kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2011 Cuma

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜNÜN MAKBULU


15.07.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çok bilmişlerin, örgütlü toplum olmayışımızdan yakındığı zamanlar. Gözünün üstünde kaşı olan dernek kurmuyor o zaman. Olanı da kahvehane gibi kullanıyor. İşte o zamanlarda Ankara’nın Çiğdem Mahallesi, ilk mahalle derneğini kuruyor; Çiğdemim Derneği. Çok bilmişler gibi sadece eleştirmek yerine, kendi sorunlarına sahip çıkıyor, koşullarını daha da iyileştirmek için yasaların ve güçlerinin elverdiği ölçüde çalışmaya başlıyorlar. Yıl 1996.



Çiğdemim bahanesiyle

Bu yıl 15 yaşına bastılar. 15 yıllık çabalarını, kağıt üstünde değil de çıplak gözle göstermek istediler. Yaptıklarınız ya da yapmak istedikleriniz karşılık bulmuyorsa ispat etme gereği duyarsınız. Mahalleliden karşılık bulsanız, destek olacak yerel yönetimler ve diğer resmi kurumlara, duyuramazsınız sesinizi. Gaza bassanız, olduğu yerde patinaj yapan lastiğe benzersiniz. Çiğdemim Derneği bahane olsun, ciddi bir sorunumuza değinelim.



Çabalıyor da çabalıyor

Ne yapıyor bu dernek? Önce çevresine sahip çıkıyor; atık pilleri, yağları, kağıtları, elektronik  aletleri topluyor. Toplananları, depolarında gördüm. Yüzlerce ağaç dikiyor, yol kenarındaki ağaçların bakımını yapıyor. Kullanılmayan ilaçları toplayıp, sağlık ocağına veriyor. Kızılay’la kan bağışı günleri düzenliyor. Konserler verecek korolar oluşturuyor, halkoyunları, müzik aletleri, drama kurslarıyla gençlerin, yeteneklerini değerlendiriyor. İhtiyacı olan öğrencilere burslar veriyor. Mahalleliyi kaynaştıracak, komşuluk ilişkilerini güçlendirecek etkinliklere girişiyor. Geziler, panayırlar, seminerler bunlardan bazıları. 15 bin kitaplık bir kütüphanesi var. Hepsi kaplanmış, sınıflanmış, sıralanmış kitaplar. Gözümle gördüm, düzene inanamadım. İnternet sayfasında listesi var; Türkiye’nin bir yerinden aradığı kitabı bulamayan, başvurup, kitabın fotokopisine ulaşabiliyor. Köy okulları başta olmak üzere, birçok okul kütüphanesi çıkmış bu dernekten. İnşaat işleri dahil, işçi çalıştırarak değil, kendi üyeleriyle gerçekleştiriyor bütün çalışmalarını. Etkinlikleri buraya sığmıyor, devamını internet sayfasında bulabilirsiniz(*).



Bütün bu işleri, eski bir inşaat şantiyesinden kalan barakalarda gerçekleştiriyorlar. “Arazi sorunu olmayan Çiğdem’de, bir arsa versinler, binamızı, kendimiz yaparız” diyorlar. Medeni koşullarda, medeni bir dernek olmak istiyorlar.



İki tür STK

Yaklaşık 10 yıldır, iki lafımızdan biri ‘sivil toplum örgütü’ oldu. Yalnız bu ülkede iki tür sivil toplum örgütü oluştu: Birinin, icraatı yok ama sesi çok çıkıyor. En sahip çıkacağı sorunlardan başka her şeyle ilgileniyorlar. İkincisi; icraatı çok ama sesi duyulmayanlar. Kendinden kısık sesli sivil toplum örgütleri, rağbet görüyor. Çalışkanı ve gür seslisi, duyulmuyor bile. Ne bu?



Ne kalır geriye?

Türkiye’de, 88 bin dernek var. Hiç binlerce dernekle örgütlü bir topluma benziyor muyuz? Dilim varmıyor ama ‘örgütlü örgütsüzlük’ diyeceğim neredeyse. Bunca dernekle bırakın kalkınmayı, kalkınma taklaları atıyor olmamız lazımdı. Bütün tosladığı duvarlara ve bürokrasi  engeline karşın, çalışmak ve çabalamaktaki hevesi kırılmayan Çiğdemim Derneği’ni, o yüzden konu etmek istedik; olacaksa böylesi örnek olsun diye.



88 binden Çiğdemimler’i çıkarsak ne kalır geriye?


(*) http://www.cigdemim.org.tr

6 Kasım 2010 Cumartesi

KİTAPSIZ ANKARA

05.11.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yeni bir spor dalı icat ettim: Gördüğüm bütün kitapçı ve sahafa giriyor, Ankara kitapları bakınıyor, soruyorum. İlk bir ay, bu sporu uygulayana, 10 kilo vermeyi garanti ediyor, sonra diyetisyene gitmelerini öneriyorum. Her türlü faydalı Ankara!

Ankara kitapçılarında, ilgili bölüme gidiyor, Ankara kitapları bakıyorum. “Ankara kitabı bulamıyorum Ankara’da” diye yakınıyorum arkadaşıma, “Var ya işte” diyor. Var dediğini açıyoruz; turistlere Ankara haritası çıkıyor! Onu, kitap sanıyor arkadaşım. Üç, hadi şehir haritasıyla beraber çatlasa dört kitaptan fazlasını görmedim henüz. 3-4 kitaba karşılık, 20’ye yakın İstanbul kitabı duruyor Ankara’daki kitapçıların raflarında; semtlerine kitap yazılmış.

Pansiyonlu Kütüphane
Yok değil Ankara kitapları ancak maraza çıkarmamın nedeni var: Ankara’yla ilgili her türlü basılı eserin, vatandaşlarıyla ne kadar buluştuğu merakına kapıldım. Raflarda başka kitapların arkasına saklananları bulabilseniz bile dediğim gibi 3-4 kitabı geçmiyor bulduğunuz. “Lütfedip, kütüphaneye kadar gidiversen” diyorsunuz mutlaka. Olur, bir oda kiralasınlar, orada yatıp, kalkayım. Ankara’yla ilgilenen uzmanlar, vatandaşlar ya da yazı yazanlara, kütüphanede oda kiralasınlar! Bilginin, insana lazım olmasının zamanı varmış gibi. İletişim çağında, bilgisayar teknolojisi uçmuş gitmiş, bilgi kaynaklarının elinizin altında olması daha kolaylaşmışken ‘kütüphane pansiyonu’ da bizim icadımız olur!

Ankara’yla ilgili basılmış çok güzel kitaplar gördüm ve okudum. Kültür Bakanlığı, bazı bankalar, bazı üniversite ve kurumlarca basılmış çok değerli eserlerdi bunlar; evinizin kütüphanesinde olması gereken. Bu kitapları, ilgili kurumlara ve kitapçılara sordum. Kitapçılardan, “İlk kez duyuyorum bu kitabı” yanıtını aldım. Kurumlarsa yeni basımını yapmamışlar. Niye? Çünkü ‘koleksiyon’ kitabıymış, sayılı basılırmış. Örneğin 500 basılır, bazı kurumlar ve il merkezlerindeki kütüphanelere dağıtılırmış. İlçe ve okul kütüphaneleri öksüz… Bir de tükenince baskısı yapılmayanlar var. Fotokopi çektirseniz kitaptan pahalıya geliyor, gözü korkuyor insanın.

Kitap Hem Var Hem Yok
Ama gerçekten güzel kitaplardı bunlar, içim acıdı. Binlerce Ankaralı’nın haberi bile yok. İl sınırları içinde hala dinazor, mamut kemikleri, fosilleri bulunurken Ankara kitabı bulamıyorsunuz. 2004 yılı ve sonrasında Ankara kitaplarında patlama olduğunu okumuştum. Elinde mi patlamış basanın, biz niye görmedik? Kapsamlı tek bir kitap var şu an raflarda ve o da okuduğum diğer kitaplardaki birçok şeyi içermiyor.

5 milyonluk kente 500 kitap basmak gülünç ama 70 milyonluk ülkeye 500 kitap basmak kahredici. Ankara kitapları, kitapçılara inmeli, tükenmiş basımlar mutlaka yenilenmeli. Kurum kurum dolaşıp, kitap aramaya, sonra eli boş ‘tın tın’ geri dönmeye benim gibi gönüllüsünü zor bulursunuz. Tarih, bu ülkenin ve kentin tarihi, bilgiyi kimden esirgiyorsunuz?

Başkente Yakışmıyor
Hayatta yolunuzun düşmeyeceği, dünyanın ücra köşelerine ait kitapların arasına sıkışmış 3-4 Ankara kitabıyla kültür kenti olunmaz. Tükenmiş basımların yenibasımlarını bekliyor, dar bir çevrenin elinde bulunan basımların, kitapçılara inmesini istiyoruz. Bilgiyi sakınmak, devrimlerin başkentine yakışmıyor.

3 Kasım 2010 Çarşamba

ANKARASIZ ANKARALILAR

02.11.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

“Başkentli’ye Vali Sitemi”, Milliyet Ankara’nın, 29 Ekim 2010 günkü manşetiydi. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, “Ankaralı’nın, Ankara’yla bir ilgisi yok. Geldiğimden beri Ankara’yı, Ankaralı’yla tartışmak istiyorum. Bir kültür kenti olan Ankara’yı, kimse merak etmiyor. Ankara, Ankaralı’nın gündeminde değil” diyordu. Her cümlesinde acı bir vurdumduymazlığı işaret eden, iç burkucu bir demeçti.

Göreve başladığından beri dikkatimi çekecek icraat ve açıklamaları dolayısıyla sıkı takipçisi oldum valimizin. İşte dikkatimi çekmekle kalmayıp, altını imzalayacağım yeni bir açıklamasıydı bu. İtiraf gibi, Ankaralılığa ilişkin, vurucu saptamalardı. Ancak korkmadım da değil; “Aman, 6 ayda bezmiş olmasın sayın Vali?” diye. Kendi kenti gündeminde olmayan kentlilerle nasıl bir kent tasarlanabilir, bilmemki!

Örtüşme Zamanı Mı?
38 kütüphanesi, 44 müzesi, 2 opera binası, 10 tiyatrosu ve tarihi birikimini değerlendiremeyen bir Ankara mı varmış acaba? Kentin, dokusunda, eğitiminde, ruhundaki kopukluklar, açığa mı çıkmıştı yoksa? Ankara’ya gönül verenler, yazanlar, anlatanlar, bunları dile getirmeye çalışıyor ama bir de bu saptamaların, günlük yaşamla örtüşmesi gerekir. Örtüşme zamanı gelmiş te o yüzden mi Valimiz’le aynı kaygılarda birleşmeye başlıyor olabiliriz?

En son Eylül ayında, 20-22 yaşlarına gelip, Ulus, Kale ve Gençlik Parkı’nı görmemiş gençlerle tanıştığımı anlatmıştım. 17 yıl önce de yaşadığım gibi. Bu gençler, Ankara’da doğmuş, büyümüş ve yüksek öğrenimini bu şehirde bitirmişlerdi. Geçtim Frigler, Persler, Helenler, Galatlar, Romalı, Bizans, Selçuklu, Osmanlı’dan; o kentte yaşayıp, Devleti’nin ve Cumhuriyeti’nin kurulduğu yeri de mi merak etmez insan? Sen etmedin, annen, baban, öğretmenin de mi uyarmadı evladım? O müzelere götürüp, gezdirmediler mi sizi? Bir tanesi, “Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin, adını çok duydum ama hiç gitmedim” dedi. “Ankara’da olduğunu bilmene sevineceğim neredeyse” diye şaka vurdum. Nasıl suçlayabiliriz bu gençliği?

Büyük alışveriş merkezleri, tıklım tepiş dolup, taşarken müzeleri, Cumhuriyet’in ve binlerce yıllık bir tarihin merkezi Ulus’u, Kale’yi Ankaralı’ya gezdiremiyorsak mutlaka bir aksaklık vardır. Ankaralı’yı gezdiremediğimiz yerde, turist gezdirirsek komik olacak!

Ruhunu İstiyor Ankara
Haklısınız sayın Vali, kültür kenti Ankara, ürkütücü bir duyarsızlıkla tarihine de günlük yaşamına da sahip çıkmakta zayıf kalıyor. Kent planlamasında, dokusunda, eğitiminde bir kopukluk olduğu kesin. Belki tepkilerine karşılık alamamak köreltmiştir aidiyet duygularını. Bunları birleştirecek ve uyaracak ruhu yokolmuştur belki kentin. Ankarasız Ankaralılar olmuşlardır.

Sayın Alaaddin Yüksel, Ankaralı’ya kızmayın. Bize, kentin bedeninden koparılan ruhunu, yeniden kazandırmayı müjdeleyin. Müjdeleyin ki Ankara, bir bina yığını, insan kalabalığı olmaktan kurtulsun. İşaret fişeğini ateşleyenin, arkasında olacaktır Ankaralı. Tarih boyunca iyi niyeti, emek vereni, hiçbir zaman arkasız bırakmadığı gibi. Çabalarınızı, başından beri ilgiyle izleyen biri olarak ben de sizinle tahminimi paylaşayım: O ruh, Ulus’tadır ve kente yine oradan katılacaktır!