29 Mart 2013 Cuma

DOĞRU MU AĞAÇLANDIRIYORUZ?


26.03.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Tek tip, asker nizamında fidanlar sıralıyoruz. Başka ağaç yetişmezmiş gibi ladin ve kızılçam ailesinden iki tür görüyorum bu nizamda. Dönümlerce arazi, aynı tür ağaçlarla kaplanıyor. Bir de buna, sanki bu ülkede yetişmiyormuş gibi, yol boylarına dizilmek üzere yurtdışından getirilen ecnebi türler ekleniyor. Bu iklimin sevdiği ağaçlar var, yollarda ve  arazilerde, aynı sıklıkta göremiyoruz bu türleri. Uzmanları, sadece Ankara’da değil, bütün ülkedeki ağaçlandırmanın bu tekdüzeliğinden şikayetçi; “Ormanın iyisi karışık orman, ağacın makbulü iklime uygun olandır” diyorlar. Uzmanı dinlese nerelerde olurdu bu ülke.



Bu yıl kış ne geliyor ne gidiyor. Bahar, yine de dalların ucundan uzattı başını. Ağaç dikme mevsimi geldi ama birden sıfırın altına inip, 20 derecelere çıkan sıcaklıklar, fidan dikme etkinliklerini etkiledi galiba. Bu yıl pek coşkulu değil. Daha da gecikmeden çocuklarımızı fidanlarla fidanları, toprakla buluşturma zamanı. Yağmur iyi yağdı, toprak, fidan bebekleri bekliyor.



İlki ziraat okulu

Dediğimiz gibi, sadece Ankara’nın değil ülkenin sorunu doğru ağaçlandırma. Ancak Ankara’nın, bu konuda pek bahanesi olamaz. Olmaması gerekir. Cumhuriyetin ilk okullarından biri, ziraat üzerinedir; 1930 yılında açılan Ankara Yüksek Ziraat Okulu. 1933 tarihinde Yüksek Ziraat Enstitüsü, 1948 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi açılmıştır. Pek çok üniversitemizin ziraat fakültelerine de bu okul öncülük etmiş, hatta fakültelerini kurmuştur. Bu şehirde, ‘yanlış ağaç dikimi’ diye bir şey konuşulabilir mi? Konuşuyoruz işte!



Ne tür ağaçlar

Ankara, akasyayı çok seviyor. Akasya ve huş ağaçları, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ağaçlandırma mücadelesinde, ön cephelerde yer almış. Çam türlerini sevdiği gibi iğdeyi, keçiboynuzunu, kestaneyi, akağacı, meşe türlerini de sever  Ankara. Meyve ağaçları, ağaçlandırmadan sayılmadığı için burada saymayacağız ama yeri geldiğinde onları da bu mücadeleye katmak gerekir. Meyvenin balı, biyolojik çeşitlenmeyi tatlandırabilir. Burada iğne yapraklı ağaçlar ve akasya kadar önemli bir ağacın göz ardı edilmesine şaşırıyoruz; meşe!



Cefakar meşe!

Meşe ağacı, çok cefakar bir ağaçtır. Büyük bir yangından sonra hiçbir şey olmamış gibi köklerinden nasıl onlarca uç verdiğini gözlerimle görmüşlüğüm var. Cefakar olduğu kadar cömerttir. Çam ağaçları cimridir; dibinde başka bitki yetişmesine pek izin vermez. Meşe ağacıysa hem toprağı sıkı tutar hem yaprakları gübre olur toprağı besler hem de çok dayanıklıdır sert koşullara, yangınlara bile direnir. Meşeyi, Ankara içinde neredeyse göremiyoruz. Diğer ağaçların da bir kısmı, Ankara içinde numunelik sanki. Sorulsa uzmanı anlatırdı.



Nerede ziraat mühendisleri?
Yurt dışından ağaç geliyor Ankara’ya. Onca fidanlık, ziraat fakülteleri, orman işletmeleri dururken Ankara’ya yabancı ağaçlar geliyor. Beşevler’e dikilen palmiye ve hurma ağaçlarını anımsıyorum. Eskişehir yolunda, feleği şaşıp,   kuruyan, zavallı ecnebi fidanları. Ankara’nın, ne içindeki ne çevresindeki ağaçlandırma bölgelerinde, bir uzman dokunuşu olduğunu hissetmek zor. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin, 20 binin üzerinde verdiği mezunlar, başka ülkelerde çalışmaya gitmiş galiba!

Hiç yorum yok: