10 Ekim 2010 Pazar

MECZUBUN HAYALİ


08.10.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

 8 Ekim 2010'dan itibaren Milliyet Ankara Eki, günlük çıkmaya başladı. Ankara Gazetesi oldu. Daha sık yazmak zorundayız artık!

Ankara, tarihinin en büyük yangınlarından birini yaşar. Kasabanın dörtte üçü yanar, biri kalır. Onlarca yıl, yangının tarihi bile saptanamaz; öyle bir yanmak. 2 gün süren, açlık, susuzlukla beraber insanları, kışın başında, sokaklara terk eden bir felakettir. O sırada Ankara’da sürgünde olan Refik Halid Karay’ın, ‘Ankara’ adlı eseri sayesinde yangın gündemde kalır, çok sonra eksik tarih tamamlanır: Eylül 1916.

Milliyet Ankara Eki’nin, geçen haftaki manşeti 'Başkent Allah’a Emanet'ti. 5 milyonluk kentte, 174 itfaiyeci varmış. Kendini ateşe atabilecek itfaiyecimizse 100 kişi. Refik Halid’in eserini, tekrar okuma gereği duydum!

Yalnız 1916’da, çaresizlikten yangını seyreden tulumbacılar, askerler, işçiler, vatandaşlar ve yetkililerden başka birini daha anımsadım; kasabalıktan harabeliğe dönmüş Ankara’yı, ağır aksak yürüyen bir inşaatın taşlarına oturarak keyifle izleyen bir meczubu. “İster inanın, ister inanmayın” diye anlatmış Refik Halid.

“Şu Engürü’ye iyi bak” diyor meczup. Bakıyor ve “Engürü kalmış mı ki?” diye söyleniyor Refik Halid. “Göremezsin, benim karşımda kocaman bir şehir duruyor, kocaman, kocaman!” dedikten sonra kolunu uzatıp, Hisar’dan Çankaya’ya, ovaya ve Ziraat Mektebi’ne doğru fırdolayı bir halka çiziyor meczup: “İşte, evler evler evler…” Hayalinin coşkusu büyüdükçe büyürken “Saraylar, saraylar, saraylar…” diye devam ediyor. “Sinema perdesinde, sanki sokak sokak, balkon balkon binaları, müştemilatıyla birlikte görüyordu” diyor Karay.

Damsız, bacasız, yıkık kasabadan başka bir şey göremeyen Refik Halid, büyük ihtimalle coşkunun sonunu kestiremeyince koşar adım kirişi kırıyor, uzağa atıyor kendini. “Gökdelenler gökdelenler, kuleler kuleler” demişse de duyamamış telaştan!

Yıllar sonra 1938’de, sürgünden dönen Refik Halid, 1939’da yeni Ankara’yı hayranlıkla izlerken “Evler evler, saraylar saraylar!” diye keyifleniyor meczup gibi. Meczubun taşına oturup, ünlediği inşaat, Cumhuriyet’in ilk Meclis Binası oluyor sonra.

Günlük Oluyoruz
Bugünden itibaren Milliyet Ankara Eki, günlük bir ek oluyor. Ankara, bir günlük gazete daha kazanıyor. 1916’da, “Tulumbacı Taifesi Kifayetsiz Meblağ”da biçiminde bir gazete manşetine denk gelmediğimiz için, bugün, şanslı kabul ediyoruz kendimizi. Ankara’nın, derdini, sevincini seslendiren, geleceğine sahip çıkan yayınları artıyor. Meczubun gördüğü hayale bakın!

Ankara denen ‘çengel’, niyeti bozuk olana takılıp, muzaffer olmakla övüneni çoktan mağlup etmişliğe alışık bir kenttir. Olmuş, oturmuştur. Hakkını verene, verimli olur.

Ulaşım, kentin tarihsel dokusu, miraslar, sokak sokak aksaklıklar, yatırımlar, projeler, etkinlikler, çarpıklıklar, yokolanlar, yeniden doğanlar, iyiler, kötüler… Ankara’nın, her kent gibi öncelikler sıralaması var. Geleceği görecek kehanet yeteneğimiz olmasa da merak etmeyin, bu öncelikleri sıralayabilecek bir öngörümüz var.

Refik Halid’in meczubu kadar olmasa da görebildiğimiz güzel bir Ankara var. Meczup olup, çılgın hayaller kurası, bir de bunların gerçekleşmesini göresi geliyor insanın!

Hiç yorum yok: