murat karayalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
murat karayalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2017 Cumartesi

METRO LAZIMMIŞ



27.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi


Lazım tabii. Çok lazım hem de. 31 yıl önce fark edilmiş, 23 yıl önce onaylanmış bir planı bile vardır bu ihtiyacın. “Son 25 yıllık gecikme, bize 116 yıllık zaman kaybı olarak yansıdı” diyor Mimar ve Şehir Yüksek Plancısı Erhan Öncü. Kime söylesek? Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek bize söylüyor da...

Başkan’la canlı yayın
Sosyal medya uygulaması ‘periscope’ diye yazılıp ‘periskop’ diye okunan bir uygulama var. Kendi telefonunuzdan canlı yayın yapabiliyorsunuz. Melih bey, 21 Ocak’ta sabahın 5’inde canlı yayın yapmış, takipçilerinin sorularını yanıtlamış canlı canlı. Her biri tartışmaya açık sorular sorulmuş, yanıtlar verilmiş. Biri de dilimizde tüy bitiren, sabrımızı 116 yıllık zorlayan bir başlık; metro!

Vatandaş “Gölbaşı’na metro projeniz var mı?” diye sormuş, Başkanımız Gökçek yanıtlamış: “Gölbaşı’na, nüfusu açısından açık söyleyeyim, metronun gelmesi gereken bir yer. Örneğin Mamak’a metro lazım, Altındağ’a metro lazım, Keçiören’in metrosu daha yeni bitti. Sincan’ın metrosu var. Etimesgut’a da banliyö treni geliyor. Raylı sistem geliyor. Çankaya’nın da belli noktalarına lazım. Çayyolu’na doğru gittik ama Dikmen tarafına özellikle Sinpaş’ta yapılmış olan binalara doğru, yoğun metrolar lazım. Onlar yapıldıktan sona inşallah Gölbaşı’na gelir. Bu da herhalde 10 yıldan önce kesinlikle olmaz, realist olmak lazım.”

Kim yapacak?
Melih bey de “Lazım..” diyorsa kim yapacak? Kızılay-Batıkent metro hattı ile Ankaray, Murat Karayalçın döneminde yapılmıştı. Sincan, Çayyolu ve Keçiören metro hatlarını, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tamamladı. Bakanlığa mı başvuracağız yani raylı sistem taleplerimiz için? Makamı bilelim, onun kapısını aşındırıp, kafasını ütüleyelim bari.

Üstelik 23 yıl önce 1994’te onaylanan ‘Ulaşım Ana Planı 2015’in içerdiği Kızılay-Dikmen, Dikmen-Sokullu, Söğütözü-100.Yıl, Dikimevi-Önder, Dikimevi-Doğukent, Etlik-Tandoğan raylı toplu taşıma önerilerinin adı bile geçmedi geçen zamanda. Hiçbir planda yer almayan Esenboğa hattınaysa yine çalışmayı Bakanlık başlattı.

Belliymiş böyle olacağı
Ama 31 yıl önce fark edip 23 yıl önce uygulamaya geçirdiğimiz planı uygulamazsak bugünleri yaşayacağımız belliymiş o günden. 5 milyonu çoktan aşmış nüfuslu başkentte araba sayısı 1 milyon 800 bini buldu. Nüfusun 3’te 1’inden fazla yani. Sıkışık trafik vebasının çaresi toplu taşıma ki gelişmiş ülkeler, 150 yıldır raylı sistemleri uyguluyor. Biz, mühendislik hesabıyla son 25 yılda 116 yıla bedel zaman kaybı yaşamışız raylı toplu taşımacılıkta.

Belediye Başkanımız’ın da temenni olarak beklentiye girdiğine bakılırsa.. e o zaman yaklaşık 2 milyara (eski parayla katrilyona) mal olması beklenen, taşıyamayacağımız turistin gelmesini beklediğimiz Ankapark’ı niye yaptık? Daha önce bir sürü metro hattı lazımmış.

