aylin nazlıaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aylin nazlıaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2017 Salı

HANİ YALANDI?



25.07.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Başkentin toplu taşıma özrünü 7 yıldır işliyoruz da onlarcasından bir tanesi Büyükşehir Belediyesi’nin dikkatini çekti; ‘Toplu Taşıyama-ma’ yazımız. Uzmanıyla incelenmiş, gerekçeleri EGO’nun kendi verileriyle hesaplanmış bilgiler, uyarı olarak değerlendirileceğine çalakalem yazılmış bir ‘tekzip’le yanıtlanmıştı. EGO verisini bile yanlış kullanan bir tekziple.

Şiraze hakikaten şaştı!
Yazımız 10 Şubat 2017 tarihliydi, 4 Mayıs 2017’de tekzip yayınlandı. 10 Mayıs 2017’de Belediye Başkanımız Melih Gökçek, meşhur tıvitırından (twitter) “Adam tekzibi yedi, şerazesi (şiraze) kaydı” diye mesaj attı. “Dikkat et” di önceki cümle!
Oysa 2 ay önce 10 Mart’ta, üstelik iddialarımızı daha da ayrıntılı veriler ve grafiklerle madde madde ayrıntılı açıklamıştık. Hiç mi okumamışlar, açıkladıysa eğer hiç mi anlatamamış bizim avukatlar, hiç mi mahkeme verilerin doğruluğunu denetlememiş, yedik doğru bilgiye tekzibi, hakikaten şaştı şiraze!

Bakması gereken de baksın rakamlara
22 Temmuz 2017’de Hürriyet Ankara Gazetesi’nin haberi: Raylı Sistemde Büyük Kayıp...

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın Ankaray ve Metro İşletmeleri’ne ait yolcu sayılarına ilişkin bilgi talebini, Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü Raylı Sistemler Dairesi Başkanlığı yanıtlamıştı.

Özetle:
Ankaray
2008 yılında toplam 44 milyon 646 bin 512 yolcu taşıyor.
2009 yılında yolcu sayısı 37 milyon 19 bine düşüyor.
2016’da 36 milyon 617 bin 66’ya...
Kayıp yüzde 17...

Metro
2008 yılında Batıkent Metrosu (M1), 65 milyon 439 bin 511 kişi taşıyor.
2009’da 57 milyon 951 bine düşüyor sayı.
2016’da 50 milyon 881 bin 134 yolcuya düşüyor.
Kayıp yüzde 22, yani 14 milyon 558 bin 377 kişi.

Batıkent-OSB-Törekent Metrosu’nda ise 2015’te 8 milyon 423 bin olan yolcu sayısı, 2016’da 9 milyon 41 bin 387 olmuş. Batıkent’le bağlantılı bu hat artarken Batıkent nasıl düşüyor hayret!

2014 yılında hizmete giren Kızılay-Çayyolu Metrosu’nda
2015’te 19 milyon 602 bin 841,
2016’da ise 20 milyon 111 bin 158 yolcu taşınmış.

Bu arada 2008’de Ankara nüfusu 4 milyon 548 bin 939,
2016’da 5 milyon 346 bin 518 kişi oluyor.
797 bin 579 kişi artmış bu sürede nüfus.

41 milyon azalmış
Aylin Nazlıaka da diyor ki “Nüfus artış oranıyla doğru orantılı bir yolcu artışı düşünüldüğünde, 2016 yılında
Aylin Nazlıaka
toplam yolcu sayısının yaklaşık 129 milyon olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.. Ankaray ve Ankara Metrosu 1 güzergahında, yıllık yolcu sayısı yaklaşık 41 milyon düşmüştür.. yolcu sayısında yüzde 38’lik bir kayıp vardır. Kısacası toplu taşımı kullanan yaklaşık her üç kişiden biri başka bir ulaşım tercihine geçmiştir.

Kapasitesinin çok altındalar
Biz de sadece metro değil, ‘EGO’nun Açıklamaları – Yanıtlarımız’ ‘EGO’ya Kolay Sorular’ gibi yazılarımızda EGO otobüslerindeki kaybı da vererek, kaybın nereye yöneldiğini göstermiştik. Hatta bizim daha önce doğru zamanlama ve sefer sayısıyla yaklaşık günde 3 milyon olarak hesapladığımız Ankaray ve metro yolcu kapasitesi, EGO’nun kendi internet sitesindeki verilerle 5 buçuk milyona çıkmıştı.

Aylin Nazlıaka’ya bu rakamlarla yanıt veren Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü Raylı Sistemler Dairesi Başkanlığı, yani bizi tekzip eden EGO Genel Müdürlüğü bünyesindeki bir daire. E hani bizim yazdıklarımız ‘yalan’dı!

11 Ağustos 2015 Salı

NİYE Mİ TURİST GELMİYOR



07.08.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Turist gelmesin diye elinizden geleni yaparsanız gelmez. Hatta öyle ki bir gören, bırakın tavsiye etmeyi, tarihinden siler Ankara’da geçen günlerini. Sen misin gelen, burnundan geldiğiyle göndeririz haddini bilmezleri. Üzerinde oturduğu hazine sandığının, bu kadar farkında değil işte başkent.



CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi, özetle “Neden Ankara’ya turist gelmiyor?” diye sordu. 5 yıldır konuyla ilgili dilinde tüy bitmiş adamın içindeki canavarı uyandırdı. Bakanı bekleyemeden bir kısmını yanıtlamaya talibiz.



Öncelikle ulaşım yoktu

Ankara’ya gelemezdi çünkü daha ilk adımı atamıyordu turist, ulaşımı zordu. Turist, uçakla hemen o şehre ya da çok yakınına inmek ister. Dünyanın çok az kentine doğrudan uçuşu vardı Ankara’nın, başkent olduğu halde. Karayolu olarak ülkenin ortasındayız, zamanını yolda geçirmek istemez turist, hemen ortama girmek ister. Trenlerimiz, arabadan da geç işliyordu, hızlı tren yoktu. Yani daha kente gelemiyordu ziyaretçilerimiz.



Son 2-3 yıl içinde, farklı ülkeler ve kentlere, doğrudan uçuşlar arttı. Henüz bu seferlerin oturmasını bekliyoruz. Turist kaynayan İstanbul’a, tam bitmemiş olsa da hızlı tren hattı işlemeye başladı. Eskişehir ve Konya hatlarının açılmasıyla yolcu patlaması yaşandı bu şehirlerle aramızda. Daha çok Ankara’dan gezmeye gidiliyor, oralardan resmi  işlerini görmeye geliyorlar, gezmeye değil.



Gecesi erken bitiyor

Kent içi ulaşım da ayrı bir sorun. Turistik yerlere özel servisler yok. Ankara Kalesi’ne, hiçbir şey yok. Metro, havaalanına hiç uğramadığı gibi turistik merkezlere de uğramıyor. Geceyi de çok erken bitiriyor. Metro yüzünden pek çok mekan, çalışanlarının eve gidebilmesi için erken kapatıyor. Oysa yaşayan kenti sever turist insanı.



Turizmi iyi ülkelerde, daha ayak basmadan, uçakta dağıtılır etkinlik ve gezi kitapçıkları. 2 yıl anca oldu basılması. Onu da turizm danışma bürolarına uğrarsa bulur turist.



Nereyi gezdireceğiz?

Gelene nereye gezdireceğiz peki? En az 2 bin 700 yıllık şehir geçmişiyle en az 2 bin küsur yaşındaki Kalesi ve onun etekleriyle çevre ilçelerindeki turistik olanaklarıyla sorulacak soru değil ama öyle işte, nereyi gezdireceğiz?



