zarar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zarar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2013 Çarşamba

ÇARŞI YANGINLARI


12.03.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Çarşıları yanıyor Ankara’nın. Yanarken bazısının malını, bazısının ciğerini yakıyor. Bazılarının da ocağını, ateş söndürüyor. Dosyanın kapağını çeviriyorsunuz hep ihmallerle dolu satırlar. Hiç ders alınmıyor, bir başka çarşı, aynı ihmallerle küllere karışıyor. ‘Elektrik kontağı’ diye biri var, bütün suçu ona yıkıp, sıyrılıyoruz işin içinden!



Modern Çarşı yangını

24 Aralık 2003’te Modern Çarşı yanmıştı. 320 işyeri, yarım saatte cayır cayır yandı, kül oldu. Dükkanlar dışında yanan nakit para ve senetler 400 bin (milyar) lira civarındaydı. Toplam zararın 30 milyonu (trilyon) geçtiği tahmin ediliyordu. 15 gün süren elektrik arızası giderilmediği için, esnaflardan biri, jeneratörüne mazot koyarken çarşıyı yaktı. Kimi esnafı kimi de elektrik idaresini suçladı. Belki 500 lira belki 5 bin liralık ihmal, milyonları yaktı, ocakları yıktı.



Çarşı da pek masum değildi: İlk projede 100 olarak görünen dükkân sayısı, 320'ye çıkarılmış, dükkânların genişletilmesi için ortadaki kolonlar kesilmişti. Havalandırma boşlukları, depoya çevrilmiş, yangın merdiveni boşlukları, kapatılarak kiraya verilmişti. Yanıcı, patlayıcı maddeler satılan  çarşının yangın tüpleri boş, yangın muslukları kapalıydı. Ayrıca bu yangında, Ankara İtfaiyesi’nin, kimyasal nitelikteki yangınlara karşı gerekli donanıma sahip olmadığı ortaya çıkmıştı. Yangın, davul zurna çala çala, sirenler öttürte öttüre gelmiş de kimse duymak istememişti.



Çıkrıkçılar Yokuşu yangını

22 Şubat 2012’de Ulus Anafartalar Caddesi’ndeki tarihi Çıkrıkçılar Yokuşu’ndan geldi bu kez yangın çığlığı. ‘Elektrik kontağı’ denen kundakçı, 10 işyerini yaktı, 20 milyonluk zarar verdi, 100’e yakın çalışanı işsiz bıraktı. İşyerlerinin bulunduğu sokağın dar olması nedeniyle yangına müdahalede güçlük yaşandı, ‘elektrik kontağı’ denen zalim, bu kez de amacına ulaşmış oldu.


Yunus Emre Çarşısı yangını ve…

En son 6 Mart 2013’te, Altındağ’da, Yunus Emre Halk Çarşısı'nın çevresinde inledi itfaiye sirenleri. 685 işyeri, alevlerini gözümüze soka soka 4 saat boyunca yandı. Zararı bilmiyoruz, hala açıklanamadı. Ancak dile kolay, 685 kişiyi aileleriyle düşünseniz, neredeyse bir stadyum dolusu insan demek. 4 saatte 685 ekmek kapısını, tanıdık bir felaket mühürledi. Bir gün önce işyerlerinden çıkmaları istenmiş, bir gün sonra yangın çıktı. “Sabotaj mı?” dedikoduları uzamadan  fail belli oldu. Tanıdık biri; ‘elektrik kontağı’ denen, uslanmaz ateşperver.


Aynı ihmaller, aynı vurdumduymazlık, aynı teselli; “Yaralar sarılacak!” Her defasında onlarca yüzlerce mağdur, binlerce milyonlarca lira zarar. Kentin göbeğinde, mangal çırası gibi çatır çatır çarşılar yanıyor ancak bir kez de Yunus Emre Halk Çarşısı’nda görüyoruz ki bu çarşılar, denetlenmiyor. Altyapısı yetersiz ya da kafasına göre kurulan, değiştirilen çarşılar, Allah’a emanet. “Yaralar sarılacak” da yara açılması normalmiş gibi önlem almaya gerek duyulmuyor. Ayrıca bu 3 çarşıda, yaranın falan sarıldığını da görmek nasip olmadı henüz. Önlem alınmamışsa ruhsat vermez ya da sık sık denetlersiniz, çarşılar da bu kadar kolay yanmaz. Esnaf almıyor, yöneticiler almıyor sorumluluğu, batsın yerin dibine bu elektrik kontağı!