25 Ekim 2012 Perşembe

YEREL YÖNETİM BİLMECESİ VE BAYRAM


23.10.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bayram üzeri ağızların tadını bozacak, bayram sevincini kursakta bırakacak konulara değinmek zor geliyor. İşlevini gölgeleyen bir şey günlük dertleri bayrama taşımak. Bayramın gelişi, bir hafta 10 gün önceden heyecanlandırmalı insanı. O heyecanı duymak için de önce bayramın geldiği hissedilmeli. Dünyanın bitmez tükenmez çatışmalarına, çekişmelerine, biraz ara vermeli. Bayramın, “Geliyorum” demesine zaman tanımalı. Cumartesi-Pazar tatili olmadığı için, son geceye kadar insanın ruhuna çökmemeli. İçimiz, iyi ve güzel duygulara hazırlanmalı. Ki bayram bayram olsun.

Hem de milli ve dini iki bayram, Kurban ve Cumhuriyet  Bayramlarımız kesişmiş, katmerli bayram yaklaşırken. İkisinin  de bahanesiyle tek vücut, beraberliğin tadını çıkarmak  gerekirken. Beraberliği, çocuklarımıza, katmerli aşılama fırsatı doğmuşken. Biz, bu duygularla tanışmış çocuklarız,  şimdikilerin günahı ne?

Gizemli kanun çıktı ortaya
Bu bayramlara, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en hayati yasal  düzenlemelerinden biri diyebileceğimiz gelişmelerle giriyoruz. Bir hafta öncesine kadar adını bile öğrenemediğimiz bir yasa teklifi, sanki çok sakin bir gündemimiz varmış gibi, geldi,  hepsinin ortasına gümledi. Adını ve içeriğini bir türlü öğrenemediğimiz için ‘Yeni Belediyeler Yasası’ diyorduk,  meğer ‘Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ diye çok uzun bir adı varmış. Hala yarısı gizemler taşıyan bir ad.

İlk 11 Mayıs 2012 günkü ‘Planın Ne Ankara? (2)’ yazımızla gündeme getirmiştik konuyu. Başbakan Eski Yardımcısı ve Dışişleri Eski Bakanı Murat Karayalçın’dan duymuştuk yeni  Belediyeler Yasası hazırlığını. Resmi, resmi olmayan yöneticilere, kurumlara sormuş, dedikodu seviyesinden öteye gitmeyen duyumlar dışında, taslağa ilişkin hiçbir bilgi edinememiştik. Sonra 22 Haziran 2012’de, ‘Çok Gizli Yeni Belediyeler Yasası’ diye yeniden yazma gereği duyduk. Bilgi edinmeye olan ihtiyacımızı, bu kez bir duyan olur belki diye. Yasa taslağının adını bile ilaç niyetine söyleyen çıkmadı iyi mi?

Eldeki en somut bilgi, Haziran ortasında Beypazarı’nda park açılışı yapan Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in ağzından çıktı; “Beypazarı, yakın bir tarihte Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk sınırlarına dahil olacak” diyordu. Aşkolsun ya, biliyormuş ta bize söylemiyormuş!

Kafalar karışık
Şoklar halinde, birini hazmedemeden diğeri geliyor. Bu kadar ağır bir gündemi, normal insan aklıyla kaldırmak zor. İşte televizyonlarda, gazetelerde, internet sayfalarında  tartışılıyor. Tartışma yeni başlamış ama bir yandan Meclis İçişleri Komisyonu’nda, tasarı maddeleri birer birer geçiyor. Tartışmalar, gerekçeleri birbirinden çok kopuk yorumlar nedeniyle kafa karıştırıyor, iyiyi kötüyü ayırt edemez haldeyiz. Ve tarihimizin en hayati yasal düzenlemelerinden biri, bayram öncesine sıkıştırılıyor, kafalar, oluyor türlü!

Bayramlar yasalardan önemlidir
Mayıs ayından bile önce taslağa ilişkin duyumlar olduğuna göre, niye Ekim ayına kadar bekledik te son ana sıkıştırdık acaba? Ferah feza tartışsaydık, iyiyi kötüyü anlasaydık. Gizemli hallerden şikayet etmiş, “21’inci yüzyılın etkili ülkelerinden biri olma yolundaki Türkiye’nin, bu yüzyılda uygulayacağı kamu idare yöntemi bu mudur?” diye sormuştum. Bayramların hatrına bu kadarla bırakalım.

Bayramlar, beraberliğin pekişme günleri. En önemli yasalardan bile daha önemlidir. Bozulan beraberliklerin yeniden kurulması yüzyılları alıyor ama görüldüğü gibi yasa dediğin, birkaç ayda  değişebiliyor!

Beraberliğimizin nişanı Kurban Bayramı mübarek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız, şimdiden kutlu olsun.

23 Haziran 2012 Cumartesi

‘ÇOK GİZLİ’ YENİ BELEDİYELER YASASI

22.06.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar gizli ki adını bile öğrenemedim. ‘Yeni Belediyeler Yasası’ dedim o yüzden. Yerel yöneticilere, genel yöneticilere, özel yöneticilere soruyorum, yasanın yeni halini gören, bilen yok. Ancak herkesin, fısıltı gazetesinden bu yasaya ilişkin kulaktan duyduğu bir şeyler var. Çok köklü değişiklikler içerdiğini duyanlar olmuş. Hatta “Valilikler kalkıyormuş” diyenler var. Resmi ya da resmi olmayan kurumlardan görüş alındığı yolunda bir bilgiye de ulaşamadık. Korkudan titriyorum; yasa bile olsa hayalet gibi şeylerden  korkarım ben!

Çıkmadan yasayı görmeliyiz
İlk kez 1 buçuk ay önce, bir açık oturumda, Başbakan Eski Yardımcısı ve Dışişleri Eski Bakanımız Murat Karayalçın’ın ağzından duymuştum böyle bir yasa hazırlığını. Bu görevlerinden önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Karayalçın’ın yasaya ilişkin görüşlerini, ‘PLANIN NE ANKARA? 2’ yazımda ele almıştım. Kendisi de duyumlar üzerine konuşmuş, gizlilikten kaygılanmış, “Haziran ayında çıkacak bu yasayı, çıkmadan mutlaka görmeliyiz” demişti.

Haziran’ın sonu geldi, ‘Toros Canavarı’ gibi ortada sadece dedikodusu dolaşıyor, hala kendisi yok. Ankara’yı değil ülkeyi ilgilendiren bir yasa. O günden beri soruyor, soruşturuyoruz, dedikodusu bile sönük. Karadeniz fıkrasına döndü:
- Sayın yetkili Yeni Belediyeler Yasası nerede?
- Bilmem, nerede?

Derken…

Gökçek’in anlamlı cümlesi
12-19 Haziran 2012 tarihli, 381 sayılı, Büyükşehir Ankara Dergisi’ni okuyordum. Metroda ve otobüslerde bedava dağıtılan dergi var ya, onu. Şopping Fest kapsamında Beypazarı’nda, park açılışına katılan Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in, bir cümlesine takıldı gözüm. “Beypazarı, yakın bir tarihte Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk sınırlarına dahil olacak” diyordu. Ankaralılar bilir, Melih beyin kulağı deliktir, her şeyi duyar. Murat Karayalçın’ın, “Büyükşehir belediyelerinin hizmet verme yetkisi, tüm il sınırlarını kapsayacak hale geliyor” duyumu, Melih Gökçek’in ifadesiyle kesişiyordu. Batıkent’in altyapısı, Bala ve Beypazarı’ndan sonraya kalırken boşuna değilmiş demek!

İstanbul ve Kocaeli’nde, deneme amaçlı uygulanan büyükşehir belediyelerinin tüm il sınırlarını kapsama yetkisi, Ankara’da gönüllü mü uygulanıyordu acaba?

Artık açıklayın
Böyle kapalı kapılar ardında, gizemli işler korkutuyor insanı. Gazi Yerleşkesi’nde yaşadık, yaşıyoruz, Atatürk Orman Çiftliği’nde yaşadık, yaşıyoruz, Sincan-Kayaş tren hattında yaşadık, sonra öğrendik. Vallahi Meclis’in, Bakanlıklar’ın, resmi kurumların yanından geçerken korkudan, “Ay akşamdan ışşıktıırr.. yaaayylalar yaayylalar!” diye türkü söylüyorum.  Issız mezarlıktan yalnız başına geçenlerin, ilk aklına gelen türküdür! ‘Çok Gizli Yeni Belediyeler Yasası’nı, artık açıklayın lütfen.

Korkutmayın milleti
Bu bir çalışma tarzı da bize mi ters geliyor, anlayamıyoruz? 21’inci yüzyılın etkili ülkelerinden biri olma yolundaki Türkiye’nin, 21’inci yüzyılda uygulayacağı kamu idare yöntemi bu mudur?  Kamuya yönelik hiçbir şey gizli kalmaz, eninde sonunda açığa çıkar. Dün saklananlar, bugün çarşaf çarşaf gazete sayfalarını, saatler süren televizyon yayınlarını dolduruyor işte.

Bugün değilse yarın, değilse öbür gün öğreneceğiz nasılsa. Kendi devletinden niye korkutuyorsunuz milletini?

12 Mayıs 2012 Cumartesi

PLANIN NE ANKARA? -2-

11.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

“1950’den sonra planlı gelişmesi giderek yavaşladı. 1980’den beri 32 yıldır, bir ‘yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişiyor ve yayılıyor” demiştik önceki yazımızda. 85 yıl önce bile bir planı varken uzmanların değerlendirmesiyle gittikçe kötüleyen, plansız bir başkent görüntüsü çıkmıştı karşımıza. Kaldığı yerden devam edelim:

Haziran’a dikkat
Ankara Kulübü’nde gerçekleşen açıkoturuma, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Murat Karayalçın başkanlık etmişti. Aynı zamanda 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız. Oturum boyunca araya girişleri, Ankara’yı ve belediyelerini, hala çok yakından izlediğini gösteriyordu. Oturum sonunda konuşmaları özetleyen bir toparlama yaparken  gündemde yer almayan çok önemli bir konuya değindi; “Haziran ayında yeni Belediyeler Yasası çıkacak. Bu yasada ‘Pergel Kuralı’ kalkıyor” dedi. Çuvaldız yemiş gibi hopladım.

Kent plancı değilim, imar müdürü değilim, bilmiyorum. Pergel Kuralı’da neymiş? Karayalçın, “Şu anda İstanbul ve Kocaeli’nde, deneme amaçlı uygulanıyor. İçişleri Bakanlığı, sonuçları derhal açıklamalı” sözünü 2 kez yineleyip, “Yasa çıkmadan önce, bu uygulamanın sonuçlarına mutlaka ulaşmalıyız” diye ısrarla vurgulayınca kıpırdandı salon. Bilmediğinden korkuyor insan; ben, adeta dalgalandım! Haberimiz olmadan yine mi bir şey oluyordu?

Pergel Kuralı
Hazırda uzmanları bulmuşken sordum. ‘Pergel Kuralı’na göre; bir merkez belirlenirmiş, diyelim Milli Kütüphane. Pergelin iğnesi oraya saplanır, pergel, haritada döndürülürmüş. Kent planlaması, işte bu pergelle çizilen alan içinde oluşturulurmuş. Bu alana, belediyelerin uygulama alanı da diyebiliriz. Büyükşehirseniz, büyükşehir belediyesinin görev alanı yani. ‘Pergel Kuralı’ kalkınca ne mi oluyormuş?

Kural kalkarsa
Büyükşehir belediyeleri, pergelle çizilen alan içinde kent planını uygulamak ve hizmet vermekle yükümlü ama bir de tüm ilin sorumluluğunu taşıyan valilikler var. Alışılmış yöntem, pergelle çizilen alan içine belediyeler, dışında kalan bölgeye, valilikler eliyle hizmet verilmesidir. Bir çeşit yazılı olmayan, nezaket anlaşması vardır aralarında. Kural kalkınca görev tanım ve alanları, iç içe girmiş oluyor. Büyükşehir belediyelerinin hizmet verme yetkisi, tüm il sınırlarını kapsayacak hale geliyor. Sordum, verileri görmeden, konu hakkında olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmek istemedi uzmanları. “Niyete göre iyi de olabilir, büyükşehir belediyelerini, il sınırları içinde tek hakim haline de getirebilir” dediler. Belki yetki çatışması artar, belki de büyükşehir belediyelerinin, ilçe belediyeleriyle didişmesi son bulur. İstanbul ve Kocaeli’ndeki uygulamanın sonuçlarını görmek şart demek.

Bir anı ve bizdeki karşılığı
Dinleyici olarak katılan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, nüktedan anlatımıyla bir anısını paylaştı: Çocuklarını ziyarete Amerika’ya gitmiş. Nereye gitse kent düzenine hayran kalmış. Bir yemekte Sen Fıransisko (San Francisco) Belediye Başkanı’na, imar planının nasıl değiştiğini sormuş. Şaşırmış adam, “Ne değişmesi, biz de plan bir kez yapılır, o uygulanır” demiş. “O şaşkın, ben şaşkın, sessizce bakıştık” diye gülüşmeler arasında bitirdi sözlerini.

Ben de Fethi Yaşar’dan yarım saat önce dinlediğimiz Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin hocanın, sözlerini anımsatarak bitireyim; “Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptadım” demişti.

Bizim bir türlü bilemediğimiz ama varsa eğer, söyle Ankara, medeni bir kent olmak için senin planın nedir?

9 Mayıs 2012 Çarşamba

PLANIN NE ANKARA?

08.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Medeni bir şehir olmak için planın ne? Var mı böyle bir niyetin? Nasıl yayılacağı belli olmayan bir ‘yağ lekesi’ gibi gelişiyorsun 32 yıldır. 85 yıl önce bile bir planın vardı, şimdiki planın ne, bilmiyoruz. Bilip bilmeden, yaşayıp, gidiyoruz içinde. Bildiğimizi sandığımız planları da değiştiriyormuşsun habersiz. Bir tül perdenin arkasında, belli belirsiz birşey bize planların!  

Perdenin arkasını seçebilmek için Ankara Kulübü’nün düzenlediği açıkoturuma katıldım. ‘Ankara’nın İmarı’ydı konu. Oturumu, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız Murat Karayalçın yönetti. Açık oturum bittiğinde, Ankara Kalesi’nin üzerinde yükseldiği kayalar kadar sert, oturumun düzenlendiği Abidinpaşa Konağı kadar büyük bir kafam vardı! Dertsizmiş gibi yenileri eklendi içine.

Plan tutmayan devlet merkezi
Kitap kalınlığında not tutmuşum. Yeri geldikçe ayrıntılarına değinmek üzere, şimdilik ilginizi çekecek başlıklarla giriş yapmış olalım.

Açılışı, Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin yaptı. Daha önce de küreselleşme dalgaları yaşayan dünyanın, yeni küreselleşme dalgasına değindi. Bu süreçte  Ankara’yı, 3 dalga halinde değerlendirdi:

-       1870’le 1914 arasındaki Birinci Dalga
-       1945’le 1980 arasındaki İkinci Dalga
-       1980’den günümüze kadar süren Üçüncü Dalga olarak.

İnanması zor ama 1800’lerin ortasında Ankara’nın çöküş direği, Yeni Zellanda’ya götürülen 50 çift tiftik keçisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve 1923’te başkent oluşuyla yeniden ayağa kalksa da 1950’de, çok partili yaşama geçişle ibre yeniden İstanbul lehine döner.

Dışarıdan aldığını içeride satan İstanbul’da birikir sermaye. Sanayileşme ve kültürel yaşamın merkezi olmaya başlar. 1980’lere kadar ağır ağır çöken Ankara’nın, 1980’den sonra yeni gerileyiş dönemi başlar. Ekonomik gelişmesi ve imarı kesintiye uğrayan başkentin, yüzde 60’ı gecekondularla doludur. 1990’dan 2007’ye kadar 17 yılı, plansız geçirir. ‘Yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişir. ‘Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptar Savaş hoca. Plan tutturamayan bir devlet merkezidir Ankara!

50 kilometre çapına 5 kilometre hizmeti
Ardından Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’den Doçent Doktor Metin Şenbil hoca söz aldı. 10 yıl Japonya’da bilgisini terbiye edip, Ankara’ya dönünce bütün bildikleri alt üst olan hocamız. Günlük 6 buçuk milyon yolcu taşınan başkentte, toplu taşıma bilgilerini içeren döküm aramış, bulamamış. Kendi çabasıyla bulmaya çalışıyor. 2 bin 400 kadar minibüs, 500 halk otobüsü ve 2 bin kadar belediye otobüsüyle 50 kilometre yarı çapındaki kente, 5 kilometre yarıçapındaki kent ulaşım hizmeti verdiğimizi söyledi. Kendi de hep toplu taşıma aracı kullanıyor. Bazı hatlardan kaldırılan otobüs seferlerinin, maliyetini ve toplumsal sonuçlarını anlattı. 163 numaralı otobüs seferi gibi. Ruhum daraldı.

Kentsel dönüşüm karmaşası
Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Bülent Batuman’a geldi söz. “2004 yılından sonra plansızlık, kamu yönetim biçimine dönüştü” diye başladı. Kentsel Dönüşüm Projeleri’ne değindi. “Dikmen’de çatışmalı, Kuzey Ankara’da uzlaşmalı dönüşüm başlatıldı ama iki mahalle de şu an Büyükşehir Belediyesi’yle mahkemelik. Buralarda toplumsal dokunun parçalanması tehlikesi, çok ciddidir” dedi. Uzun uzun ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın barındırdığı tehlikeleri anlattı.

Yetmedi yerimiz, Murat Karayalçın’ın çok önemli uyarısını Cuma günkü yazımızda işleyeceğiz. Kimsenin belirgin hatlarla çizemediği Ankara’nın planı, şimdilik, “İnşallah ‘plansızlık’ değildir” demekle yetineceğiz.

4 Ocak 2011 Salı

GÜVEN DİNÇER SÖYLEŞİSİ-3


02.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Söz, hep kaymağı yiyen İstanbul’a ve Ankara’nın bitmek bilmeyen mağduriyetine geldi:

Güven Dinçer- İstanbul, pazarlamacı bir memleket, ticari bir memleket. Kültürü yaratan insanı Ankara yetiştirir. Yani Ankara’yı, kollayıp, desteklemezsen bu insanları burada tutamazsın. Ankara, göç alıyor ama Türkiye’nin en mütevazı insanları geliyor göçle buraya. Ankara’nın yetiştirdiği insanlar, bakıyorsun, opera sanatçısı, ressam, sanatçı, müzeci insanlardır. Bu çok önemli bir şey. İstanbul’daki büyük firmalar, Türkiye’nin en büyük firmaları, İstanbul’daki faaliyetleri destekliyorlar. Nasıl destekliyorlar bunları? Verdikleri parayı vergiden düşüyorlar, dünyanın her yerinde olduğu gibi. Ama yalnız İstanbul’a. Bizim Ankara’dan, devletin elindeki müzelerde biriken koleksiyonlarımız, dünyanın her tarafına gidiyor. Onun karşılığında gelen sergiler, İstanbul Boğazı’nı geçip, bu tarafa gelemiyor.
Ben, hiç hayatımda Adalet Bakanı’yla tanışmış insan değilim. Kültür Bakanları’yla hep tanıştım, ahbaplık ettim. Onlara her zaman şunu söyledim, iki şey istedim: Bir; Kültür Bakanlığı için bir meslek sınıfı kurun, ikincisi; İstanbul’a gelen bu sergilerin, özellikle devletin yaptığı dış tanıtma ve fedakarlıkla dışarıda yapılan sergilerin karşılığı, Ankara’ya da gelmeli. “Başka türlüsüne müsaade etmeyin” dedim. Fakat bunda muvaffak olamadık biz. Şöyle; İstanbul’da, devletin mekanlarını kullanıyorlar. Devletin hatırını kullanıyorlar, imkanlarını kullanıyorlar. En son 2010 Kültür Başkenti’nde, korkunç paralar aldık. Bunun onda birini Ankara’ya vermiyorlar. Bu bana göre dışarıdan  ve içeriden yürütülen bir politikadır. Dışarıdan yürütenler, bilinçli bir şekilde Ankara’nın karşısında İstanbul’u güçlü kılmak istiyorlar. Ankara’yı da yok etmek istiyorlar. Bakın Ankara’da, iki büyük sanayi merkezi söndü. Ostim söndü bir, ikinci Siteler. Şimdi İsveçli İKEA geldi, Türkiye’de hepimizin evine eşya satıyor. Olacak şey değil. Koskoca Siteler, bütün Ankara’dan, Muğla’dan, Kars’a kadar her şeyi yapıp, satan bir yerdi. Niye? Kendilerinde de kabahat ama Ankara belediyeleri, uzun yıllar orayı desteklemedi. Desteklemedi, engelledi, yollarını yapmadı. İnsanlarını uyarmadı. Sanayi Bakanlığı’da öyle. Ve nihayet bugünkü çöküşü yaşıyoruz, hiçbir şey yapamıyorlar. Devlet, politika olarak Ankara’yı desteklemiyor. Tabii modern toplumun bir parçasıdır sanayileşme. İstediğin kadar başkent kur, etrafında mutlaka sanayiyle ilgili bir takım tesisler olacaktır. Ama kendiliğinden olmaz. Devletin, özel bir politikası yoktur. “Ankara civarında sanayi kuralım” dediği yer de vardır; Kırıkkkale’de olduğu gibi. Onun dışında hepsi kendiliğinden, bir takım idari ve ekonomik sebeplerden, halkın kendi gayretiyle kurulmuştur.

Ali İnandım- “Ankara, güzeldi” diyorsunuz?

Güven Dinçer- Ankara güzeldi ve çok dengeliydi. Ankara’nın özelliği o. O zaman tabii şöyle; bir üniversite şehri, bir sağlık şehri, bir yönetim merkezi ve onun kadroları. Bu tabii Türkiye’nin kaymağını ifade ediyor. Ama daha sonra çok hızlı bir şekilde nüfus artışı oldu. Ondan sonra gelen belediyeler… Ankara’ya ufku olan belediye başkanları gelmedi. Yani Murat Karayalçın’a kadar damga vuran bir belediye başkanı gelmedi. Hiçbir şeyi çözmediler. Bir Cumhuriyet’in başında, ilk kuruluş döneminde… Tabii o zaman Ankara Valisi ve Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan, bakan gibi yetkileri olan, doğrudan doğruya İnönü’den, Atatürk’ten emir alan, dertlerini ona söyleyen, özel durumda bir yönetici Cumhuriyet’in kuruluş döneminde. Ondan sonra insanlar hiç öyle olmadı Ankara’da.

Ali İnandım- Yanlış ne zaman başlamış?

Güven Dinçer- Baştan itibaren bir takım yanlışlar yapılmıştır, şöyle: Şehircilik konusunda bizim tarihimiz yok, geçmişimiz yok. İtalya’da, Vatikan Müzesi’nin, şehir planları kısmını gezerseniz duvarlarda krokiyle şehir planlamasında 13.-14. asıra ait İtalyan şehirlerinin, planlarını görürsünüz. Bizim, İstanbul için doğru dürüst plan, 1850’lerden sonra yavaş yavaş… Hatta ilk plan, sigorta şirketleri tarafından yapılan çizimler. Çok eski, 150 senelik tarihi var belediyeciliğin. Ankara’da öyle. Planı vesairesi yok. İlk planlama çalışmaları, Cumhuriyet’in başında yapılmıştır. Cumhuriyet’in başında yapılırken planlamayla öngörülen hedefler, hep gerçeğin çok gerisinde kalmıştır. Yani plan yapılıyor, plan uygulamaya konuyor, 3-5 sene sonra, planın öngördüğü 20 senelik hedefi aşıyorsunuz. Bu Jansen Planı’nda da böyle Uybadin Planı’nda da böyle. O zaman ne oluyor? Hep planlama, olayların gerisinde kalıyor. Şimdi bunu önlemek için metropoliten planlamayı, devamlı yaşayan bir uzuv haline getirdiler. Her ünite gelişmeyi takip edecek ve yeni yeni kararlar alacak bir ortam kuruldu. Gelişmeyi bir bütün olarak gördü. Bunu sonra ne yaptılar? Özal, bunu kaldırdı.

Gördünüz değil mi, Çayyolu’nda giderken? Sel, bütün oraları berbat etti. Neden? Çünkü onların hepsi yapılırken çok acele hareket ediliyor. Dere yatakları büyük makinelerle doldurulur, yollar yapılır vesaire, araya konan menfezler, su geçit yerleri falan daralıyor. Etüdü, incelemesi yapılmadan bakıyorsunuz yapılmış. Ama bir süre sonra arıza veriyor veyahut şehrin bir başka tarafını yaşanmaz hale getiriyor. Diyelim trafik olumsuz etkileniyor, hayat olumsuz etkileniyor yani şehrin düzeni kalmıyor. Dünyanın her yerinde eski konut alanları falan korunur. Orada yaşam sakindir, insanların huzurla yaşamalarını sağlar. Yani her yer çarşı olmaz her yer hükümetin ani kararıyla bir değişikliğe uğramaz. Bizim Türkiye’de, büyük şehirlerde, tabii şimdi belediyelerin arkasında devlet desteği de var ani kararlarla çok büyük değişiklikler yapılıyor. Metropolitan planlama, bununla ilgili düzen yeniden kurulmalı ve bir bütün olarak ele alınmalı. Yalnız Ankara için değil, İstanbul için, İzmir için, Konya için…

YARIN: Plansız gelişen kentlerin, toplumsal maliyeti…