atılım üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atılım üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2018 Salı

7.CADDE BAHANESİYLE



09.01.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Şehirlerimizin, neredeyse yurttaşların katılamadığı bir idare tarzı var. Buna genel siyasi anlayışın, yerel siyaset ya da yönetimdeki yansıması da diyebiliriz. Yurttaşların sayıdan ibaret olduğu bir siyasi anlayış. Bazı cesur siyasetçi ya da idareciler, yurttaşa rağmen aksi kararlar alma cesaretini gösteriyor, hatta zorlayabiliyor bir yanlışlığın uygulanması pahasına.



Başkentin çok aşina olduğu bir idare biçimiydi. Zaman, para ve gücünü kaybetti Ankara. Öncü olması gereken başkent, başkent olma enerjisini kaybetti, bir de gerisinde kaldı önderlik edeceği şehirlerden. Yurttaşı dinlemeyen, onu yönetime katmayan yerel yönetim anlayışı, bu şehirde yaşamayı yük haline getirdi yaşayana. Ne uzmanların ne sivil toplum örgütlerinin etkisi oldu, dünya şehircilik anlayışında köklü değişimlere karşın akıntıya kürek çekti Ankara. Şimdi karaya oturmuş koca bir başkenti, yeniden yoluna koymaya uğraşacağız yükü yine yurttaşın sırtında.



Ne oylamalar görmüştük!

7.Cadde’nin trafiğe kapatılıp kapatılmaması, ulusal basının, televizyonların haber konusu oldu. Bilmeyen, çok uzun bir cadde ya da bulvar kapanacak sanır, bir kilometreyi bulur bulmaz. Ama “Halkoylaması yapalım” denince herkesin ilgisini çekti. Keçiören’deki Cumhuriyet Kulesi ile ilgili halkoylaması da aynı etkiyi yaratmıştı. Halka bir şey sorulmasına alışık olmayınca haliyle dikkat çekiyor olayın büyüklüğü ya da önemine bakılmaksızın.



Otobüslerle adam taşınıp yapılmış halkoylamalarını da gördü bu şehir. Bedava geziye katıldığını sanıp kendini Kızılay, Batıkent metro duraklarında oy verirken bulan, ne oy vereceğini bilen ama neye verdiğini bilmeyen şehir sakinlerinin oylamasına şahitlik etmiştik. Ciddiye alınmadı halkın gerçek görüşü yansımayınca.



Sen oy ver git..

7 Cadde için halkoylaması, 2009 yılında da gündeme gelmişti. Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Şehir Plancısı Doç. Dr. Savaş Zafer Şahin, o tarihlerde bu oylamayla ilgili bir makale kaleme almış. Başlığı, ‘Alışmadık Bünyede Halk Oylaması İğreti Duruyor: Kent Yönetimine Katılımda Ya Hep Ya Hiç!’



Dünyadaki ve ülkemizdeki başarılı örneklerden yola çıkarak katılımcı kent yönetiminin özelliklerini ve ciddiyetini sıralayan Şahin, Bahçelievler 7.Cadde’deki oylamanın bilimsel bir yöntemle yapılmaması, siyasi çekişmeye dönmesi ve bölgenin kaderini etkileyecek bir kararın, kentsel bir proje oluşturulmadan sadece oy sayısına indirgenmesinin sonuçlarını incelemiş. Bir nevi bizim de söylemeye çalıştığımız ‘sen oy ver git, biz gerisini hallederiz’ demokrasisini vurgulamış yani. Sonra önermiş:



- Kent yönetimlerinin katılımcı süreçlere ilişkin kurumsal kapasitesinin arttırılması,

- Kavgaya ve kutuplaşmaya dayanan kent yönetimi kültüründen vazgeçilmesi,

- Kentteki üniversite, meslek odası ve sivil toplum örgütlerinin katılım ve katkılarının dikkate alınması,

- Kentte örgütlenemeyen milyonlarca kişinin kent yönetimine katılımının sağlanması için bilimsel ve bilişim teknolojilerini kullanan katılım yöntemlerinin kullanılması,

- Kentsel Proje yönetiminde katılımcı yöntemlere, bütüncül ve sürekli bir biçimde başvurulması gereklidir.



7.Cadde küçük bir örnek

7.Cadde için ayrıca ayrıntılı önerilerini sunmuş, hataları sıralamış. Türkiye’nin dünya çapında şehir plancıları, mimarlar, ulaşım uzmanları yetiştiren üniversitelerinin olduğu bu şehir, bırakın yurttaşı, çeyrek yüzyıldır uzman kullanmıyordu şehir yönetiminde. Ülkenin gündemine giren 7.Cadde halkoylaması, aslında çok küçük bir örnek yurttaş katılımının değerlendirilmesi açısından. Ama onu bile becerememiştik.



7.Cadde’de örnek bir uygulama gerçekleşirse daha büyük çaplı uygulamalarda da yurttaş katılımının nimetlerinden yararlanmayı geliştirebiliriz belki. Bu siyaseti oluşturabilirsek zamanı, parayı, enerjiyi heba etmeyen yaşanabilir şehirleri yeniden kurmak, neden daha hızlı mümkün olmasın?

14 Haziran 2014 Cumartesi

BİRİ SALNAME 3 KİTAP



10.06.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Tiftik keçisi, tavşanı, balı, leziz suları, 38 çeşit armudu, 10 çeşit üzümü ki 13 ya da 17 diyenler var, her biri 300 gram elması, ceviz gibi vişneleri kaydedilmişti Ankara salnamelerine. Bozkır, çorak denen Ankara’nın, bakınca bağ olduğunu bir kez de oradan doğrulatmıştık.



Ankara Salnameleri

Salname ‘yıllık’ demek. Ankara Salnameleri’nin ilki 1871’de, sonuncusu 1907’de yayınlanmış. Yani bu yıllar arasında Ankara'daki arazi, çayır, hamam, çeşme, köprü, fırın, cami, kilise, Müslüman ve Hristiyan kabristanlarından tutun, kim, kaç kişi nerede oturuyormuş, ne ürün üretilmiş, ne vergi verilmiş, kentin yöneticileri, hangi bölüğün komutanı kimdire kadar bir kenti ilgilendiren her şey kaydedilmiş. Bir kentin resmi hafızası oluşturulmuş yani.



Kent ve tarih bilinci açısından çok önemli kayıtlar bunlar. Havada uçuşan dedikodular yerine ayağı yere basan bilgiler. Yeni neslin kılavuzu. Onların ayağını toprağa, aklını bilgiye dokunduracak bilinci taşıyorlar. Tozlu raflardan, kitaplıklarımıza geldi nihayet.



Augustus’un vasiyeti de var

Dumanı üstünde ‘Osmanlı Kent Yıllıklarında Ankara’ kitabını, Ankara Sanayi Odası yayınladı. Kayıtların derlenip toparlanmasını Doçent Doktor Bekir Koç yapmış. Koç ayrıca, Hacı Bayram’daki Agustus Tapınağı duvarındaki orijinal vasiyetnameye de değinmiş. Dünyada Roma İmparatorluğu’nun memleketi İtalya’da bile olmayan Augustus Vasiyetnamesi’nin çevirisini, bu salnamelerde bulmanın mümkün olduğunu belirtmiş. Biz de bu kayıtların, daha çok gün ışığına çıkmasını bekliyoruz.



Daha önce 1648 ilkbaharında Ankara’ya gelen Evliya Çelebi de yarı resmi tarihi sayılacak keçisi, sof kumaşı, pastırması, paçası, kerpici, Beypazarı ve yuva kavunuyla üzüm turşusu ve Beypazarı armuduyla kaydetmişti Ankara’yı. Bu kayıtların gün yüzüne çıkmasıyla Ayaş domatesi, Polatlı durum buğdayı, Gölbaşı sevgi çiçeği, Ankara çiğdemi, kedisi, takla güvercini, Ankara taşıyla fikri bozkırlaşmış Ankara’nın, çeşitlenmesini umuyoruz.



Ankara Şehrengizi

Geçtiğimiz hafta iki Ankara kitabı daha çıktı. Biri Ankara araştırmaları ve yazılarıyla tanınan Timur Özkan'ın 'Ankara Şehrengizi' kitabı, diğeri Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin'in 'Şehreküstü' kitabı. İkisi de Ankara’ya olan ilgileri ve bilgileri dolayısıyla çok beğendiğim iki Ankara sevdalısı.



Aynı zamanda Ankaralı Gezginler Grubu üyesi Timur Özkan, ‘Ankara Şehrengizi’nde, gezilerinden de yararlandığı bir kısmı gazete ve dergilerde yayımlanmış, bir kısmı yeni olmak üzere 60 Ankara yazısını derlemiş. Kentin geleceğine ilişkin ilginç önerileri de var içinde. (Alter Yayınları, 2014)



Şehreküstü

Savaş Zafer Şahin'in 'Şehreküstü' kitabıysa öncelikle unutulmuş, sıcaklık ve samimiyeti içinde bir sözcüğü hatırlatıyor bize. Eski Osmanlı kentlerinde, kenar mahalle ya da bugün varoş dediğimiz mahallelere 'şehreküstü mahalleleri' deniyor. Şahin, yaşadığımız kente yabancılaştığımız için artık kentin içinde de küstüğümüzü vurguluyor. Ankara’yla ilgili ödül de almış denemeler ve öyküler, Şehreküstü’de. (Gece Kitaplığı Yayınları 2014)


Ankara raflarında, 3 Ankara kitabı varsa sokağı, mahallesi 20 İstanbul kitabı bulursunuz. Çok değerli Ankara kitaplarının, ikinci baskısı yok. Açık ara, en azından eşitlensin istiyoruz. Kitabı olmayanın, bilgisi de bilinci de o kadar oluyor çünkü.

2 Haziran 2012 Cumartesi

BULUŞUYORLAR

01.06.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’nın bilgisi okul sınırlarını, uygulayıcılar, fabrika çitlerini, atölye duvarlarını aşıyor. Bilginin ve uygulamanın buluşması gerekiyordu, hergün bir adım daha yaklaşıyorlar. İşbirliği arttıkça bugüne kadar olması gerekene yaklaşmakla kalmayıp, tüm ülke yararına bir hedefe doğru yola çıkmış olacağız. Yoluna çıkılması bile bir milletin, geleceğini kendi elinde tutmasına yetecek önemde bir hedef. Çelme takıldıkça sendeleyip, bir türlü yoluna çıkamadığımız.

Kırdığımız sini ayağı
Ankara Sanayi Odası’nın da teşvikiyle OSTİM, ANADOLU ve BAŞKENT gibi organize sanayi bölgelerimiz, Ankara üniversiteleriyle dirsek temasına geçti. Ankara’nın yetkin  teknoparklarıyla işbirliği arayışını artırdı, hatta bazılarıyla çalışmaya başladılar. Bir yandan da meslek okullarımızın eksikliğini kavradı, gündemlerine aldılar. Meslek okullarının önemi, üniversitelerimizin de gündemine girdi. Birer birer açılan meslek okulları, zamanında birer birer kapatarak kırdığımız sini ayağıydı. Bir an önce onaracak, soframızı yeniden kuracağız inşallah.

Bilgi ve uygulama buluşunca
19 Aralık 2011’de ‘Ona Değil Buna Bakıyorum’ demiştim. Atılım Üniversitesi’nden kızlı erkekli 23 öğrenci, Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret etmişti. “Ayakları, daha okuldayken mesleklerinin uygulama alanına değdi” demişim. İşte o öğrenciler, bu arada, Anadolu OSB’ye yönelik araştırma ve incelemeler yaptı, 30 civarında proje geliştirdi. 23 Mayıs 2012’de, Anadolu OSB’yle yaptıkları Çalıştay sonunda, bu proje ve fikirlerin uygulanması kararı alındı.

Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü hocası Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin tarafından geliştirilen ‘Kamusal Akıl Stüdyosu Programı’nı, Anadolu OSB’de uygulama fırsatı buldular. Proje, hem dünyada hem Türkiye’de bir ilk. Üstelik projeleri geliştirenler, daha üçüncü sınıf öğrencisi.

Bir başka gelecek projesi
Ankara’nın geleceğini ilgilendiren bir başka proje, Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nden geldi. İşletme Fakültesi öğretim üyeleri, Esenboğa Havalimanı’nın, uluslararası hava trafik merkezi haline gelebilmesi için bir proje hazırlamış. 3 ay gibi kısa bir sürede sonuçlandırılacak proje, Ankara’yı, uluslararası bir yolcu ve yük taşıma merkezi haline getirecek. Ankara Kalkınma Ajansı, projeyi incelemiş, mantıklı bulmuş ve destekleme kararı almış. Bu, yeni iş olanakları, Ankara’nın stratejik öneminin artması demek.

Ankara’dan Türkiye’ye uzanıyor
Bir ay önce Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD), meslek liselerinde, ‘sanayi tanıtım toplantıları’ başlatmıştı.  Meslek lisesi öğrencilerine bir yandan sanayiyi tanıtırken öte yandan yön gösteriyorlardı. “Ümitsizliğe kapılmayın” deyip, okullarının önemini anlatmaya çalışıyorlardı. İlk durakları Abidinpaşa Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’ydi. Arkasından Gazi Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Batıkent Endüstri Meslek Lisesi’yle devam ettiler. Yanlarında kendi alanında başarılı, örnek sanayicileri de götürüp, deneyimlerin aktarılmasını sağlıyorlar. Hızını alamamışlar demek, en son Sivas Endüstri Meslek Lisesi’nde görülmüşler. Ankara’dan Türkiye’ye uzanıyor hareket.

Okul ve uygulamanın buluşmasından bahsediyoruz. Üniversite okutup, işsiz sokağa bıraktığımız gençlerin geleceğinden. Ya da gelecek ümitlerine, üniversite sınavı ve dershane makinesinde kıyılan gençlerimizden. Bu örnekleri, “Çaresi var” demek için anlatıyoruz. “Bilgiyle uygulamayı buluşturun, onlar kendi yolunu açar” demek için.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

PLANIN NE ANKARA?

08.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Medeni bir şehir olmak için planın ne? Var mı böyle bir niyetin? Nasıl yayılacağı belli olmayan bir ‘yağ lekesi’ gibi gelişiyorsun 32 yıldır. 85 yıl önce bile bir planın vardı, şimdiki planın ne, bilmiyoruz. Bilip bilmeden, yaşayıp, gidiyoruz içinde. Bildiğimizi sandığımız planları da değiştiriyormuşsun habersiz. Bir tül perdenin arkasında, belli belirsiz birşey bize planların!  

Perdenin arkasını seçebilmek için Ankara Kulübü’nün düzenlediği açıkoturuma katıldım. ‘Ankara’nın İmarı’ydı konu. Oturumu, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız Murat Karayalçın yönetti. Açık oturum bittiğinde, Ankara Kalesi’nin üzerinde yükseldiği kayalar kadar sert, oturumun düzenlendiği Abidinpaşa Konağı kadar büyük bir kafam vardı! Dertsizmiş gibi yenileri eklendi içine.

Plan tutmayan devlet merkezi
Kitap kalınlığında not tutmuşum. Yeri geldikçe ayrıntılarına değinmek üzere, şimdilik ilginizi çekecek başlıklarla giriş yapmış olalım.

Açılışı, Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin yaptı. Daha önce de küreselleşme dalgaları yaşayan dünyanın, yeni küreselleşme dalgasına değindi. Bu süreçte  Ankara’yı, 3 dalga halinde değerlendirdi:

-       1870’le 1914 arasındaki Birinci Dalga
-       1945’le 1980 arasındaki İkinci Dalga
-       1980’den günümüze kadar süren Üçüncü Dalga olarak.

İnanması zor ama 1800’lerin ortasında Ankara’nın çöküş direği, Yeni Zellanda’ya götürülen 50 çift tiftik keçisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve 1923’te başkent oluşuyla yeniden ayağa kalksa da 1950’de, çok partili yaşama geçişle ibre yeniden İstanbul lehine döner.

Dışarıdan aldığını içeride satan İstanbul’da birikir sermaye. Sanayileşme ve kültürel yaşamın merkezi olmaya başlar. 1980’lere kadar ağır ağır çöken Ankara’nın, 1980’den sonra yeni gerileyiş dönemi başlar. Ekonomik gelişmesi ve imarı kesintiye uğrayan başkentin, yüzde 60’ı gecekondularla doludur. 1990’dan 2007’ye kadar 17 yılı, plansız geçirir. ‘Yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişir. ‘Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptar Savaş hoca. Plan tutturamayan bir devlet merkezidir Ankara!

50 kilometre çapına 5 kilometre hizmeti
Ardından Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’den Doçent Doktor Metin Şenbil hoca söz aldı. 10 yıl Japonya’da bilgisini terbiye edip, Ankara’ya dönünce bütün bildikleri alt üst olan hocamız. Günlük 6 buçuk milyon yolcu taşınan başkentte, toplu taşıma bilgilerini içeren döküm aramış, bulamamış. Kendi çabasıyla bulmaya çalışıyor. 2 bin 400 kadar minibüs, 500 halk otobüsü ve 2 bin kadar belediye otobüsüyle 50 kilometre yarı çapındaki kente, 5 kilometre yarıçapındaki kent ulaşım hizmeti verdiğimizi söyledi. Kendi de hep toplu taşıma aracı kullanıyor. Bazı hatlardan kaldırılan otobüs seferlerinin, maliyetini ve toplumsal sonuçlarını anlattı. 163 numaralı otobüs seferi gibi. Ruhum daraldı.

Kentsel dönüşüm karmaşası
Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Bülent Batuman’a geldi söz. “2004 yılından sonra plansızlık, kamu yönetim biçimine dönüştü” diye başladı. Kentsel Dönüşüm Projeleri’ne değindi. “Dikmen’de çatışmalı, Kuzey Ankara’da uzlaşmalı dönüşüm başlatıldı ama iki mahalle de şu an Büyükşehir Belediyesi’yle mahkemelik. Buralarda toplumsal dokunun parçalanması tehlikesi, çok ciddidir” dedi. Uzun uzun ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın barındırdığı tehlikeleri anlattı.

Yetmedi yerimiz, Murat Karayalçın’ın çok önemli uyarısını Cuma günkü yazımızda işleyeceğiz. Kimsenin belirgin hatlarla çizemediği Ankara’nın planı, şimdilik, “İnşallah ‘plansızlık’ değildir” demekle yetineceğiz.

20 Nisan 2012 Cuma

ANKARA TURİZMİ VE GELECEĞİ

20.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’yı, en çok sevme nedenlerimdir; konuları kaba, günübirlik ya da çıplak ticaret algısıyla değerlendirmeyenler her zaman vardır. Onlarla oturup, kalktıkça üstad Güven Dinçer’in sözleri daha iyi yerleşir zihnime; “Ankara, gözle değil, akılla sevilebilen bir kentdir” demişti bir sohbetimizde. Konular, düz bir çıkar ilişkisinden öte toplumsal boyutuyla düşünülür; insani, manevi, felsefi yanları vardır. Katıldığım açıkoturumda, cümleyi başka türlü kurdu bir konuşmacı; “İstanbul günü, Ankara geleceği düşünür” dedi. Günlük düşünen yöneticiler baskın olabilir ancak bu, geleceği düşünen aklını kaybettiği anlamına gelmiyor Ankara’nın.

Atılım’ da atılımlar
Açıkoturumun başlığı ‘Ankara Turizmi ve Geleceği’. Yer Atılım Üniversitesi. Yan gözle kolladığım okullardan biri. Hacettepe, ODTÜ, Gazi ve Ankara Üniversiteleri gibi. Öğrencisini dersliklerden, hocalarını odalarından sahaya çıkarmasıyla dikkatimi çeken, atılgan bir üniversite. Ankara sorunlarının içine atlıyor, öneriler geliştirmeye çalışıyor. Turizm, Ankara’nın yeni açılımıdır ve şimdi bu konuyu anlamaya,  yapabileceklerini saptamaya çalışıyorlar.

Güncel döküm
Ankara turizmini avucunun içi gibi bilen İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar beyefendi, güncellenmiş rakamlar ve turizm de başlayacak yeni projelerle turizmcilik öğrencilerine seslendi. Yeni uçuş noktalarıyla hızlı tren seferleriyle planlanan konaklama ve çeşitlendirilecek yeni turizm başlıklarıyla bir resim çizdi. Kaplıca, kongre, inanç, yayla, Kale ve müzeler gibi kültür, golf, kamp-karavan, doğa, jeopark, kış turizmlerinden bahsetti. Ankara’nın ilçeleri dahil çocuklarımızı, gezilerle nasıl eğittiklerini anlattı. Ayrı bir yazı konusu, şimdilik “Genç turizmcilerin haberi oldu” diyeyim.

Havaya giden emek
TÜRSAB(Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği)Başkan Danışmanı Alper Maçkan beyefendi, 32 yıllık bir turizmci ve şikayetçi bir Ankaralı olarak konuştu. Tunalı’daki yanlış trafik düzenlemesi yüzünden otellere müşteri götürememekten tutun, yanlış kongre turizmi yatırımlarından, sokak isimlerinin sık değişmesine kadar uzandı. “Yollarda çıkıntı rögar kapakları gibi, kentimle uyumsuzum” dedi. En ilgimi çeken saptaması, meslek okullarına yönelik olanıydı: “Turizm Meslek Liseleri, turizme ara eleman yetiştirmek için kurulmuştur. Ama anne babaların üniversite aşkı, gençlerin, mesleği dışında alanlarda okumasına neden oluyor. Onca yıllık eğitim ve ara eleman beklentilerimiz, havaya gidiyor” dedi.

Ankara’ya taşınan dernek
TÜROFED(Türkiye Otelciler Federasyonu) Genel Sekteri Savaş Çolakoğlu’na geldi sıra. İyi bir haberle sözlerine başladı; Ankara’dan taşınan ve taşınmaya çalışan kurumların aksine TÜROFED, Ocak 2012’den itibaren merkezini, İstanbul’dan Ankara’ya taşımıştı. “Düne kadar iş için Ankara’ya gelenler  bize yetiyordu. Eğer amaç geleni, 1 gece daha konaklatmaksa o zaman turizmden bahsedebiliriz” dedi. Ortalama 1 buçuk geceymiş. Bakar mısınız, 2 gün olunca neler fark ediyor.

Kongre turizminin önemine değindi. Kongre turisti, normal turistin 4 ile 6 katı fazla harcama yaparmış gittiği şehirde.  Bir de uluslararası markaların gelişine değindi. “O markalar, gittikleri ülkeye müşterilerini de taşırlar. Gelip, Ankara’nın müşterisini bölüşecekse bu marka ve ortaklıklar, yararlı değil Ankara turizmine” dediler.

Simgemiz yok
Son olarak SKAL Derneği Ankara Başkanı Çiçek Mayda hanımefendi söz aldı. “Ankara, kimlik tanımlamasını bile yapmamış, kentin pazarlayacağı bir simgesi yok” dedi. İç ve dış ulaşım ücretlerinin, turist için cazip hale getirilmesinin altını çizdiler.

Ortak şikayetlerin ve önerilerin muhatabı, daha çok  belediyelerdi. Alt yapı ve gidişata uyumlu yatırım beklentisiydi konular. Turizm mevsimi açıldı. Ankara’da açılan turizm mevsimi, bir süre daha ‘yapılan’ değil, ‘yapılacaklar’la meşgul olma mevsimi olarak geçeceğe benziyordu.

19 Kasım 2011 Cumartesi

ONA DEĞİL BUNA BAKIYORUM


18.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Önde Atılım Üniversitesi’nin, kızlı erkekli 23 öğrencisi, arkada ‘Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ tabelası. Aralarında Anadolu OSB Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay. “Arkadaş, Tunalı Kavşakları kapatılacak, sen nereye bakıyorsun öyle?” diyenler çıkabilir. Nesine bakayım efendim; yasal olmayan bir şey mi yapılmış başkentin ortasında? Yapılmışsa yargı neredeymiş? Yasal olmayan bir şey ise geç te olsa değerlendiren yargı kararını, “Aman uygulamayın” diyen meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini mi savunayım? Allahınızı severseniz, buna benzer bitmek tükenmek bilmeyen davalarıyla “Burası başkent” diyebilir misiniz? Devletin idare merkezinde bunlar olabiliyorsa nesine bakayım efendim?



Asıl sorun dururken

Akıl sağlığımı korumak için, Ankara’da yapılan bütün iyi şeylere bakmayı yeğliyorum. Atılım Üniversitesi’nin 23 öğrencisi, Malıköy’deki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ni gezmiş. Ayakları, daha okuldayken mesleklerinin uygulama alanına değmiş. Bu buluşma, bugün ve yarın için daha anlamlı değil mi sizce de?



Her fırsatta bilginin uygulamayla buluşmasına, yaratacağı iş olanakları ve ülkeye yararına değiniyoruz. 2010 verilerine göre Türkiye’de, makine sektöründe, 100 dolarlık satışımızın, 75 dolarlık kısmını dışarıdan alıyoruz. Yani kendi katkımız 4’te 1. Övünülecek bir şey mi bu? Sorun diye bunları çözmemiz gerekirken açılmaması gereken kavşağın, açıldıktan sonra kapanmamasını savunmakla meşgul oluyoruz. Neyi savunduğumuz belli değil. Affedersiniz, cümleten saçmalıyoruz!



Organize sanayi birikimimiz

Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ne gitmiş te ne öğrenmiş gençlerimiz? Aylık 20 bin liralık bütçelerden, 235 milyon dolarlık bir üretim bölgesine dönüştüğünü öğrenmişler. Devletin, bir kuruş katkısı yok, sanayicilerin cebinden çıkmış masraflar. Görevi; gençlere iş alanları açmak, üretmek ve ürettiğini dışarıya satmak. Küçük işletmelerin, orta ölçekli işletmelere dönüşümünü sağlamak amaçlı bir bölge olduğunu öğrenmişler. Çağdaş bir sanayi bölgesinin, kendilerini ve bilgilerini beklediğini görmüşler. Ne tür katkıları olacak, karar verecekler artık.



Hop OSTİM’e sıçrayalım, aynı günlerde, Rusya’dan misafirleri var. Rusya Federasyonu Yaroslavl Bölgesi’nden gelmişler. Kurumsal yapısı ve yönetim şekli konusunda bilgi almak için. Kurmakta oldukları sanayi bölgesinde, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri geliştirmek için OSTİM’in, kendilerine iyi bir örnek olduğunu düşünmüşler. Organize sanayinin kitabını yazmış kent Ankara’nın, bir gücü var, biz nelerle uğraşıyoruz!



Önümüzdeki günlerde, üniversitelerimiz, teknokentlerimiz, daha sık buluşacak organize sanayi bölgelerimizle yerel yöneticilerimizle. Gençlerimizi, kaldırım arşınlamaktan kurtaracak bu buluşmalar. O yüzden ona değil buna bakıyorum; gelecek burada.



Gözyaşının rengi olsa

Tekrar Malıköy’e dönelim. Daha önce de yazmıştım ama eksikmiş. Anadolu Organize Sanayi Bölgesi, 1800 badem ağacı dikmiş, bu yıl 1 tona yakın verim almış, gelirini de meslek okulunu kurmak için kumbaraya atmıştı. Meğer 1800 ağaç, Kurtuluş Savaşımız’da, bölgenin verdiği 1800 şehidin anısına dikilmiş. İlkbahar’da, her ağaca, bir şehidimizin adını verecekler. Maddesi gibi maneviyatı da olan organize sanayi bölgesi görmüş müydünüz? Rengi olsa yazının bu satırlarını, gözyaşlarımla yazmak isterdim.


Ne dersiniz? Oraya değil de buraya bakmakta haksız mıymışım?

29 Ekim 2011 Cumartesi

ORGANİZE İŞLER


29.10.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


Organize iş işler. Filmindeki türden değil bizim işler; organize sanayi işleri. İyi işlerse  tezgahlara hareket, insanlara bereket olur. Ülkeye zenginlik, krizlere ‘nanik’ olur. Adı ‘organize’ olup, kendi olmazsa eğer, filmin adı değişir; ‘Kesat İşler’ olur!



Sanayiciler sıkıştırıyor

Bu hafta organize de çok güzel gelişmeler var. Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD)Başkanı Adnan Keskin, açılışı yaptı; “Üniversiteler, Ostim’in yerini bile bilmiyor. Sanayinin içinde olmayan üniversite, kendini geliştiremez” dedi. Bir süredir sanayiciler, üniversiteleri fena sıkıştırıyor. Fanuslarından çıkmaya zorluyorlar. Uygulama alanı olmayan bilgiden, bilimsel tatminden ibaret üretilmeyen buluştan, okul kapısından çıkınca sokakta zil gibi kalan gençlikten, ne beklememiz gerektiğini ben de sorup, duruyorum.



Kavga çıksın istiyorum

Ya sanayiciler? Çalışmasına destek arayan, çabuk gelir getirmeyen projesini, tavla gibi koltuğunun altına verip,  nasihatle az üniversiteyi yolcu etmediler. Araya soğukluk gireli çok oldu yani. Tekrar ısınması zaman alıyor. OSİAD Başkanı’nın sözleri gibi, karşılıklı atışmalar bekliyorum.



İnfiale kapılan bir gurup mühendis, pankartlarla Ostim’e yürüsün, “Üniversite burada, Ostim nerede!” diye slogan atsın istiyorum. Ostim esnafının da iade-i nümayiş tertipleyip,  “Ostim burada, buluş nerede!” haykırmalarıyla yanıtlamasını. Bunun üzerine hiddetlenen mühendislerin, hışımla dosyayı çıkarıp, “Proje burada, tezgah nerede!” diye karşılık vermesini, projeyi kaptığı gibi makineleri döndüren esnafın, “Ostim isterse her şeyi yapar!” nidalarıyla ‘Türk Malı’ bir ürünü daha piyasaya sürmesini istiyorum. Bu minvalde gelişen bir kavga arzuladığımı, açık açık beyan ediyorum!



İşbirliğinin güzel resmi

Bu haftanın diğer güzel gelişmesi, Ostim’deki altyapı  denetimleri sırasında oluşan resimdi. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir ve Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, bir arada, işbirliğinin resmini çizmişlerdi. Daha iyisi için karşılıklı öneriler ve eleştiriler yapılmıştı. Uzun zaman oldu Ankara’da işbirliği görmeyeli, hemen parladı gözlerim tabii. “Organize olunca işliyor” dedim.



Bu arada Melih Gökçek’in, başka sözlerine takıldım: “Geriye adım atan birisi değilim ama sanayi ve geleceğimiz için sözlerimden vazgeçip, işbirliğine başladık” demiş. Sanki bir yenilgiden bahsediyor. Aman Melih bey, şehir bizim, sokak bizim, tezgah bizim, insan bizim. Kime karşı yenildiniz? Yenilgi saydığınız işbirliğiyle bir sanayi bölgesini ve bizi kazandınız. Bu işbirliği içinde bir ‘yenilgi’ kaygınız varsa mutlaka ‘yenilgi’ kıstasınızı gözden geçirmelisiniz. Bakar mısınız; yukarıda ‘kavga’ diyor, aşağıda Melih Gökçek’e, itidal tavsiye ediyorum!



Dünyanın en iyilerinden
Ankara için kavga edilecekse o da gecikmiş yatırımların bir an önce hayata geçmesi için edilmelidir. Ortadoğu Teknik, Bilkent ve Atılım Üniversiteleri, organize sanayi bölgeleriyle ilk ısınma turlarına başladılar. Organize sanayi bölgelerini, dünyada en iyi uygulayan ülkelerden biridir Türkiye. Dünyanın en iyilerine sahip olan Ankara’nın, çıkışı da en iyi yaptığı şeyin devamına bağlıdır.