22 Haziran 2011 Çarşamba

YAĞSA SUÇLU YAĞMASA SUÇLU


21.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bir su birikintisi içinden dalgıç kafaları yükseliyor. Ankara’nın merkezinde, bir alt geçitte, kamyonları yutan su birikiyor. Çok hızlı gelen selden, yüzerek kurtuluyor sürücüler. Çetin Emeç Bulvarı’ndaki 70 Gün Alt Geçidi, televizyonların canlı yayınlarında, gazetelerin baş sayfalarında, tarihe geçiyor. Aniden oluyor her şey. Sellerin, felaketlerin, yer ve saat belirtme huyu olmadığı için, aniden!

Felaket
Doğaya kafa tutan varlık; insanoğlu. Çalışkanlık, sıkıdüzen iş terbiyesi ve teknolojisiyle ünlü Japonlar, çok güvenli nükleer santrallerinin, kurbanı durumuna düştüler. Felaket budur.  Denizler kabardı, şehirleri yuttu. Felakettir bu. Alt geçitte biriken suya felaket dersek bu felakete ne diyeceğiz; kıyamet mi? Ya günlerdir Çin’i alt-üst eden sellere? Ankara Çayı, Akköprü’ye, İvedik’e, Demetevler’e taşsa kısmen felaket diyebiliriz belki. İnsanları, Kızılay’dan, Cinnah Yokuşu’nun başına, kayıklarla bırakmak zorunda kalırsak felaketten sözedebiliriz. Ancak her yağmurda, sadece alt geçitlerin suyla dolduğu duruma ‘felaket’ demek, felaketi biraz fazlaca küçümsemek olur.

Pranga Çiftliğe dokunmadan bile
16 Haziran’da alt geçiti su bastı, 19 Haziran 2011’de gazetemizin manşeti ‘Atatürk Orman Çiftliği İçin Uyarı’ydı. Muhabirimiz Gizem Karakış’ın haberinde, Ankara Şehir Plancıları Odası, uyarıyordu: “Atatürk Orman Çiftliği bataklıktır, yapılaşmaya gidecek çalışmalara girişmeyin, daha büyük sel felaketleri yaşarız” diyordu oda başkanı Orhan Sarıaltun. Çiftliği, Ankara’nın ayağında ‘pranga’ olarak gören iş camiası geldi aklıma. Sel aynı gün, başka yerleri de vurmuştu çünkü. Ankara Giyim Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş’un tekstil imalathanesi, 6-7 milyon dolarlık zarar görmüştü selden. Yurtdışına gitmeye hazır siparişleri, telef olmuştu. Bir başka imalathanede 300 bin metre kumaş, selin gazabına uğramıştı. Çiftliğe, dokunmadan başa gelenlerdi. Çiftliğe dokunulduğunda başa geleceklerin maliyetini, daha açık nasıl anlatmalıydı acaba?

Doğaya rağmen bir şey yapamazsınız, doğa kazanır hep. İnsanoğlu, doğanın içine doğmuş ama doğaya kafa tutan varlık olmuş. Oysa iş ağzıyla konuşursak doğaya uyumlu, doğru işler, uzun vadede maliyeti düşük işlerdir. Zarar, en azla atlatılır.

Yağsa suç yağmasa suç
‘Yağmur Yağıyor Ankara’ya’ başlıklı yazımı anımsarsanız; uzun zamandır görmediği yağışın, Ankara topraklarından, nasıl yeşil olarak fışkırdığını, bozkırın, her damlasına nasıl hasret olduğunu, toprak altında bekleyen 20 yıllık tohumların nasıl patladığını anlatmaya çalışmıştım. Bereket, yağmurun diğer adıdır. Altgeçite biriken su, yağmurun suçu değildir. Yağmadığında, taharet almaya su arıyorduk. Yüzlerce kilometre öteden su getirmeye çalıştık. Yağmurun bereketini felakete çevirmek, insana hastır. Yağsa suç, yağmasa suç!

Kime kafa tutuyoruz
“Benden sonra tufan” diye burnunun dikine gideni, anımsamaz insanoğlu. İnsan aklı, iyiyi anımsamaya, kötüyü unutmaya uygundur. Marifet, bulduğun boşluğa bir şey dikmek değil. 70 günde de yapsanız, 7 bin günde de yapsanız fark etmez; uyumlu değilse 1 dakikasını alır doğanın; uymayanı, yıkar, yokeder. ‘Yatırım’ falan diye bakmaz, acımasızdır. Kuralları, üstündür, kesindir.

Yahu kaçılmaz olan doğanın kuralıysa kime kafa tutuyoruz biz?