merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2012 Çarşamba

ANKARA’NIN 2011 DÖNEMECİ


03.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

İyisiyle kötüsüyle tekdüze Ankara için hareketli bir yıl geçti diyebiliriz. Hep yeni yıldan beklenir ama çok ciddi gelişmelerin beklentisini yaratıp ya da başlatıp gitti 2011. Kötüleriyle üzüldük. Ancak bir o kadar da iyi gelişme oldu. 2011’i, Ankara’nın, yarım yüzyıldan fazla süren ilgisizliğin dönemeç yılı olarak anabiliriz. Dönüp dönüp, olduğumuz yere getirmeyen bir dönemeçtir inşallah!


Olmadı

2011’e, seymenlerin, Ata’ya Saygı Alayı Yürüyüşü ve askerlerin, Garnizon Koşusu iptaliyle şaşkın girmiştik. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Ankara’ya ayak bastığı 27 Aralık, sadece kentin değil ülkenin de gündemine oturmuştu. Aynı günlerde Merkez Bankası dahil, birçok banka merkezinin İstanbul’a taşınma tartışması vardı. Maalesef Ziraat, Halk, Vakıf bankaları başta olmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi kurumların taşınmasını içeren ‘Torba Yasa’, Meclis’ten geçti. Şubat 2011’in ortalarıydı. 12 Haziran genel seçim süreciyle beraber ve sonrasında Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) oturdu gündeme. İşlevinden uzak, betonlaşma ve asfaltlaşma projeleriyle anılır oldu. Birçok sorunu çözüm beklerken beklenmeyen gelişmeler dizildi ardı ardına. Daha da üstüne, vekilleri, Ankara’ya ilgisizdi.


Bugün; güzergah değiştirildi ve Garnizon Koşusu yapıldı 27 Aralık 2011’de. Seymen alayı bekliyor henüz. Merkez Bankası, torbaya girmedi ama beklemede. ‘AOÇ’ adı, Kanun Hükmünde Kararnameler’e de girince daha uzun süre gündemde kalacak gibi görünüyor. Yeşiliyle suyuyla Ankara’nın kendine özgü hayvan ve bitkilerini barındıran bir müze çiftlik olarak turizme kazandırmak yerine, akciğerlerini TOKİleştirmeye çalışıyoruz üstelik. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, ilk kez, Ankara vekillerini bilgilendirme toplantısı düzenledi. Bilgilerin, ilgiye dönüşmesini bekliyoruz.



Olur

Karamsar haberlerin gölgesinde, önemli başka gelişmeler vardı, oldukça sevindiren:

Turizm ve Bilişim Vadisi gibi iki önemli başlık, Ankara’nın gündemine girdi. Hamamönü ve Hacı Bayram’daki düzenlemeler sürerken Ankara Kalesi’ne el atıldı, altyapı çalışmaları başladı. Eteklerinden yukarı, Kalesi’yle yeniden canlanacak eski Ankara. Bilişim Vadisi için her şeyiyle en uygun kent tartışmasız Ankara çıktı, inadı bırakmak gerekiyor sadece. Sağlık turizminde ilk adım, Haymana’daki 5 yıldızlı kaplıca otelle atıldı.

Sağlık ve eğitim alanında, ciddi yatırımlar yolda. Dev sağlık yerleşkeleri planlanıyor. Hayvancılık, mobilya tasarımı, kaynakçılık meslek okulları gibi ilk olacak okullar, açıldı açılacak. Üniversiteler, teknokentleriyle ağır sanayi ve organize sanayi bölgeleriyle işbirliğine başladı. Ankara’dan Polatlı’ya organize sanayi bölgeleri, yeni yatırımlar için eksiklerini tamamlamaya girişti. Havacılık, savunma ve uzay teknolojilerine yönelik yatırımlar, Gölbaşı ve Kazan’da kümeleniyor. Ankara Sanayi Odası’yla gözümüz, yerli üretimin desteklenmesinde.



Tarım için kesinleşmemiş ama hayvancılık için yerli üretimi destekleyecek yatırımlar var. Esenboğa’da, ilk Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi kuruluyor. Bitmeyen metro, Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi. 2 yıla bitmesi bekleniyor. Bu arada Yüksek Hızlı Tren, Eskişehir ve Konya’yı, Ankara’ya yakınlaştırdı. Karşılıklı yoğun ziyaretlerle verdi meyvesini.  İstanbul, Bursa ve İzmir hatları sırada.



Oldu

Eksik eksik, kısa kısa oldu ama Merkez Bankası ve Çiftlik kararlarında hassas olmak koşuluyla resmi şöyle görüyorum; geçmiş yıl, gelecek yıla büyük ümitler devretmiştir. 2011, yeni bir dönemece giriş yılıdır Ankara’nın.

4 Aralık 2011 Pazar

YERLİ ÇARKLARIN DÖNME ZAMANI


02.12.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Silecekleri, aşınmasın diye uzun aralıklarla çalıştırma huyumuz var. Belirsiz görüntü, çalıştırınca netleşir, ıslanınca yine seçilemez ya manzara. Sağanak yağmur şiddetlenirken huyumuz huy, devam ediyoruz uzun beklemelere. Bir silecek lastiğiyle yapacağımız kazayı kıyaslayamıyoruz bazen. Sağanak şiddetlenmeden, aklımızı başımıza alırız inşallah.



Bir uyarı da Yılmaz’dan

En son Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’dan geldi uyarı. Tüketiciler Birliği’ne misafir olan Yılmaz, ‘kriz’ demedi ama şiddetli yağışlardan, düşük büyüme hızlarıyla değil, hızlı büyümeyi koruyarak çıkabileceğimizi vurguladı.  “Hızlı büyümemiz için de cari açık ile büyüme arasındaki ödünleşmeyi ortadan kaldırmamız lazım. Bunun için ne yapıp edip, tasarruf etmemiz, üretmediğimiz ürünleri üretir hale gelmemiz lazım. 60'li, 70'li yıllarda sanayileşme trenini kaçırdık, bugün onun sıkıntısını yaşıyoruz” dedi.



Bir süredir Ankara sanayisi de yerli üretime dikkat çekmeye çalışıyor, çabasına destek arıyor. Organize sanayi bölgeleri, yurt dışından aldığımız birçok ürünün, yurtiçinde çok makul maliyetlerle üretilebileceğini hatta üretilebildiğini duyurmaya çalışıyor sesinin çıktığı kadarıyla. Uluslararası çapta projelerin altından kalkabileceklerine inanıyorlar. Bu yolda günden güne, üniversiteleri de işbirliğine çağırıyorlar.



ASO’nun çığlığı

Birkaç gün önce Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir’in sesi, taa Kıbrıs’tan yankılandı. Orada katıldığı bir toplantıdan buraya kadar geldiğine göre ‘çığlık’ta diyebiliriz! Kamuda yerli malı kullanımına, yerli sanayinin desteklenmesine ilişkin tavsiye mahiyetinde bir Başbakanlık Genelgesi olduğunu ama yeterli ilgiyi henüz göremediğini söylüyordu. Bakanlıklar yeniden yapılandırılırken, yerli sanayinin desteklenmesi, korunması, görev tanımlarına eklenebilirdi. "Ancak biraz geç kaldık"diyordu, "Sadece Sağlık Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı’nın görev tanımına koydurabildik."



Sağlık Bakanı Recep Akdağ’da, önceki hafta OSTİM ziyaretinde görev tanımına uygun sözler söylemiş, “Türkiye’nin cari açık sorunu, sadece sağlıkta değil, her sektörde yerli üreticinin desteklenmesiyle çözülecektir. Bunun başka yolu yoktur” demişti. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nınsa böyle bir görev tanımı zaten vardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, tamamen yerli üretim otomobil beklentisini de bu çerçeveye ekleyelim.



Rant ekonomisi patlak balon

Paradan para kazanma, rant ekonomisi, patlak balona üflemeye benziyor artık. Üflediğinizden daha fazlası, eskisinden hızlı kaçacak delikten. Delik büyüdü çünkü. Sanal değil gerçek üretim, yatırım zamanı. Nedir gerçek üretim? Dışarıdan alıp, içeride birleştirmek değil örneğin. Mecbur olmadığınız hammadde ve ürünler dışındaki her şeyi üretmeye çalışacaksınız. İş alanları açmak, büyümek, varolmak için üreteceksiniz. Hiç olmazsa kendi ihtiyaçlarınızı. Yeni dünya masasında oturmanın da söz sahibi olmanın da anahtarı, doğayla barışık gerçek üretim olacak. Rant ekonomicileri, rehavete düşüp, silecekleri uzun aralıklarla çalıştırdığı için eninde sonunda kaza yapacak.



Ankara’nın ticaret camiası, sanayicilere göre daha sessiz henüz. Üretimin başarısı yönlendirecek onları. Yine de maddi manevi desteklerini esirgemesinler yerli çabalardan, araştırma-geliştirme çalışmalarından. Yeni ekonominin, yeni ticareti olacak mutlaka.


Eskimiş sileceklerim, tam açmasa da önümü, şiddetli sağanaktan önce görebildiğim budur. Yerli çarklar dönmeli, dönmesi için hiçbir düşünce ve yatırım gecikmemeli ve dahi kesinlikle engellenmemelidir.

30 Mart 2011 Çarşamba

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-1


28.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bu söyleşi gazetede 2 gün, tam sayfa yayımlandı. Burada bölüyorum, kolay okunabilmesi için.

Dr. Metin Özaslan kimdir?

1967 yılında Ankara, Kayaş’da doğdu. 1992 yılında ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi Halkbilimi Bölümünde, “Kentleşme, Kentlileşme ve Kent Kültürü” alanında Yüksek Lisansını, İngiltere’de, Nottingham Üniversitesi Kent Planlama Bölümü’nde, “Kentsel ve Bölgesel Gelişme-Yeni Sanayi Odakları” alanında doktora kariyerini tamamladı. Ankara  Üniversitesi’nde, “Ekonomiye Giriş”, “Bölgesel Gelişme Politikaları”, “Maliyenin Sosyal Teorisi” gibi dersler veriyor.  Halen DPT Uzmanlığı, 2009’dan beri Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanlığı, A.Ü. Ankara Araştırmaları Merkezi’ne danışmanlık, Ankara Kalkınma Kurulu ve Ankara Turizm ve Tanıtma Kurulu üyeliğini sürdürüyor. Seymen Kostüm ve Aksesuarları, Ankara Fotoğrafları, Fotokartları, Gravürleri, Belgeleri, Kitapları ve Ankara Resimleri koleksiyonları var.

Son zamanlarda bir arayış ve çaba içinde olan Ankara’da, olan biteni anlamak ve gelişmeleri, Ankara konusunda her açıdan faal bir uzmanla değerlendirmek istedik. Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan, çarpıcı rakamlar ve saptamalarla kapsamlı bir fikir edinmemize yardımcı oldu.

Ali İnandım- Metin bey, kaç yaşında Ankara Kulübü?

Metin Özaslan- Ankara Kulübü, 1932 tarihli, 79 yaşında. Ankara’nın en köklü sivil temsilcisi, Türkiye’nin de en eski derneklerinden birisi. Bugün, ‘Kamu Yararına Çalışan Dernek’ statüsünde ve bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bir dernek. 79 yıldır faaliyetlerini aralıksız sürdüren nadir derneklerden birisi.
Ankara Kulübü merkezi Abidinpaşa Köşkü

Ali İnandım-  "79 yaşın olgunluğu, bilgeliği ama aynı zamanda yorgunluğunu hissediyorum derneğinizde" desem katılır mısınız bana?

Metin Özaslan- Yorgunluk yanında tabii üzüntüyü de ekleyebiliriz, doğru. Ankaralılar olarak birçok konuda sıkıntılarımız var. Bunları, Ankara’nın en köklü sivil temsilcisi olarak, Ankaralılar’ın bir sözcüsü olarak, olabildiğince yaptığımız etkinliklerle kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyoruz. Tabii ne derece etkili oluyor bilemiyoruz, tespitiniz o bakımdan doğru.

Ali İnandım-  Sizi, biraz daha yoracak bir soruyla başlayalım: Ankara’dan taşınan bankalar, kurumlar, Ankara’da gelişip, büyüyüp, merkezini İstanbul’a taşıyan şirketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metin Özaslan-  Bu gerçekten de çok talihsiz bir karar. Ankara’dan bankaların ve kamu kurumlarının taşınıyor olması, siyasi olarak ta ekonomik olarak ta talihsiz bir karar. Siyasi boyutuyla baktığınızda sanki Ankara’nın içinin boşaltıldığı, başkentlik halinin edilgenleştirildiği bir süreç gibi algılamakta ve Ankaralılar’ın, bu süreçte tereddütleri var; “Acaba başkent te bir gün taşınacak mı?” gibisinden.

Kamuya ait bir takım kurumların merkezleri başkentlerde olur. Dünyanın birçok yerinde böyledir. Çok çok istisnalar dışında, Merkez Bankaları’da böyledir, bir takım düzenleyici kuruluşlar da böyledir. Finansçıların ve analizcilerin yaptığı çalışmalarda, bu kararın çok ekonomik bir karar olmadığı, toplam katma değer olarak, ekonomik büyüklük olarak önemli bir şey olmadığı, bunun daha çok siyasi bir karar olduğu görüşü hakim.

Diğer taraftan ekonomik boyutuyla baktığımızda, Ankara ekonomisi açısından büyük bir kayıp. Ankara’nın, ekonomik kalbine indirilen en büyük darbelerden birisidir. Çok sayıda banka, finans sektörü çalışanı gidecek. Arkasından zincirleme bir etki yapabilir bu. Boşalan alan, bu kez ters çarpan etkisiyle birçok sektörü olumsuz etkileyecek; konut sektörü başta olmak üzere. İnsanlar çocuklarını okullardan alacak, eğitim sektörünü etkileyecek. Ticaretin tüm alanları etkilenecek. Bu alanda çalışan insanlar orta sınıf dediğimiz, harcama yapabilen insanlar. Dolayısıyla buradan gidecek onbinlerce kişinin yerini doldurmak çok zor olacak. Genel olarak son 20-30 yıldır Ankara ekonomisi bir gerileme sürecindeyken bu sürecin durdurulması, yenilikçi projelerin Ankara’ya yapılması beklenirken Ankara’da kurulu olanın da sökülüp, götürülmesi, bu olumsuz sürece eklenen büyük bir moral bozukluğu da yaratır. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, bu durum, bir yorgunluk, üzüntü ve burukluk yaratmakta hepimizde.

Ali İnandım- Sadece kamu kurumları mı giden?

Metin Özaslan-  Belli bir noktaya gelen özel şirketlerin de taşındığını görüyoruz. Son 20-30 yıllık dönemde, medyanın önemli ölçüde İstanbul’a taşındığını ya da orada kurulduğunu görüyoruz. Popüler kültürün orada, müzik endüstrisinin orada yoğunlaştığını görüyoruz. Sanatçıların, edebiyatçıların, şairlerin zamanla İstanbul’a gitmesiyle o bakımdan da maalesef Ankara’nın, göç edilen, yoksullaşan, taşralaşan bir şehre dönüştüğünü görüyoruz. Özel şirketler de ölçek genişletmek için gidiyor.

Ali İnandım- Bu atılımı ya da sıçramayı Ankara’da yapamıyor mu sermaye?

Metin Özaslan-  Muhtemelen öyle. Burada özellikle büyük inşaat firmalarının olduğunu görüyoruz. Ülke çapında belli bir ölçek büyüklüğüne sahip firmaları görüyoruz ama İstanbul, sanki bir ekonomi merkeziymiş gibi algılanıyor. Bunu geriye çevirecek, Anadolu’da, diğer şehirlerin de aslında farklı alanlarda önemli merkezler olduğunu ama onları güçlendirecek politikaların olmadığını görüyoruz. O yüzden firmalar, belki de dünyaya açılmak, küresel ölçekli bir büyüklüğe erişmek için basamak olarak görüyorlar İstanbul’u.

Ankara’da pek ala finans merkezi ilan edilebilirdi çünkü tüm kurumlar Ankara’daydı. İnternet çağında, artık mekanın çok ta bir önemi kalmadı. Amerika’daki firmaların, yazılımla ilgili işlerini ya da mesela muhasebe gibi işlerini, Hindistan’da yaptığını görüyoruz. Amerika yattığında, Hindistan’daki firmalar, Amerika’nın muhasebe işlerini yapmaya devam ediyor günboyu. Hindistan yattığında Amerika uyanıyor, işlemleri onlar devam ettiriyor. Buna benzer birçok işlevi, bilgisayar ve internet üzerinden, küreselleştirmiş vaziyette firmalar. İnternetin dünyayı bir köy haline getirdiği bir ortamda, fiziki olarak Merkez Bankası’nın, Ziraat Bankası’nın, Emlak Bankası’nın, BDDK’nın İstanbul’a taşınmasının ne anlamı var algılayabilmiş değiliz. İllaki bir yer olacaksa Ankara tercih edilmeliydi. Olumsuz nedenlerden dolayı, küçülen Ankara ekonomisinden dolayı, Ankara için önemli bir sektör olabilirdi bankacılık sektörü, finans sektörü. Hizmetlerdeki danışmanlık açısından, Anadolu’nun birçok yerine ulaşımın daha kolay olması nedeniyle olabilirdi.


2. Bölüm: Rakamlarla Ankara'nın sinsi küçülmesi...

19 Ocak 2011 Çarşamba

NİYE ANKARA DEĞİL?


18.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

2000 yılının Ağustos ayında, Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü’nün, İstanbul'a taşınmasını izlemişti Ankara. 2004 yılında, Şekerbank’ın gidişini de izledi. Gidenler, arkasına bile bakmadı sonra. Geçen hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Vakıfbank'ın ardından, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) merkezlerinin İstanbul’a taşınması da geçti. Geçer, gider artık!

İstanbul’un, 30 yıl içinde, önde gelen beş ya da altı uluslararası finans merkezinden biri olması öngörülüyordu o zamanlar. Kalan banka merkezleriyle beraber Merkez Bankası’da taşınınca uluslararası merkez olma işlemi tamamlanacaktı. Görüldüğü gibi gecikmeli de olsa işlem devam ediyor. Yabancı bankalar, çılgınlar gibi boşuna ülkemize gelmiyormuş demek.

Taşımanın sonrası belli değil
Son 10 yıllık gelişmelere bakınca kaba bir gözlem yaparsak kaba bir sonuç çıkarmamız mümkün olur: Siyasi ve ekonomik ekseni kayıyor dünyanın. Bu eksen, önemli oranda Türkiye’yi kapsıyor. Bu merkeze göre tavır almak isteyen Batı, en azından Avrupa, şu ana kadar bu değişimin önünde duramadı. 10 yıl sonra İsviçre bankalarının efsane kasalarını, turistler, müze olarak gezmeye başlarsa şaşırmamak lazım!
Kaba gözlem bile olsa kulağa hoş gelen böylesi güzel bir gelişmenin nesine itiraz ediyor olabilir vatandaş? Dünya için küçük, Türkiye için büyük önemi olan bir noktaya dikkat çekmek istediği için olabilir: Ülkenin merkezi, ağırlık noktası kayıyor. Bu kayma değil Anadolu’yu, Ankara’yı bile gelişmelerden koparıyor. Tartışmaların ve gelişmelerin içinde alınanın yerine konacak bir öneri göremiyoruz. Bankalarına el sallayan Ankara’ya, farklı ve yeni yatırımlar için çivi çakılmıyor, merkezliğini koruyacak adım atılmıyor. İstanbul’a taşınmayı mantıklı bulanların, sonrasına ilişkin tek bir cümlesi yok.

Niye İstanbul?
Niye İstanbul, Ankara değil? Birkaç küçük bankanın genel müdürlüğü vardı İstanbul’da. Merkez Bankası dahil bütün büyük bankaların merkezi Ankara’dayken ‘finans merkezi’ niye buraya kurulmadı? Her yerden ulaşımı daha kolay Ankara varken Ziraat Bankası, Emlak Bank ve Vakıfbank gibi çiftçiye ve esnafa ucuz kredi sağlamakla yükümlü bankalar, ülkenin daha uzak bir köşesine niye taşınıyor? Uzaklık ve ulaşım sorun değilse iyi ya niye taşınıyor işte? Yabancı bankaların da merkezlerini, İstanbul’a taşımaları gerekmez miydi bu durumda? Gerekçelerin içinde yanıtını bulamadık bu soruların.

Kamu bankacılığı dışında bankacılık piyasası, doğası gereği, toplumsal sonuçları gözeterek karar almaz; karlılığı gözetir. Yılbaşı itibariyle Ankara Büyükşehir Belediyesi, EGO’nun, ayda 10 milyon (trilyon) lira zarar etmesini gerekçe göstererek toplu taşıma ücretlerine zam yaptı. Bankaların taşınmasıyla Büyükşehir Belediyesi’nin, sadece kurumlar vergisinden kaybı yılda 105 milyon lira olacak. Diğer kayıpları düşünün. Maalesef konu, Belediye Meclisi’ne, geçtiğimiz Cuma ancak gelebildi. O da ertelendi!

Karamürsel sepeti mi?
Kararlar, toplumsal sonuçları gözetilerek alınırsa kim ne diyebilir? Ülkenin yararı için bir yatırımın kaydırılması gerekiyorsa kaydırılır ama yerine eksiği telafi edecek önlem alınır. Ankara, ülkenin merkezinde, dalga dalga çevresini etkileyen bir başkent. Özellikle Anadolu’yu gözeterek değerlendirmeliyiz etkisini. Karamürsel sepeti mi bu; aldım, götürdüm, kalanlara selam olsun! Bankacıların işine akıl ermiyor ama aklı eren yetkililerin, kaybın yerini doldurmak için derhal gereğini yapmalarını pür dikkat bekliyoruz.

12 Ocak 2011 Çarşamba

ANKACAN’LA ANİ TOPLANDIK


11.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sakarya Caddesi’ndeki Tuna Sokak’la İzmir Caddesi’ni birleştiren üst geçite yürüyordum. “Gel gel, acil toplanmamız lazım” sesiyle hoplamam, koluma giren kalıplı şahsiyetin yanında çocuğu gibi kalıp, savrularak kendisine ayak uydurmaya çalışmam, “Ne.. merhab.. ne oluy…” diye eksik cümleler kurarak ifade zorluğu yaşamam aynı zamanda gerçekleşti. Ankara’nın Canavarı Ankacan, yine beklenmedik bir hamlesiyle en kalbime indirecek yeni bir buluşma tarzıyla karşımdaydı. Kolunda, garson peçetesi gibi taşıyarak ilk geçen taksiye bindirdi beni.

Kale’deyiz; Pirinçhan’daki kahvede. Hemen söyledi çayları. “Hayırdır, ne bu telaş, EXPO 2020’yi mi aldık?” dedim. Gülümserken kahveciye seslendi “Dilimle bir tabağa onları” dedi. Simitle kaşar geldi çayın yanına. Gözlerim parladı. Bu üçlü beni konuşturur!

