yapılması planlanan, 1 milyon 800 bin metrekarelik fuar alanı projesi ve Gölbaşı serbest bölgesi için kentin ileri gelen yöneticilerini, odaları ve sivil toplum örgütlerini topladı. Seçimin dumanı tüterken bu toplantının yapılmış olması, Ankaralı’nın, alışık olmadığı bir şey. Her duyduğuna inanmayı çoktan bırakan Ankaralılar, yükselen ilk yapıları görmeden tepki vermeyecek, göreceksiniz. Biraz daha heyecanlı olduğum için, ilk temel atıldığında ben vereceğim, onu bilesiniz!



Yatırım adımları

Bir de seçimden bir hafta önce, Ankara’daki ilk yılını değerlendiren Vali Alaaddin Yüksel’in, gürültüye giden açıklamaları vardı. Yatırım Destek Ofisleri kuruluyordu. Kasım ayında, Proje Pazarı açılacaktı. Yatırımcı ve proje sahiplerini, buluşturmanın yolları aranıyordu. Gerilemesi durmayan hayvancılık ve tarım için yeni girişimler vardı:  Çubuk’ta, havaalanından uzakta, 40 bin hayvanlık 100 ahır kurulmaya başlanmıştı. Kapanan Tarım Müdürlükleri, tabelalarını yeniden asmış, göreve başlamıştı. Avrupa Sağlık Birlikleri’nin başkanları davet edilmiş, Ankara’nın, kaplıca turizmi için kapsamı tanıtılmıştı. Bir de tabii bana göre Ankara’nın ‘en çılgın projesi’, Kale civarının eskisine uygun  düzenlenmesi yatırımına ilk kazma vurulmuştu.



Ankaralı olun

Yatırımlardan sözediyoruz. Bir beklentiler var bir de yapılanlar. Yapılanlar başlangıç, beklentilerinse yapılması şart. Hepsine bir yerden başlamalı, başlayanları, büyüterek geliştirmeliyiz. Laf olsun diye değil, tepki verilsin, eller taşın altına koyulsun diye anımsatıyoruz. Toplantılara, tepkisiz, “Anlat anlat heyecanlı oluyor” bakışlarıyla katılmayın diye. Bu gelişmelere uygun katkı ve önerilerinizle gelmeye başlayın artık diye. Siyasileri, vekillerimizi, parti ve Meclis koridorlarından çıkarıp, Ankara’yla ilgilenmeye zorlayacak güç olun diye. Azıcık kendinizden başınızı kaldırıp, Ankara’ya da bakın diye. Biraz Ankaralı olun artık diye!



Sessizleri istemiyoruz
Nüfusu artarken ekonomisi daralan, üstelik sattığının 4 katını alan bu kabın, daha fazla basıncı kaldıramayıp, patlamasını beklemeyin demeye çalışıyoruz. Ankara’da, sorunların ve çözümlerin, bu kadar ortak ve yüksek tonda seslendirildiği zaman azdır. Hareket etmiş trene atlama alışkanlığından bu defalık vazgeçip, bir kez daha şu treni kaldırın diyoruz. Seçim gürültüsü dinince, yeniden suskunluğa gömülmenize engel olmaya çalışıyoruz. Bu dönemde bir tek, sessizce izleyen odalar, sivil toplum örgütleri ve siyasileri istemiyoruz.

14 Haziran 2011 Salı

BİTTİ SEÇİM GÜNLERİ HOŞGELDİNİZ ANKARA VEKİLLERİ


14.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yüzüne hasret kaldığımız vekillerimizi, seçim sayesinde, Ankara’nın sokaklarında, ilçelerinde, beldelerinde görme zevkine eriştik. Çok şükür!.. Vallahi Ankara’nın, vekilleri varmış meğer. Unutmuşuz görmeye görmeye. Vaadler, projeler, iyi niyetli dilekler uçuştu seçim gezileri boyunca. Ankara’nın mimli safı olarak, hepsiyle heyecanlandım bendeniz. “Ah keşke ah keşke!..” diye diye izledim hepsini. Ümitlendim. 29’a 2 daha eklendi, 31’e çıktı Ankara’nın vekil sayısı. “29’u ilgilenmese yeni gelen 2’si ilgilenir mutlaka” diye ümitlenecek kadar ileri bir saflık sınırını zorlar oldum.