Ankara Kalesi, onca geçmişi ve birikimin aksine, içler acısı haldeydi. Son 5 yıldır özensiz altyapı, çevre düzenlemesi derken bir de toza, çamura bulandı, Akkale’nin idrar esansı giderilemedi, turizm acentaları, Ankara’yı çıkardılar listelerinden. 2 yıl da başkentin tek turist getirilen yeri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni tadilata aldık mı size! Turizm danışma bürosuz, aydınlatmasız, tuvaletsiz, otoparksız Kale’den, ayağını çekti turist. Ankara’dan çekti demektir bu. Ankara’ya gelmeyen, çevre ilçelere de gidemez tabii.



Ne yedireceğiz?

Gelenin midesini şenlendirebilecek miyiz? Topu topu iki lokantada bazı Ankara yemeklerini ve Türk mutfağının özgün çeşitlerini bulabiliyorsunuz. Kendi ülkesinde bildiğini, kendisine yedirmeye çalışıyoruz. Değişik olduğu için kentinize geliyor ziyaretçiler, olan meziyetlerinizi göstermezseniz niye gelsin?



Belediyelerin çekişmesi nedeniyle merkezde ve turistik semtlerde, birçok yol, kaldırım, bakımsız durumda. Çöpler birikiyor gün ortasında. Altyapı çalışması yapılıp, öylece bırakılıyor, aylarca savaş alanı gibi kalıyor sokaklar, caddeler.



Böyle bir kenti, bir de tanıtamadığınızı düşünün. Kendi yaşayamadığınız kentin nesini tanıtacaksınız? “Polatlı’da Gordion’u, Beypazarı’nı, Kalecik’i, Kızılcahamam’ı, Güdül’ü tanıtın bari” diyecek olsanız, konaklayacak yeri olmayan ilçelerimiz var. Olanların da kalitesi düşük.



Niyet yokki

Bu kente mi turist gelsin? Huzur bozmaya tatile gidilir mi? Başkenti idare edenlerin, turizme, bugüne kadar hiçbir yatırım yapma niyeti olmadı. Rakamlara bakmayın siz, onların çoğu Ankara’dan başka ülkelere aktarma yapan yolcular. Uluslararası etkinlikleri hep İstanbul’a, Antalya’ya, İzmir’e kaptırdı Ankara.



2 bin 700 yıllık geçmişini, kültürünü, paylaşma çabası yok Ankara’nın. Bu niteliklerini uluslararası güncel etkinliklerle harmanlayıp, cazibe merkezi olma fikri de yok. Aslında turizm diye bir fikir yok kafasında. Bu kente turist gelir mi?


Arz ederiz...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

TARIM VE HAYVANCILIK UFKUMUZ

13.07.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın 1980’lerde kaymaya başlayan ipi, 2001 ekonomik krizinden sonra iyice çıktı elimizden. Üretim, günden güne düştü, dışarıya bağımlı bir ülke haline geldik. Ekilebilir arazilerimiz küçülüyor, hayvanlarımız azaldığı gibi para etmiyor. Canlı hayvan ucuz ama et pahalı, süt pahalı. Buğday ucuz, ekmek pahalı. Nedeni bilinmiyor herhalde, bilinse önlem alınırdı. Tarlalar daralmaya, hayvanlar, sürüyle meralardan çekilmeye devam ediyor.

Gerileyen hayvancılık ve tarım
1980’de 50 milyon koyunumuz varken 2012’de 22 milyona, 16 milyon sığırımız varken 11 milyona düşmüş. 3 keçiden ikisi kayıp. Sokaklar, meralar, Avustralya’nın, kamyonlardan atlayan kafayı yemiş Angus sığırlarına kaldı.

2001 krizinden önce ekili alanlar 24 milyon hektar iken 2010 yılında 3 milyon eksilip, 21 milyon hektara gerilemiş. Tarlalar, 18 milyondan 16 milyon hektara. Bu arada 1980 yılında 44 buçuk milyonluk nüfusumuz, 2010 yılında 74 milyona dayanmış. Yani tarım alanları daralıp, hayvan üretimi hızla  düşerken nüfus, aksine, yaklaşık 2 katına çıkmış. 2023’te 82 buçuk, 2050’de 94 buçuk milyon olacağımız hesaplanıyor.

Nüfus artıp, üretim düşerse
Nüfus artıp, üretim düşünce ne olmuş? Örneğin tarımda bugün, 4 milyar 750 milyon dolarlık ürün satıyor ancak 8 milyar 200 milyon dolarlık ürün alıyoruz dışarıdan. Yaklaşık 3 buçuk milyar dolar zarardayız. Bu kadar dolar, 6 buçuk milyar lira, eski parayla 6 buçuk katrilyon demek. Oysa 2001 yılındaki verilere göre 4 liralık satıyor, 3 liralık alıyor, 1 lira kar ediyormuşuz. Bir de çiftçiye, ekmediği tarla için, dönüm başı para veriyor mu Dünya Bankası? Özetle; böyle devam edersek paramızla da aç kalırız.

Bir teklif, bir proje, bir uygulama
Ordulu Kadir Sevim’in, Ankara’nın göbeğinde göçen çukurda boğulduğu günlerdi. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, aynı günlerde, Polatlı Tarımı Geliştirme ve Organik Tarım Uygulama Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Teklifi verdi. Yeni göçüğümüzün şaşkınlığıyla teklife ve tarımdaki göçüğümüze  değinemedik. Bu teklifin bir benzeri, 2 ay önce Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Ahmet Çolak hoca tarafından yapılmıştı. O da ‘Agropark’ yani tarım teknoparkı kurmayı öneriyordu Ankara’ya. Üstelik projeleri hazırdı ne var ki uygulayacak mali kaynak bulamıyorlardı.

Hayvancılıkta ise o adım atıldı; Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in başlattığı Çubuk Hayvancılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi inşaatı devam ediyor. 255 hektarlık alanda, 18 bin hayvanın barınacağı 99 ahırlık, mezbahası, yem fabrikası, hayvan karantina merkezi, hayvan hastanesi ve et entegre tesislerinin içinde bulunduğu bir bölge kuruluyor. Türkiye’de bir ilk. Bir de içinde, alanında yine ilk olan Hayvancılık Meslek Okulu açılacak.

Masal bitti, masamızı seçeceğiz
Aylin Nazlıaka hanımefendinin kanun teklifi, Ahmet Çolak hocanın tarım teknoparkı, Alaaddin Yüksel’in Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi, geleceğimiz için çok önemli. “Dünya küresel bir köy” masalı bitti. “Nerede ucuzsa oradan al” ekonomisi bitti. Küreselleşme efsanesi, 11 Eylül 2001’de çöken İkiz Kuleler’le beraber çöktü. Başınızın çaresine bakacaksınız.

Rantçıların ve dışarıdan alıp, içeride satan komisyoncuların dönemi değil yarın. Yaşamayacak onlar. Gerçek ihtiyaçlara yönelen yatırım ve üretim kazanacak. Dışarıya savurmayın, kendi midenize, projelerinize yatırarak değerlendirin sermayenizi. 50 ya da 100 yıl sonra oturacağımız masayı, bu ayrımı fark eden yöneticiler ve yatırımcılar belirleyecek,  rantçılar ve komisyoncular değil.

Söz sahibi mi olacağız, söyleneni mi yapacağız? Oturacağımız  masayı, karnımızın tokluğu belirleyecek.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

ANKARA MARKASI

29.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Ankara, Türkiye’nin başkenti. Bundan büyük marka olamaz. Bu marka yeter aslında. Bu markayı harekete geçirmek gerekiyor” diye başladı konuşmasına. “Bütün Türkiye buradan idare ediliyor. Bütün önemli, stratejik kararlar buradan alınıyor. Dolayısıyla Türkiye güçlüyse Ankara’da alınan kararlar sayesinde güçlü” diye devam etti. Her başkentini seven vatandaşın, özellikle her Ankara’yı seven Ankaralı’nın kulaklarına, tatlı bir nağmeydi bu sözler. Uzun yıllar hasret kaldığı bir sahip çıkmaydı Ankara için. Uzun yıllar ardı ardına kaybettiği markalarından, sonuncusuna sahip çıkma  uyarısıydı. Belki de elde kalan sonuncuyla başlayıp, eski markalarını geri kazanma uyarısı.

Uzun vadeli hedef
Bu sözleri sarfettiği yer Şopping Fest (Shopping Fest) açılış töreniydi. Şopping Fest’in Türkçesi Alışveriş Şenliği. ‘Ankara Alışveriş Günleri’ desek vatandaşlarımız tarafından daha iyi anlaşılabilirdi belki. Konu alışveriş olunca ‘marka’ sözcüğü, tamamen ticari içeriğiyle algılanmış olabilir salondaki konuklar açısından. Ancak defalarca okudum Cumhurbaşkanımızın sözlerini, ticareti aşan bir içeriği olduğu izlenimi edindim. Öyle 24 günlük bir etkinlik için söylenmiş gibi gelmedi. Daha fazlası vardı sanki içinde. Daha uzun vadeli çalışmalar öneriyor, uzun menzilli bir hedefi işaret ediyordu sanki.

1 yılı aşkındır uyarıyorlar
Yaklaşık 1 yıldır bu yönde açıklamalar ve uyarılar yapılıyor ancak bazı vekillerimiz tamamen duyarsız, ilgilenmiyor, bazı yöneticilerimizse duymazdan gelip, bildiğini okuyordu. Geçen yıl Mart ayında Meclis Başkanı Cemil Çiçek, “Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil. Ankara’yla övünüyoruz ama planlamalar, buna göre yapılmadığı takdirde sıkıntılar yaşıyoruz” demişti. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, Savunma Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, hatta Sağlık Bakanı, başta OSTİM olmak üzere ziyaretlerde bulunuyor, sanayicileri ve Ankara’nın ileri gelen girişimcilerini, yönetici ve akademisyenlerini uyarıyordu. Yerli kaynakların, yerli üretim için biran önce harekete geçirilmesini talep ediyor, yerli araba, yerli uçak, yerli tren gibi hedefler bile koyuyorlardı.

Anlayan anladı
Bir kısmı anladı, görevi üstlendi, gereğini yapmak için çalışmaya çoktan başladı bile. Bir kısmıysa eski usul, üretim değil, tüketim ekonomisiyle büyüme hayallerinden uyanamadı. ‘Yeni Türkiye’ tabiri, üreten Türkiye’yi tarif ediyordu oysa.

Ankara Valisi, 6 ay önce ilk kez, ‘Ankara Milletvekilleri Bilgilendirme Toplantısı’ düzenliyor, o günden bugüne 3 partiden 31 Ankara milletvekili arasında, sahnede sadece ikisi görünüyordu; Aylin Nazlıaka ve Levent Gök. Parti ve meclis koridorlarında kayıptı diğerleri. Türkiye Cumhurbaşkanı, Ankara, Türkiye’nin başkenti. Bundan büyük marka olamaz. Bu markayı harekete geçirmek gerekiyor” diyor, kentin oylarıyla koltuğa oturmuş vekillerden çıt çıkmıyordu. Acaba Ankara gibi, Türkiye’nin gidişatından da mı haberdar değillerdi?

Öncülük edip, kentin içinde fıldır fıldır döneceklerine, parti ve meclis koridorlarındaki siyaset girdabına kapılmışlardı  belliki. Dünya’ya kafa tutarak marka olmuş başkentin, bırakın markasıyla ilgilenmeyi, sokağına bile çıkamayacak kadar meşguldüler!