soğuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soğuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2016 Perşembe

TOKİ AZAP KONUTLARI AYNI



02.02.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara’nın beceriksizlik destanlarına katabiliriz artık; Kusunlar Mahallesi’ndeki TOKİ Konutları, 4’üncü kışını da donarak geçiriyor. Kentsel dönüşümün, Ankara’daki en kötü örneklerinden biri oldu çıktı Kusunlar TOKİ Konutları. Sadece binayla olmuyormuş demek, dönüşümü idare etmek de gerekiyormuş. 3 yıl önce ‘TOKİ Azap Konutları’ demiştik, hiç de abartmamışız demekle.

Dert listesi kabarık
2013 Aralığı...
- Ankara’ya 3 santim kar yağdı, o kadarcık kar yağınca sitenin içinde yürüyemediğiniz gibi dışarıdan gelen, siteye giremedi bile.
- Çocuklar okula, boş bir araziden, kar ve çalılar içinden gidiyor.
- İmza toplamışlar, saatte bir otobüs gelmeye başlamış.
- Isınamıyorlar. Doğalgaz bağlanmamış, doğalgaz kazanı deniyor ama kömür yakılıyor. Büyükşehir Belediyesi’nden kömür istemeye gidiyorlar, “Sizin konutlarınız, projede doğalgazlı görünüyor” deniyor, yardım edilmiyor.
-Hasta çocuklar, buzdan yürüyemeyen yaşlılar sitesi olmuş Kusunlar TOKİ Konutları.
- Dar gelirli sitesindeki evlere, ısınmak için yaktıkları için ödeyemeyecekleri 200 liralık elektrik faturaları geliyor.
- Mahalle'nin sağlık ocağı, açılmayı bekliyor, ambulans yok.

Apartmankonduya soktuk
13 Aralık 2013’de, TOKİ Azap Konutları’nın dert listesini böyle sıralamıştık. Bir ay sonra muhabir arkadaşımız tekrar gitmiş, değişen hiçbir şey olmadığını görmüştü. Valiliği aradığımızda bir Vali Yardımcısı, “Bir ay önce yönetimine, Valilik tarafından sorumlu firma Timtaş A.Ş atandı. Eğer yönetim o firmaya devredildiyse yetkili onlardır” demiş, çıkmıştı işin içinden. Timtaş A.Ş.’nin, T’siyle tanışmak nasip olmamıştı. İnsanlar gibi su boruları donmaya başlarken elektrik faturaları aksine, ceplerde yangın çıkarmıştı.

Kusunlar TOKİ Azap Konutları’nda, hala değişen bir şey yok, sorun listesi, ilk günkü kadar aynı. Düşük gelirli aileleri, gecekondudan çıkarıp, yaldızlı harfler yankılı seslerle ‘kentsel dönüşüm’ diyerek apartmankondulara soktuk, hayatlarında pek dönüşen bir şey olmadı.

Az ilerisi lüks yaşam
Hiç olmazsa sobayla ısınıyor, merkeze yakın oturuyorlardı, buz gibi dairelerde sağlam olan da hastalanıyor, uzak sağlık ocağına gitmek zorunda kalıyorlar şimdi. Çocukları düşünün; bu kendi haline bırakılmışlıkta, soğuk kadar itilmişlik duygusuyla üşüyorlar bir yandan.

Bizi gecekondudan kurtardınız, sağolun” diyeni duymadık henüz. Kentin idarecileri, seyrediyor 4 kıştır. Kusunlar TOKİ Azap Konutları, bir kentsel dönüşüm garabeti halinde, az ilerideki lüks site ve alışveriş merkezlerine bakıyor yamaçtan.

10 Ocak 2015 Cumartesi

SOĞUK SOKAĞIN İNSANLARI



09.01.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Soğuk, çok soğuk. Biraz sokakta dolanınca “soğuk” demek te yetmiyor. Bu Sibirya soğukları, mesken belledi bizim memleketi. Her yıl turist gibi 15 gün, 1 ay uğruyor. Otur oturduğun Sibirya’da, burada ne işin var a çok soğuk? Hele Ankara, zaten kış ayazıyla meşhur, şanına niye gölge düşürüyorsun? Şanıyla beraber sokaklarını da perişan ediyor, fakirlere evsizlere, çaresizlikten çaresizlik beğendiriyorsun.



Kimsesizlerin kimsesi olabiliriz

Soğuklar basınca biraz insafı olanın aklına düşüyor fakir fukara. Ankara’da vicdanlarımızın rahatlığını, Ankara Valiliği’nin yaklaşık 4 yıldır sürdürdüğü bir uygulamaya borçluyuz. ‘Kimsesizlerin Kimsesi’ uygulamasında evsizleri, kimsesizleri sokaklardan topluyor, aklayıp paklayıp otele yerleştiriyor, hastalığı olanı tedavi ettiriyor, işsiz işle kayıplar, ailesiyle buluşturuluyor. Devlete de millete de en yakışanı yapılıyor. Bizler de bu duruma düşmüş vatandaşları,  ALO 183’ten haber verebiliyoruz.



Sığınmacıların sefaleti

2 yıl önce yine Milliyet Ankara Gazetesi olarak, haberden öte yüreğimiz dayanmamış, Afgan mültecilerin derdine düşmüştük. Aylarca yaşadıkları Lozan Parkı’na soğuk inince uluslararası yardım örgütleri değil, vatandaş sahip çıktı mültecilere. Çok geçmeden daha beteri geldi başımıza.



Suriye’deki iç savaştan kaçan yüzbinlerce Suriyeli sığınmacı, sel gibi aktı kent merkezlerimize. Binlercesi de Ankara’nın payına düştü. Kışın bile ılıman iklimin sürdüğü ülkeden, kış ayazı meşhur Ankara sokaklarına kaçmışlardı. Üstündekilerle gelmiş, yokluk ve sefalet içinde bulduğu boşluğa yerleşmişlerdi. Bırakın turist Sibirya soğuklarını, bizim paltoyla botla dayanamadığımız Ankara ayazında, ince eşofman üstü ve çıplak ayakla dolaşan çocuklar doldu sokaklara.



Bir naylon bir kilim

Yazı İşleri Müdürümüz Ömür Ünver’in İsmetpaşa Mahallesi’ndeki Suriyeliler’in durumunu yansıtan haberi ise katmerlisiydi; kendilerinden başka bir şey olmayan çadırlarda, boşaltılmış yarı yıkık gecekondularda, yaşam mücadelesi veriyorlardı. Soğukta, bir ince naylon ya da kilim üzerinde yatıyordu bebekler. Ne soba ne kömür ne battaniye ne kışlık giysi, bakiyesi üstündekilerden ibaretti tüm varlıklarının. Çok soğuk, anlatırken içi üşüyor insanın!



Uluslararası görmezler duymazlar

Bu sefalet manzarasına şahitlik ederken kendi fakirimizi unuttuk resmen. Ancak bizim kalbimiz, işine gelmeyince kör, işine gelmeyince sağır olan uluslararası kuruluşlar ve yardım dernekleri gibi dayanmaz böylesi acizliğe. Dayanmıyor da... Gelin hem kendi evsizlerimize hem Suriyeli kardeşlerimize, gücümüz yettiğince sahip çıkalım. Hem onların eline hem unutulan insanlığımıza dokunalım.


Not: Yazıyı yazdığımız sırada Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar’ın, Suriyeli sığınmacıların yoğunlukla yaşadığı İsmetpaşa’yı ziyaret ettiği haberini aldık.

26 Aralık 2013 Perşembe

HAVA DA SOĞUK İÇİMİZ DE


24.12.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Neredeyse 1 ay olacak, sıcaklık, sıfırın üstünü göremedi. Gündüz sıfırın altında 5-6 dereceye ılık demeye başladık. Bir gece biz uykudayken Ankara’yı Sibirya yakınlarına mı taşıdılar nedir, iflahı kesen soğuk dinmiyor. Kar da yağmıyor, kara kuru bir soğuk ısırıyor, kesiyor, yataklara düşürüyor. Hele bir de ülkenin gündemi eklenince iyice buz kestik. Hafta böyle devam edecek görünüyor. Sibirya’ya yerleştik, kalıcıyız her halde!



Kuyrukla güne başlayanlar

Pazartesi sabahına, bir yılan gibi kıvrılan doğalgaz kuyruğunun arasında başlıyoruz. Ağzı burnu sarılı, soğuktan iki büklüm, çoğu yaşlı ve emeklilerden oluşan bir kuyruk bu.

Gece, sıfırın altında 10-12 dereceleri bulan soğuklarda, Pazar günü gazları bitenler olmalı. Yoksa sabahın erken saatinde, kim böyle uzun bir kuyruk beklemek ister. Ankara’nın, kimseyi rahatsız etmeyen ayıplarından biridir. Kaçıncı kez yazdığıma göre demek bir tek bana batıyor gördüklerim.



Böyle yakıcı soğuklarda, aklıma ilk, sokakta kalan olup olmadığı, bir de donmuş suları içemeyecek, yiyecek bulamayacak durumdaki hayvanlar geliyor.



Kimsesizler için Alo 183

Valilik, 2010 yılından beri ‘Kimsesizlerin Kimsesi’ olarak sokakta kalanlara sahip çıkıyor. Kalacak yer, aş, kıyafet,   banyo veriyor, tıraş ediyor, doktora gösteriyor, varsa elinden gelen bir iş, iş te buluyor. Bir yakını alana ya da bir iş bulana kadar sokakta bırakmıyorlar kimseyi. 183 numaralı telefonu çevirerek sokakta kalanlara yardımcı olabiliyorsunuz.



TOKİ Azap Konutları

Bu arada bir de Mamak Kusunlar Mahallesi’ndeki TOKİ Konutları’nda olduğu gibi, evi varken dışarıda kalmış gibi yaşayanlar var. Daha önceki haberlerimizde adını ‘TOKİ Azap Konutları koymuştuk Milliyet Ankara Gazetesi olarak. Takipçisiyiz; azap devam ediyor Kusunlar’da.



Kendileri donmaya devam ederken soğuktan su boruları da donuyor artık. Yolu yarım, binası yarım, ısıtması yarım Azap Konutları’nda, anlaşılıyor ki idare hiç yok. Arkadaşımız Başak Ateş, dar gelirli vatandaşlar için yapılmış konutlara ikinci gidişinde de aksaklıkların nedenini soracak muhatap bulamadı. Ne elektriğine ne yoluna ne suyuna güçleri yetmeyen insanların oturduğu, beton yığını olmuş, ismi havalı TOKİ Konutları.



5 bin kişi keyfini bekliyor

Vali Yardımcısı, “Bir ay önce yönetimine, Valilik tarafından sorumlu firma Timtaş A.Ş atandı. Eğer yönetim o firmaya devredildiyse yetkili onlardır” diyor. Timtaş’ın T’siyle tanışmak nasip olmadı. Bu siteyi yönetmekten daha önemli işleri varsa eğer, meşgul edilmek istemiyor olabilirler. Bizimle beraber yaklaşık 5 bin kişi, onların keyfini bekliyor.


İşte hava soğuk olunca üşüyor da insan, insaf, vicdan olmayınca zihni de titriyor. İnsanlıktan uzak pervasızlık ve genişlik, kutup buzu gibi katılaştırıyor, akılları donduruyor.

23 Nisan 2013 Salı

SÖNMESİN IŞILDASIN 23 NİSANLAR


23.04.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Otobüs beklerken önümden geçiyorlar. İlkokul birinci sınıf diye tahmin ettiğim küçük kız, elinden tutmuş, pıt pıt pıt annesinin yanında okula yetişiyor. Annesi yürüyor, onun cılız bacakları koşuyor. Paltosunun altından kabarık tütü eteği taşıyor, cılız bacakların ucundaki yeni ayakkabılarıyla baştan aşağı pırıl pırıl. Son gün, kıyafetli prova var demek. Çocukluk, gençlik coşkum gelmiş, önümden geçiyor. Bayram gelmeden içimi şenlendiriyor tek kişilik özel geçit!



‘Çocuk Bayramı’ böyle olur

İlk tören provalarının başlamasıyla içimiz kıpırdamaya başlar, 23 Nisan’la bitmez, etkisi belki bir hafta sürerdi. Çarşı, en  kalabalık gününü görür, en cıvıl cıvıl sesler o gün yankılanırdı. Güneş daha parlak, arkadaşlık daha sıcak olurdu.  Büyük, küçük herkese siner, kaynaştırırdı duyguları ılık ruhhali. Çocukların bayramı olur, ‘Çocuk Bayramı’ dediğin böyle olurdu.



Çocukları üşüten paltolu zevat

Şimdi soğuktan büzüşmüş, üşüyen çocuklar görüyorum Çocuk Bayramı’nda. Karşılarında, saatlerce soğukta beklettikten sonra paltosuyla oturan devlet büyükleri görüyorum. Çarşıda mahşeri kalabalıklar, cıvıltıların yankıları yok. Artık havalar mı daha soğuk, paltolarıyla oturan adamların içi mi, ayırt edemiyorum. Bayram değil de Bitsin de gidelim angaryası sanki; coşku soğuk, pırıltı sönük. Güneşi bile küstürmüşler diyesiyim ama dememek lazım. Güneşle küsülmez. Bütün çocukların benzi solgun, yaşam coşkusu kavruk olur yoksa.



Ne işleri olursa olsun

Bizim gördüğümüzden de daha coşkulu kutlanırmış 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Geçtiğimiz Çarşamba İsmet İnönü’nün kızı Özden İnönü Toker’le yaptığımız söyleşide, birinci elden şahidi olarak anlattı; Türkiye’nin her yanından çocuklar gelir, Ankara’nın köylerinden kasabalarından, çevre illerinden insanlar akar, şehir tam bir şenlik havasına bürünür, sabahtan akşama kadar sürermiş devlet büyükleriyle çocukların bayramlaşması. Akşam da önce fener alayı yapılır, arkasından Türkiye’nin her yanından gelen çocuklarla beraber çocuk balosuna katılırlarmış. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü için, Ne işleri olursa olsun o baloya mutlaka katılırlardı diye bastıra bastıra vurgulamıştı Özden hanım.



Tek çocuk bayramından soğutuyoruz

Şimdi çocuk olmayan, ‘resepsiyon’ denen bir toplantıyla geçiştiriliyor 23 Nisan akşamları. Ev sahibi Ankara, 23 Nisan Çocuk Şenlikleri’ni başka şehirlere kaptırdı. 23 Nisan olduğunu bile anlamıyorsunuz artık 23 Nisan’ın ev sahibi başkentte. Ancak bir ‘Alışveriş Şenliği’ yapılıyor, aylar öncesinden doluyor gazete sayfaları, televizyon ekranları. Birbiriyle yarışan pahalı etkinliklerle… Dünya çocuklarının gelmek için can atmak isteyeceği bir çocuk bayramı düzenleyeceğimize, dünyanın tek çocuk bayramından çocukları soğutmak için elimizden geleni yapıyoruz.


Her 23 Nisan’da törenleri, etkinlikleri, hala çocukluğumdaki coşkuyla izliyorum. İçimdeki 23 Nisan çocuğunu soğutamıyorlar. Çünkü o bayramda hep ısınmıştı bizim içimiz. Arkadaşlarımın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en sıcak samimiyetimle kutluyorum.

9 Aralık 2012 Pazar

SOKAKLARI DÜŞÜNME ZAMANI


07.12.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi


İlk kar düştü, geldi kış. Birkaç haftadır ara ara sert soğuk yapıyordu zaten. Açık bir otoparka sığınmış Afgan mültecilerin fotoğrafını anımsıyorum; soğuklarda, her yanı açık otoparkta, aç açıkta beklerken. Otopark ülkesine sığınmışlar. Önde, 4-5 yaşlarındaki oyuncaksız çocuklar, dünyanın katılaşmış vicdanında, soğuk geceden sanki onlar çıkmamış gibi oyuncaksız bir oyuna dalmış. Yürek dayanmıyor. Aylarca Yıldız’da, Lozan Parkı’nda gecelediler. Dünyanın afili yardım örgütleri izledi, mahallenin sakinleri sahip çıktı, yiyecek, giyecek yardımında bulundu. Helal olsun, bize yakışanı da buydu.


Evsizlerin, sahipsizlerin kışı
Akşam Büyükşehir Yasası, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçmiş, televizyonda tartışılıyor. “Bir de böyle deneyelim, denemekte ne zarar var” görüşü hakim tartışmalarda ve yasanın onaylanması sürecinde. Birkaç gündür öyle bir soğuk indi ki  yasaları, kuralları, ikinci plana düşürdü. Sokakların ayazında, can derdine düşmüş sahipsizlerin, yasaların önüne geçtiği kış günleri başladı. Terbiyemize, insanlığımıza yakışanı, başkent sokaklarının medeniyet ölçüsü, tek bir vatandaşın bile bu sokaklarda donacak kadar yalnız kalmamasıdır. Derme çatma bir barakada, gecekonduda, kentin herhangi bir köşesinde, dondurucu soğukla baş başa kalan, insanlığımızdır. İlgisizlik, donmaktan beter; medeni kentin medeniliğini, insanın insanlığını, ince ve şeffaf bir soğan zarı gibi sıyırır, atar.

İlk Adım İstasyonları
Ankara Valiliği, 3 yıldır, hem insanlığa hem medeniyete yaraşır uygulamasını, bu yıl da ilgili kişi ve kurumları uyararak başlattı. Sokakta kalan evsiz ve sahipsizler, İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı arabalı ekiplerce yerinden alınıp, spor salonlarında geçici olarak değil, Valiliğin kiraladığı temiz otellerde misafir ediliyor. Üç öğün yemekleri veriliyor, çamaşırları yıkanıyor, ihtiyacı olana yeni giysiler alınıyor, tıraşı, bakımı yapılıyor, varsa rahatsızlığı hastanede, kontrolden geçiriliyor. Buralara güzel bir isim de bulmuşlar; ‘İlk Adım İstasyonları’.

Medeniyet adımları
‘İlk Adım’ çünkü sadece kışı geçirmek için kalacak bir yer sağlanmıyor. İş yapabilecek durumdaysa yeteneğine göre iş ayarlanıyor, kayıpsa yakınları, akrabaları bulunuyor, bazı etkinliklere katarak küstükleri hayatla yeniden araları yapılıyor. Kendi ülkesinde, ülkesinin başkentinde, Afgan mülteci durumuna düşürülmüyorlar. Daha şimdiden ikisi kadın, 87’si erkek olmak üzere 89 misafiri var istasyonların. Bugüne  kadar 2034 kişiye sahip çıkılmış. 46 kayıp kişi, aileleri, yakınlarıyla buluşturulmuş. 58 kişi, değişik hastanelerde tedavi görmüş, 17 kişinin ameliyatı yaptırılmış. 8 kişinin de diş, kol ve bacak protezleri yaptırılmış.

3 yıldır süren bu örnek uygulamanın, Türkiye çapında hala bir eşi daha yok. Düşünceyi, ciddiyetle ele alınışını, Devlet’e, Ankara’ya, insanlığa ve kendime çok yakıştırıyorum. Hiç unutmamalıyız ama kışın daha çok anımsamalıyız. Medeniyet, sadece teknolojik ilerleme ve kasadaki paralarla olmuyor.

22 Şubat 2012 Çarşamba

RAHAT UYUYAMAYIZ


21.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Rahat uyumamalıyız. Sıfırın altında 20 dereceye kadar gördü Ankara. Kendi ayazı bile kemiklere işlemeye yeterken ne garezi varsa Sibirya, derin dondurucu soğuklarını salıyor üzerimize. Neredeyse 2 aydır donuyoruz. Evin içinde dayanamıyor, “dışarısı” demeye dili varmıyor insanın. Bala’daki depremzedeler evlerine girmeden, Çankaya 50.Yıl Mahallesi’yle Mamak Cengiz Topel Mahallesi’nin heyelanzede sakinleri sıcak bir çatı altına sığınmadan, rahat uyuyamayız. Yürüyen binalarıyla huzursuzluğunda hiçbir değişiklik olmayan Akpınar’ı da unutmayalım. Sibirya’yı suçlamaya işlemez inşallah parlak zekalar.

Soğuk manzara
Bala’da, inşa edilen 737 konutun 135’ini devralmıştı depremzedeler. Hayvanlarını koruyacak ahırlı ve tandırlı ev beklerken Çay Yolu villası verildiği için villaları almak istemiyor, derme çatma barakalarda kalmaya devam ediyorlar. 50.Yıl Mahallesi’nde 95, Cengiz Topel Mahallesi’nde 141 konut etkilendi heyelandan. Toplam 236 konut. Bayat siyasi atışmaları uzatmadan önlem almaya çalışıyor Çankaya ve Mamak Belediyeleri. Bu arada Ankara Valiliği olaya el attı, bölgenin ‘afet bölgesi’ ilan edilmesi için çalışmalara başladı. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan yanıt bekliyor. Umarız siz bu yazıyı okurken yanıt gelmiş olsun. Akpınar’dan haberler, isyankar duyurular halinde gazetemizin posta kutularına düşmeye devam ediyor.


Devlet var
Ankara Valiliği’nin, geçen kış başlattığı ve şu zamana kadar başarıyla sürdürdüğü Mekansız ve Sokakta Kalanlarla İlgili Önlemler’i, vicdanı olan herkes gibi, beni de mutlu etmiş,  rahat uyumamı sağlamıştı. Hala da sağlıyor. Biri dışarıda donarken içeride, horul horul uyuyabilme terbiyesiyle büyümedik biz. Sadece sokaktan kurtarmakla kalmayan, evsiz vatandaşlarımızın, barınma, yemek, temizlik ve sağlık kontrollerine kadar ilgilenen bir çalışma. İş bulmaları, yakınları ve akrabalarına kavuşturulmaları da dahil. Verilen verginin karşılığına, yöneticinin sorumluluğuna yakışır  uygulama. “Burada devlet var” diyor.

Canıyla başbaşa
Bala, 50.Yıl ve Cengiz Topel Mahalleleri ile Akpınar, bu  dokunuşu bekliyor. Zor günde vergisinin, hizmetinin  karşılığını. Uzamadan, sünmeden, gününde, zamanında darlığına çare soruyor. Devletin dibinde, sahip çıkılmak istiyor. Ankara da vicdanını rahatlatmak. Afet koşulları, siyasi çekişmelerin en değersiz, siyasetçilerin en kimliksiz olduğu hallerdir. Canıyla baş başadır çünkü mağdur.

Zeminden kopmuş uçan balon
Dili kaşınanlar dilini ısırsın, siyasi cilveleşmeler uygun zamana bırakılsın. Bu acı soğuklarda düşülen her çaresizlik, hepimizindir. Afet neredeyse hepimiz içindeyiz. Yöneticilik, kıymetini bulmalı.

Bulamazsa herkes ayakta, uyutmadığı gibi, bir de küstürür  durduk yerde. Kişilerin keyfiyetine kalamaz vergilerin karşılığı, tabirimi hoş görün, haraca dönüşür. Bu rahatlık hali, zemininden kopmuş, uçan balon yönetici tarifine uyar. Vicdanı ağırlık yapanınsa başı yastığa, yanağı örtüye, huzurla değemez Sibirya ayazlı, titreyen çocuklu şu havalarda.

1 Şubat 2012 Çarşamba

KİM İLGİLENECEK?