Halka dokunmayan siyasetçiler
Bu arada yeni vekil adayı olmasına karşın siyaseti, parti merkezinin dışına taşıyamayan vekillerimiz de gözümüzden kaçmadı. Her şeyden önce değişmesi gereken Partiler Yasası ile Seçim Yasası’nın bir nimeti olarak, halka dokunmadan siyaset yapma, seçim kazanma alışkanlığını sürdürenler vardı. Her biri pire gibi kendi bölgelerinin tozunu atmak yerine, yükü genel başkanın sırtında, seçime parti merkezlerinde girenler vardı. Sahada, Ankara’da, göremedik onları. Gözden ırak, gönülden ırak… Halk ta sandıkta görmüyor gözüyle göremediğini.

Bizim için hepsi bir
Yeni vekillerimiz, partilere göre şöyle dağıldı.
AKP: 17
CHP: 10
MHP: 4

Ama biz Ankaralılar için, 31 vekil onlar. Hepsinin, ülke için olduğu kadar, Ankara için de çalışacağını varsayıyoruz. Ankara için yararlı amaçlar ve projeler için, tek vücut olarak görüyoruz. Çalışmayanın, adını bile anımsamıyoruz. Hafızamızın o kısmı, bir hayli zamandır çok tenha!

Cemil Çiçek ağabey
Yalnız efendim, mimli bir saf olduğum kadar, sinsi sansar bir gözlemciliğim de vardır benim. Örneğin; seçim öncesi son bir aylık Ankara gazetelerinde, en çok hangi adayın haberinin yapıldığı gözümden kaçmaz. O kadar da zeki, dikkatliyim! Bu seçimin, Ankara’daki 1 numarası, Cemil Çiçek’ti. Defalarca bakanlık yapmış, Meclis’in en tecrübeli vekillerindendir. Ankara’nın, içinden, ilçelerinden, neredeyse hergün, gazetelerimize haber oldu. Bu hali de bana ilham oldu.

Cemil Çiçek, artık Ankara vekillerinin ağabeyidir. Devlet tecrübesi ile iktidar olanaklarına yakınlığıyla Ankara’nın, sorunlarına ve yatırımlarına öncülük edebilecek kişidir. Ankara vekillerini bir araya toplayıp, Ankara’nın sorunları ve yatırımlarını, öncelik sırasına dizip, uygulanması için bütün Ankara vekillerini ve yerel idare kurumlarını zorlayacak tecrübedir. Yeni Meclis’te, Ankara masasının başına oturacak başka bir isim gelmiyor aklıma.

Duyun Ankara’nın çığlığını
Ankara, havası fazla gelen bir balon gibi patlamak üzeredir. Yeni projeler, yatırımlar alacak fazla havasını. Particilik ve kıskançlıklarla geçirecek bir saniyesi yok. ‘Bilişim Vadisi’ projesi başta olmak üzere, ‘Turizm Atılımı’ için Kale havzasının düzenlenmesi, Savunma ve Havacılık Sanayisi yatırımları ile üniversitelerinde, eğitim ve sağlık  için yapılacak destekleyici yatırımlar, Ankara’nın öncelikleridir. Tarım ve havyacılıkta yeni ufuklar açmak, yaşamsaldır.

Bu görev döneminde, bir kez yoğun olarak, Ankara’yla ilgilenmeye davet ediyoruz sizi sayın vekillerimiz. Başkentidir Türkiye’nin. İkinci büyük kentidir, 4 milyon 700 bin kişilik nüfusuyla. Eğer içinde ve ilçelerinde, uzun zamandır attığı bu çığlığı duymayacaksanız, Ankara gazetelerinin sayfalarında, göre göre sadece kendinizi görebilirsiniz!

Bitti seçim günleri, ilginizi bekliyoruz değerli Ankara vekilleri.

14 Nisan 2011 Perşembe

SAYIN VEKİL ADAYLARIMIZ


12.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Öncelikle adaylığınız hayırlı olsun. Bazılarınız Bakan olacak, bazılarınız Meclis komisyonlarında görevler alacak, kürsülerde konuşup, memleketin çıkarlarını kollamak için mücadeleler verecek, tartışmalara gireceksiniz. Şimdiden kameralara demeç verirken hayal ediyorsunuz kendinizi. Vekilliğin hakkını verdiğiniz sürece bütün hayallere layık olursunuz  ama Nasreddin Hoca misali, testi kırılmadan Ankara için bir parantez açmak istiyoruz biz Ankaralılar.

29 milletvekili çıkaran Ankara’ya, 2 vekil daha eklendi bu seçimlerde; oldu 31. Sizin vekillik hayalleri gibi biz de 29’undan bulamadığı ilgiyi, 31’le bulma hayalleri kuruyoruz Ankara’da. Aslında 550 milletvekili saymak lazım Ankara’yı ama maalesef; Ankaralısı bile Ankara’dan gayrı her şeye tuzlukla koşuyor. Efsunladılar mı bu şehri, büyü mü yaptılar bilemiyorum ama devletin eli, Ankara’ya dokunmakta pek tereddütlü, pek bir çekingen. Ancak hoyratlık, pek acar, pek atılgan!

Ankarasız vekiller
Geçmiş dönem milletvekillerimizle yapılan söyleşileri okuyor, okuduklarıma  bakakalıyordum. Ya Ankara’da büyümüş, ya Ankara’da okumuş ya da siyasetin taşlarını döşemek için yolu Ankara’ya sık düşmüş vekillerimizin, rahatsız edici bir tarzı vardı: İçinde yaşamış, yaşıyormuş gibi değil, Kars’tan, Van’dan, Hakkari’den bahsediyormuş gibi uzaktan bir söylemle bahsediyorlardı Ankara’dan. Kim ya da ne çıkarmıştı Ankara’yı bu vekillerin içinden? Üstelik hala içinde yaşarken!

Horozu bol
Geçen haftasonu, Ankara Sanayi Odası (ASO) başkanı Nurettin Özdebir’in, nefis bir özetlemesi vardı Ankara’yla ilgili; “Ankara’da, horoz fazla olduğu için sabah olmuyor” dedi.  Durmadan üretilen, konuşulan projelerin, bir türlü sonuca bağlanamayışından duyulan rahatsızlık, bu kadar güzel özetlenebilirdi. Önceki hafta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” diye cümleyi farklı kurmuştu. Benzetmemi hoşgörün ama devletin horozu ötmeyince meydan, kuru gürültüye inleten horozlar korosuna kalıyor demek.

Ne yapacaksınız?
“Topu devlete at, rahat et” demeyin, Ankara’nın durumu, devletle ilişkilidir artık. İç içe dolanıp, düğümlenmiş yün yumağı gibi Kale havzası, ancak devletin dokunuşuyla çözülebilir. Uzantısı olan ‘Turizm Atılımı’, bu çözüme bağlıdır. ‘Bilişim Vadisi Projesi’nin Ankara’ya kurulması, kişilerin değil, devletin kanaatiyle ilgilidir. “Ne yapacağız?” diyen vekil adaylarımıza, kayıt düşüyorum; öncelikli bu iki maddeye ek olarak eğitim, sağlık alanlarında ciddi geliştirme ve destek bekliyor Ankara. Fuarcılık kapısını açmak istiyor. Yeni vekilleri, sıçramak üzere gerilmiş bir Ankara bekliyor, şakası olmayan bir Ankara.

Şakası yok
Şakası yok çünkü Doğu ve Güneydoğu ilçelerimizin ilgisizliğine denk ilçeleri var Ankara’nın; Bala, Haymana gibi. Yarı ilçeleri acınacak durumda. Nüfusu artarken ekonomisi küçülüyor, işsizler kenti oluyor. Üretmeyen, tüketen kente dönüşen Ankara’nın, ülkenin ikinci büyük ili olmasını, anlayana ithaf ediyoruz. Anlamayan, meclis koltukları ve parti koridorlarıyla yetinebilir. Ammaaa basınç, balonu patlattığında, merkezindeyken her şeyin uzağına düşebilirsiniz.

Oysa toparlanmış bir Ankara, Kars’a da Van’a da Hakkari’ye de uzanacak el demektir. Sayın adaylar, hem Türkiye hem Ankara, yeni bir atılım çağındadır. Ankara’yla ilgilenip, tıkalı damarları açınız. Sakın ha havanda su dövmekle eğleşmeyiniz; kendinizi kandırdığınızla kalırsınız!