Ben, simitle kaşara zıpkın gibi atılırken “Bankalar gidiyor mu sahiden?” diye söze girdi.
- Gitmiş bile.
- Nasıl gitmiş, yasa çıkmadı?
- Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası, Başbakanlığa devrediliyormuş. Üstelik 1 yıldır sürüyormuş bu görüşmeler. Önümüzdeki günlerde resmi devir gerçekleşecekmiş.
- Hiç haberimiz olmadı.
- Olsa da fark etmezmiş zaten.
- Niye?
- Bizim gazete bir aydır yazıyor, “Gitti, gidiyor bankalar” diye..
- Biliyorum.
- Ama Ankaralı’dan ses yok. Bu sessizlik, Merkez Bankası’nı da götürür. “Madem bu kadar memnunsunuz, onu da alalım, kafanız rahat etsin” diye düşünür kim olsa.

Yazıldığı gibi seri konuşmuyorduk tabii; simit ve kaşar lokmalarıyla boğulan sesim, çay yudumlarıyla kesiliyordu. Karşımda, simiti parmağına taksa yüzük sanılıp, fark edilmeyecek heybetiyle oturan Ankacan, yemeden içmeden soruyor, dinliyordu. Kaygılıydı.
- Ne oldu bu Ankaralılar’a?
- Ben de merak ediyorum. Ankaralı değil, paralı olmak geçerli desem ona da uymuyor. Ankara ekonomisini, 250 milyonla 400 milyon (trilyon) arası, hatırı sayılır bir para terk ediyor ve Ankaralı, sükunetle el sallıyor arkasından. Garip bir itidal!

Alnı kırıştı, düşünen adamın boş bakışlarıyla çevreyi dolaştı gözleri. Sorumlusunu bulacakmış gibi kahveyi taradı. “Yesene yahu, hepsini ben yedim. Simit, hem sıcak hem de çıtır çıtırmış. Kaşarla çay da 10 numara!” deyince tabağa uzandı. Çayı soğumuştu. Bir parça simitle kaşarı, ay çekirdeği gibi attı ağzına, bir yudumda içti çayı. Yutkunup, devam etti:
- ‘Ankara Düğümünü Anlamak’ yazını okuyunca içime ateş düştü. Giden bankalar, ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın iptal edilen yürüyüşü, devlet büyükleri olmadan geçen sönük kutlamalar, Ankara’dan kayan merkez… Kendi ağzından duymak istedim.
- Bunları birleştirince hayırlı bir sonuç çıkarabiliyorsan bana da söyle, beraber ferahlayalım.
- Varsa bile ikimiz de görecek durumda değiliz belliki.

İri yarı, kendine Ankara Canavarı diyen dağ gibi seymen, dizlerinin üzerine çökmüş, Kale burçlarından Ankara’ya ağlamaya hazırlanan çaresizlikti karşımda. Simitler, kaşarlar, çaylar boğazıma dizildi. Kalıbından çekinmesem şu soruyu kafasına bir kesme şeker atarak sorardım:
- Konuyla ilgili bir yetkili buluyordun, niye beni buldun bu sefer?
O boğa başı gibi yumruğuyla çehremi buluştursa bu kadar vurucu olurdu verdiği yanıt:
- Yetkililerin değil, artık milletin meselesi bu.

“Yürü, Gramofoncu Ali’de taş plak dinleyip, şenlenelim, karamsarlık yakışmaz bize” dedim, Koyunpazarı Yokuşu’ndan, yukarı salındık.

11 Aralık 2010 Cumartesi

SUS ÖYLE OTUR ANKARA

10.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

‘Torba’dan Ankara’ya, ‘nanay’ çıktı. ‘Torba Yasa’ diye bir şey var, tombala torbası gibi ne çıkarsa bahtınıza. 30 yıldır Ankara’ya ‘nanay’ çıkıyor. Bu kez de torbadan Merkez Bankası (MB), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ve Türkiye'nin en köklü bankalarından Ziraat Bankası'nın da bulunduğu bazı bankaların merkezlerini, Ankara’dan İstanbul’a taşıyacak ‘nanay’ı çekiyordu Ankara.

Gazetemizin Haber Koordinatörü Ayhan Aydemir, aylardır “Uyanın millet, taşınıyor!” diye yazdı, durdu. Kaleminde mürekkep, bilgisayarında takat kalmadı. Hatta bir bakanımız, “Nereden çıkarıyorsun kardeşim, gündemde yok öyle bir şey” diye çıkışmış kendisine. Nasıl girmişse oraya, ‘torba’dan çıkan ne sayın Bakanım? Size katılıyorum, suçlu Ayhan Aydemir’dir; 40 kere söylersen olur tabii, nakarat gibi niye tekrarlıyorsun değil mi efendim?

Maliyeti parayla kıyaslanmaz
Bir banka merkezini taşımakla Merkez Bankası’nı taşımak aynı şey değildir. Devletin kasası, bir binadan ve içinde çalışanlardan ibaret, basit bir kurum olarak kabul edilemez. Devlet olmanın en önemli göstergelerindendir. Oyuncak gibi oradan oraya gezemeyecek kadar ağır bir sorumluluğu vardır; diğer bankaların da uymak zorunda olduğu, ülkenin, para politikasını belirler. Bağımsızlığı ve karar organlarına yakınlığı çok önemlidir. Hele bizim gibi ülkelerde… Yıllık 200 ile 400 milyon(trilyon) lira gibi bir kaynağın Ankara’dan çıkarılması bile hafif kalır, siyasi ve toplumsal maliyetler karşısında. Şaka değil bu.

İş camiasından bir derneğin başkanı, “Amerika önümüzde iyi bir örnek. Finans merkezi New York’un, başkent Washington’un bürokratik yapısından ayrı tutularak kurulması onlara dünyanın en hareketli finans merkezlerinden birine sahip olma şansını verdi” demiş. Ancak dünyanın en büyük ekonomik krizinin, 2 yıl önce o merkezde patladığını, hala da çözülemediğini unutuvermiş maalesef sayın başkan.

Ticari zeka
Türkiye’nin, bölgesel bir kasa, geleceğin en güçlü ekonomilerinden biri olmasına itirazımız olamaz. Yalnız kim kime sordu, kim nasıl karar verdi bu kasanın, İstanbul Ataşehir’e kurulmasına, onu bilmiyoruz. Muamma!.. Şimdi bu muamma, Ankara’nın yarattığı değerleri, ayartmakla meşgul.

Bazı dernekler, “Merkez Bankası’nı ve diğer kurumları alıyorsanız Ankara’ya şunları verin o zaman” gibi taleplerde bulunmuş. Devlet ve kurumları, ticari takas ürünü olmuş, özelleşme tavan yapmış. Böyle kurnaz, ticari zeka görülmemiştir!

Son gelen habere göreyse Merkez Bankası’nın, taşınması ‘torba’dan çıkarılmış. Bunu ‘ertelendi’ diye anlamak lazım çünkü aldığımız duyumlara göre taşınma çalışmaları ve inşaatlar tam hız devam ediyormuş. Merkez Bankası dışındaki kurumlar ise ‘torba’da kalmış anlaşılan, gidici onlar.

Boğaz hayalleri
Bana sorarsanız bütün çarpıklığına karşın, dünyanın en güzel kentidir İstanbul. Boğaz ve Haliç’in, dünyada benzeri yok. Kendinden alır insanı, coşturur, hayallere dalarsınız. Boğazın zerafeti, milletin sefaletini perdeler. Boğaz’da dalınan hayaller, Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcı olmuştur. Görülüyor ki Boğaz’da yeni hayaller kuruluyor ve kışkırtıcı bir maceraya atılmanın tatlı rehaveti, ülkeyi ciddi bir dönemece sürüklüyor.

Aman rahatını bozma, sus öyle, otur Ankara!