31.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bala’da, deprem konutlarına giremediği için Sibirya soğuklarında, derme çatma barakalarda barınmaya çalışan Ankaralılar. Dikmen’de, yılan hikayesine dönen kentsel dönüşüm, Sibirya soğuklarında yıkım kavgası. Yine Dikmen’in Akpınar Mahallesi’nde, heyelan nedeniyle bu soğuklarda evlerini terk etmeye zorlanan ev sahipleri. Birbirini suçlamakla ya da muhatap bulamamakla gözümüzün önünde, sürüyor da sürüyor tartışmalar. Kim “Dur” diyecek?

Bala villaları
2007 yılı Aralık ayında, 5.7 büyüklüğünde bir deprem olmuştu Bala’da. Yıkılan ya da zarar gören evlerin yerine yeni konutlar yapıldı. Ancak 4 yıldır çoğu hak sahibi, TOKİ’nin yaptığı bu evlere girmedi. Bir televizyon haberinde, detaylı görüntülerini gördüm; köylük yere, Çayyolu’ymuş gibi, çiftkat villa tipi evler yapılmış. Elektriği, suyu, gazı bağlanmamış. Çok güzel, çıplak evler. Oysa evlerde ahır düşünülmediği, hayvanlarını da bırakamadığı için evlere giremiyor köylüler. Bir de tabii tandır, köylük yerde ciddi bir ihtiyaç. Çayyolu sokağı sanki, villaları koymuş gitmişler.

Milliyet Ankara Gazetesi’de, manşet oldu derme çatma barakalarda yaşayan Balalılar. Ama tam derme çatma. Bu soğuklarda, Van depremzedelerinden farkları yok. Biri ülkenin bir ucunda, diğeri Ankara’nın dibinde. Gerçeklerden uzak bu planı yapanları, ‘köysel dönüşüm’deki devrimleri için kutlamak lazım!

Dikmen kördüğümü
Gelelim Dikmen Vadisi’ndeki yer kavgasına. Kentsel dönüşüm planı çerçevesinde, gecekonduları yıkıp, modern binalar, siteler yapmak istiyor Büyükşehir Belediyesi. Gecekondu sahipleri, haklarını alamadığına inanıyor ve direniyor. Tartışma kavgaya dönüşüyor, aylardır Ankara gündeminden düşmüyor. Sibirya soğuklarında, sinirler ısınıyor. Hatta Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, gazetemize verdiği söyleşide “Gireceğiz, yıkacağız ve kendi işimize bakacağız. Hiçbir direniş, devletin gücünü aşamaz” diyor ısınmış sinirleriyle. “Devlet’le gecekonducular, karşı karşıya” gibi yanlış bir anlam çıkıyor. Gecekonduya izin veren, yol, elektrik, su, gaz bağlayan, tapu veren kendisi değilmiş gibi.

Akpınar heyelanı
Akpınar Mahallesi’ne de bakalım: Koca koca, hem de yeni yapılmış binalar, inşa edildikleri yamaçtan kayıyor. Belki de daha borcu bitmemiş ev sahiplerine, “Çıkın” deniyor. Çıkamıyorlar. Soğukların azdığı günlerde, Büyükşehir Belediyesi’yle Çankaya Belediyesi’nin, voleybol maçı gibi, topu birbirine atmasını izliyoruz. Sorun acil, daha sorumlusu belli değil.

İlgisizliğin başkenti
Detaylarına girmeden anımsattığımız, gündemden düşmeyen üç sorun bunlar. Ankara’ya ilgisizliğin tescili gibi sündükçe sünen, sünmesinden rahatsızlık duyulmayan sorunlar. Hatta Atatürk Orman Çiftliği, Ankaragücü gibi ekledikçe ekleyebiliriz arkalarına. Devletin merkezinde, devletin ve Ankaralılar’ın, maç izler gibi izlediği çözüm bekleyen sorunlar. Başkent sınırları içindeki ilgisizliğin, ürkütücü sessizliği. Ankara’ya gareziniz yoksa uzaktakilerin halini düşündürüyor insana.

O halde soralım; Ankara’da, çözülemeyen sorunlar varsa lastik gibi uzayan sonuçsuzluğu izleyeceğine, kim ilgilenecek?