6 Nisan 2011 Çarşamba

ANKARA 2023


05.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Geçen hafta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Ankara Ticaret Odası (ATO) Meclis Toplantısı'nda, bir hedef koydu; “2023 Ankarası’nı tasarlayın” dedi. “Günübirlik, 3-4 yıllık tasarımları, planlamaları bırakın, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” diye de uyardı. “Ankara için bal damladı Cemil Çiçek’in ağzından” desem yeridir. Ortada uçuşan ama gerçekleşmeyen, konuşmaktan öteye geçmediği için ciddiyetine şüpheyle bakılan projeleri, bir zemine oturtma zamanını işaret ediyordu.

Tesadüfi gelişiyor
''Ankara'daki gelişmeler biraz tesadüfi gibi geliyor bana” diyordu. “Önce bir memur şehri, sonra öğrenci şehri, en sonunda sanayi şehri de olan Ankara’yla övünüyoruz ama planlamalar buna göre yapılmadığı takdirde sıkıntılar yaşıyoruz” diye ekliyordu. Bu karmaşık yapının, tesadüfi ya da günübirlik kararlarla değil, planlanarak çözülebileceğinin altını çiziyordu.

Planlamayan Ankara
1932’de yürürlüğe giren Prof.Dr. Herman Jansen’in imar planı, 50 yıl sonra yani 1980’lerde, kent nüfusunu 300 bin olarak hesaplıyordu. Oysa daha 1950’lerin başında bu nüfusa ulaşmıştı Ankara. Yeni bir plan ihtiyacı doğmuştu. 1955 yılından sonra Yüksek Mimar Nihat Yücel ve Raşit Uybadin’in, Ankara Nazım İmar Planı devreye girdi. Yetişemiyordu planlar Ankara’ya; uzun vadeli diye yapılan planlar, 4-5 yılda işlevini yitiriyordu. 1973 yılında Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu, göç ve gecekondulaşma etkisi altında büyüyen kenti, kontrol altına almak ve yönlendirmek için Ankara Nazım Planı hazırladı. 2011 yılında hala  gecekondulaşma hakimiyetini kırma, ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında, düzenli kentleşme  çabaları devam ediyordu.

Kişiye göre işleyişler
Ankara üzerine ciddi araştırmalar yapan Güven Dinçer, kendisiyle yaptığımız söyleşide, Türkiye’nin, kent planlama terbiyesinin olmamasına bağlamıştı konuyu. Cemil Çiçek, daha da özetlemiş; “Biz, Türkiye'de, kişiye göre işleyişler yapıyoruz” diyordu. Jansen ve Uybadin-Yücel Planları da dahil, özünü, bir cümleye sığdırıyordu. Can çıkıyor, huy çıkmıyordu!

Çiçek’in konuşmasına ek
Ayrıca Cemil Çiçek, Ankara için, “Bilim ve teknoloji şehri olması lazım, fuarlar şehri olması lazım. Bakın, son 4 senedir her yerde fuar yeri arayıp duruyoruz” diyordu. Aklın yolu bir, aynen katılıyorduk. Üstüne bir ek yapmak suretiyle:
Tarihi kent dokusu için koruma amaçlı imar planı, belediyelere verildiğinden, 1986 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ulus bölgesini koruma planı oluşturmak istedi. ‘Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı’ adındaki bu plan, türünün en gelişmiş örneklerinden biriydi. İlgisizlik, planı, kursağında bıraktı Ankara’nın. Hani benim “Kaleee!” diye diye dilimde tüy bitiren proje, hazırdı zaten. Kale ve çevresiyle ilgili talebi, Cemil Çiçek’in konuşmasına iliştiriyorum!

Türkiye uçar Ankara bakar
Cemil Çiçek’in ATO’daki konuşması, kısa, öz ama Ankara’yla birazcık ilgilenen biri için yeterince dolu bir konuşmadır. Somuttur, 2023 tarihi, ciddi bir uyarıdır. 2023 yılında, Türkiye'nin ekonomisi itibarıyla dünyadaki ilk 10 ülke arasında olacağını, ticaret hacminin trilyon dolarları, ihracatının 500 milyon doları bulmasından bahsediyor Çiçek. “Ankara’yı kapsayan proje ve planlarınız varsa arkanızda duralım ama ‘kişiye göre işleyişler’ için kapımızı çalmayın” diyor. Daha nasıl söylesin? Sade cümlesini biraz daha sadeleştiriyorum; “Anlayamıyorsanız Türkiye uçar, Ankara, bakar” diyor!