sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2012 Çarşamba

SAĞLIKSIZ MI ŞİŞMANLIYOR ANKARA?


07.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkçesi varken ‘obez’ diyorlar. Sağlık Bakanımız Recep  Akdağ, ‘şişko’yu tercih etmişti. Bugünkü konumuza, ‘şişman’ daha yakışacak. ‘Şişko’ biraz sevimli gelebilir, ‘şişman’ deyip, aradaki mesafeyi koruma arzusundayım. Bu kadar çok şişko, şişman diyerek ülkenin 3’te 1’ini karşıma almış olduğumu da bilmenizi isterim!

İrileşiyoruz ama sağlıklı değil. Yavaş ve zor hareket eden,  birkaç adımda nefes nefese kalan kof bir irileşme, kentlerimize de bulaştı artık. Bazı kentlerimiz irileşiyor, irileştikçe yanlış beslenmeye devam ediyor, ettikçe daha da yağlanıyor. İlk rahatsızlık halinde, bütün kofluklarıyla  günlük yaşamımızın üzerine yığılıp, kalıyorlar. “Kalıbının kenti değilmiş” diye hayıflanıyoruz.

Şişman İstanbul
Geçen yazımızda, şişman İstanbul’un, ne hale geldiğine değinmiştik. Bir günlük yoğun kar yağışıyla zincirleme aksaklıklar, ardı ardına vurdu kenti. Toplu taşıma, doğalgaz ve elektrik altyapısı, kentin vücudunu taşımadı. Yan illere yansıdı etkisi. Bir kentin altyapısını, bağışıklık sistemine benzetebiliriz. Güçlüyse yaşamın üzerine böyle yığılmaz. İri ama bağışıklığı zayıf, bir şişman kentmiş İstanbul.

Şişmanlığa meyilli Ankara
Gelelim Ankaramız’a: İstanbul kadar olmasa da düzenli kilo alıyor, yağlanıyor başkent. Şişmanlamaya meyilli ikinci kent Türkiye’de. Polatlı ilçemiz kadar nüfus eklendiğini öğrendik son sayımda. Ancak şişmanlığı taşımaya ne altyapısı ne de iş alanlarıyla yeterince hazırlıklı olmadığını söyleyebiliriz.  Şişmanlığı teşvik edecek yatırımlarsa alabildiğine, hızla ilerliyor. Aslında sağlıklı gelişme için ne yapmalıydık?

Öncelikle kentiçi, yurtiçi ve yurtdışı ulaşım ağlarımızı tamamlamak zorundayız. Alınacak en acil önlem ulaşım. İkincisi; tarım ve hayvancılık yatırımlarımız. Gelecek, hızla kalabalıklaşan dünya nüfusunun boğazından geçecek. Üçüncüsü; bilişim atılımları. Bugün varolan pek çok meslek 10 yıl sonra olmayacak ama bilişim, geleceğin mesleklerini barındırıyor içinde. Dördüncüsü; turizm yatırımları. Ankara’nın en bakir ve gelecek vadeden gelişme kaynağı; kent ekonomisine taze kan. Eğitim ve sağlık alanında iyi bir altyapımız var, ciddi desteklerle dünya markası olmaya her zaman adayız.

Ortak akıl
Demekle olmuyor tabii. Kişilerin çabalarıyla da altından kalkılacak iş değil. Bu, ortak bir aklı, ortak bir çabayı gerektiren devasa bir yapılanma planı. Sanayicisi, tüccarı, yerel yönetimleri ve vekilleriyle devleti ikna edecek gücü olmalı, lobisi olmalı Ankara’nın. Yok çünkü… Bir düzen içinde  yönlendirilmeli yatırımlar.

2 hafta önce Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, “Herkesin ayrı telden çalması kabul edilemez, takım oyunu şart” diye yinelemek zorunda kaldı. Ankara sanayisinin, bu çağrıya kulak verdiğini gösteren buluşmalar iyice sıklaştı bu aralar. Hatta kent ve ülke dışından ziyaretçileri var sanayicilerimizin. Ancak gerisi, henüz dinlemede. Valiyi duymayan bizi mi duyacak?

Reçete önümüzde
Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, gelmek üzere olan bir ‘teknoloji tufanı’ndan bahsetmiş, “Tufan gelince borsada kayıtlı şirketlerin en az yüzde 99’unun, Amerikan borsasındaki şirketlerin en az yüzde 80’inin kapanması bekleniyor” demişti. 5 gün önce Boğaziçi Üniversitesi’nde, TedxReset Konferansı’nın katılımcılarından Thomas Frey, “2022’de 1 milyar, 2030’da 2 milyar iş yokolacak” dedi ve “yeni işler yaratılması, insanların eğitilmesi gerekecek” diye ekledi. ‘Ortak akıl’ çağrısı, belki de 10 yıl gecikmiş bir çağrı ve hala dinleyenler ve hiç dinlemeyenler var.

Altyapıyı bağışıklık sistemine benzetmiştim ya, yağ hücrelerini de ‘rant’a benzetiyorum. Kof şişmanlığın tedavisi, sağlıklı irileşmenin reçetesi, önümüzde duruyor. Kof şişmanlara özenmeyeceğiz, önümüze bakacağız sadece.

14 Ocak 2012 Cumartesi

ŞU YOLDA YÜRÜYELİM ARTIK


13.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Fark etmeyenler olabilir. Fark edip, eski alışkanlıklardan vazgeçemeyenler olabilir. Rahatını bozmamak için ilgisizlikte ısrar edenler olabilir. Fark edip, sadece kaymaklı kısmı sevdiği için, sessizce bekleyen rantçılar da olabilir. Ancak Ankara, bilişimden turizme, sağlıktan eğitime, sanayiden tarım ve hayvancılığa, yeni bir yola değdirmek üzere tekerlerini. Bu yolu görmeyenler görmeli, sonradan görecek kaymakçıları, günü gelince görürüz nasılsa!

Yarı yerli üretim şartı
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, metro inşaatlarını yüklenecek firmalara, metro araçlarının yüzde 51’inin yerli üretim olması şartını getirdi. Bakanlığa bağlı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü’nün (DLH), 29 Aralık 2011 tarihli Metro Araç Alımı Şartnamesi’ne girdi bu şart. Her şeyini dışarıdan aldığımız metro araçlarının en azından yarısını, kendi olanaklarımızla yapacağız artık. OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgeleri,  daha şimdiden bu yüzde 51’e talip. Yani 480 milyon avronun yarısına, yaklaşık 550 milyon (trilyon) Liraya…

Ankara sanayisi, kendine güveniyor. Gerekli altyapı hazırlıklarını yapıyor, yeni girilen yolu görüp, tekerleri o yola oturtmaya çalışıyor. Başta 354 adet raylı taşıt alımı gibi görünüyor. Oysa önümüzdeki 10 yıl tüm Türkiye’nin, en az 5 bin 500 raylı taşıt ihtiyacı olacak. 16 milyar dolar yani yaklaşık 30 milyar (katrilyon) Liralık bir gelir kapısı. Kazancın şimdilik yarısı, becerirsek çoğu cebimizde kalacak. Devlet, destekleyecek olsa karşılıksız değil yani arkalaması.

Yeni pazar fırsatı
Sağlık ve Savunma Bakanlıkları, bu yöndeki somut adımları destekleyen diğer bakanlıklar olmuştu. Kesinleşmiş yüzdeler vermeseler de yerli üreticilere, “Yapabileceğinizi yapın, sizden alalım” diye ön desteklerini verdi, yolu gösterdiler.  Kendi alanında sorumluğunu alan, pazarını yeniden tanımlayacak  diyebiliriz.

OSTİM, Amerika, Almanya ve Fransa’dan gelen Türk uzmanlarla bir çalışma grubu oluşturdu, yerli motor üretimi için kafa yoruyor. Üniversiteleri, sanayinin içine çekmeye çalışıyor, neredeyse her üniversiteyle bir proje hazırlığında. Geçen hafta FNSS Savunma Sistemleri A.Ş. yüksek beceri sergileyen 15 tedarikçisine sertifika verdi. 11’i OSTİM firması. Ne cevherler bekliyor daha sırada kim bilir.

Kıralım kabuğu
Sadece raylı taşıt için telaffuz ettiğimiz rakamları düşünerek bir kez daha bakalım. “Turizm, bilişim, sağlık, eğitim, tarım ve hayvancılık alanlarında yapılması düşünülen yatırımlar,  neler kazandırır ülkeye ve Ankara’ya?” diye. Nesini fark etmeyi bekliyoruz bu geleceğin? Gençlerimizi, kaldırım arşınlamaktan kurtaracak çareler konuyor önümüze, bakıyoruz. Tepkisizlik alışkanlığı!.. Biraraya gelme, siyasetçileri, yerel yönetimleri, meslek örgütleri, üniversiteleriyle ortak tavırda birleşme zamanı, hala bakıyoruz. Kıralım şu kemikleşmiş kabuğu.

Şu bürokrasi hazretleri, ayağımıza dolanmayı bıraksın da kıralım artık. Girişimcilerimizin enerjisini, daha başlamadan emmeyi, bir ayağıyla gaza basarken diğeriyle frene basmayı bıraksın sürücü de kıralım. Yolumuzun açılma, bakmayı bırakıp, ortak tavırda birleşme zamanı. Daha gecikmeden, tekerlerin yere değip, yeni yolumuzda yürümeye başlama zamanı.

4 Ocak 2012 Çarşamba

ANKARA’NIN 2011 DÖNEMECİ


03.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

İyisiyle kötüsüyle tekdüze Ankara için hareketli bir yıl geçti diyebiliriz. Hep yeni yıldan beklenir ama çok ciddi gelişmelerin beklentisini yaratıp ya da başlatıp gitti 2011. Kötüleriyle üzüldük. Ancak bir o kadar da iyi gelişme oldu. 2011’i, Ankara’nın, yarım yüzyıldan fazla süren ilgisizliğin dönemeç yılı olarak anabiliriz. Dönüp dönüp, olduğumuz yere getirmeyen bir dönemeçtir inşallah!


Olmadı

2011’e, seymenlerin, Ata’ya Saygı Alayı Yürüyüşü ve askerlerin, Garnizon Koşusu iptaliyle şaşkın girmiştik. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Ankara’ya ayak bastığı 27 Aralık, sadece kentin değil ülkenin de gündemine oturmuştu. Aynı günlerde Merkez Bankası dahil, birçok banka merkezinin İstanbul’a taşınma tartışması vardı. Maalesef Ziraat, Halk, Vakıf bankaları başta olmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi kurumların taşınmasını içeren ‘Torba Yasa’, Meclis’ten geçti. Şubat 2011’in ortalarıydı. 12 Haziran genel seçim süreciyle beraber ve sonrasında Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) oturdu gündeme. İşlevinden uzak, betonlaşma ve asfaltlaşma projeleriyle anılır oldu. Birçok sorunu çözüm beklerken beklenmeyen gelişmeler dizildi ardı ardına. Daha da üstüne, vekilleri, Ankara’ya ilgisizdi.


Bugün; güzergah değiştirildi ve Garnizon Koşusu yapıldı 27 Aralık 2011’de. Seymen alayı bekliyor henüz. Merkez Bankası, torbaya girmedi ama beklemede. ‘AOÇ’ adı, Kanun Hükmünde Kararnameler’e de girince daha uzun süre gündemde kalacak gibi görünüyor. Yeşiliyle suyuyla Ankara’nın kendine özgü hayvan ve bitkilerini barındıran bir müze çiftlik olarak turizme kazandırmak yerine, akciğerlerini TOKİleştirmeye çalışıyoruz üstelik. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, ilk kez, Ankara vekillerini bilgilendirme toplantısı düzenledi. Bilgilerin, ilgiye dönüşmesini bekliyoruz.



Olur

Karamsar haberlerin gölgesinde, önemli başka gelişmeler vardı, oldukça sevindiren:

Turizm ve Bilişim Vadisi gibi iki önemli başlık, Ankara’nın gündemine girdi. Hamamönü ve Hacı Bayram’daki düzenlemeler sürerken Ankara Kalesi’ne el atıldı, altyapı çalışmaları başladı. Eteklerinden yukarı, Kalesi’yle yeniden canlanacak eski Ankara. Bilişim Vadisi için her şeyiyle en uygun kent tartışmasız Ankara çıktı, inadı bırakmak gerekiyor sadece. Sağlık turizminde ilk adım, Haymana’daki 5 yıldızlı kaplıca otelle atıldı.

Sağlık ve eğitim alanında, ciddi yatırımlar yolda. Dev sağlık yerleşkeleri planlanıyor. Hayvancılık, mobilya tasarımı, kaynakçılık meslek okulları gibi ilk olacak okullar, açıldı açılacak. Üniversiteler, teknokentleriyle ağır sanayi ve organize sanayi bölgeleriyle işbirliğine başladı. Ankara’dan Polatlı’ya organize sanayi bölgeleri, yeni yatırımlar için eksiklerini tamamlamaya girişti. Havacılık, savunma ve uzay teknolojilerine yönelik yatırımlar, Gölbaşı ve Kazan’da kümeleniyor. Ankara Sanayi Odası’yla gözümüz, yerli üretimin desteklenmesinde.



Tarım için kesinleşmemiş ama hayvancılık için yerli üretimi destekleyecek yatırımlar var. Esenboğa’da, ilk Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi kuruluyor. Bitmeyen metro, Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi. 2 yıla bitmesi bekleniyor. Bu arada Yüksek Hızlı Tren, Eskişehir ve Konya’yı, Ankara’ya yakınlaştırdı. Karşılıklı yoğun ziyaretlerle verdi meyvesini.  İstanbul, Bursa ve İzmir hatları sırada.



Oldu

Eksik eksik, kısa kısa oldu ama Merkez Bankası ve Çiftlik kararlarında hassas olmak koşuluyla resmi şöyle görüyorum; geçmiş yıl, gelecek yıla büyük ümitler devretmiştir. 2011, yeni bir dönemece giriş yılıdır Ankara’nın.

4 Ekim 2011 Salı

YENİ ANKARA’NIN ESKİ YOLU


04.10.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Eski trenler, eski tren yolları var. Yüksek Hızlı Tren yürüdükçe tren yolları yenileniyor. Eski yolda hızı arttırmak kazalara neden olunca, yolu da trenle beraber yenilemek gerektiğini öğrenmiş olduk. Hızı kesen engeller kaldırılıyor, yol açılıyor. Engeller kalktıkça erken varıyor durağına. Kazasız belasız hedefe varmak için yeni Ankara’yı da eski yoldan yürütemeyeceğimizi kabul etmeli, yolunu açmalıyız.

Her şeyiyle yeni bir Ankara oluşuyor gözümüzün önünde. Hızlı oluşuyor ama eskiye göre hızlı; motor gücüne kıyasla çok yavaş. Bazı yerlerde eski yoldan, bazı yerlerde yeni yoldan gidiyor, bazen lokomotifi vagonuna, bazen treni yoluna uymuyor. Bir türlü hızlanamıyor tren. Oysa yarım yüzyıldan fazla geciktiği duraklar var.

Tren uygun yol bozuk
Tren hızlanmaya hazır. Örneğin; eğitim, sağlık ve bilişim altyapısı, güçlü bir kent Ankara. Savunma ve havacılık sanayisi hem sağlam hem de gelişmeye açık. Yeniliklere hızla karşılık verebilecek bir tarım ve hayvancılık birikimi var.

Yolun bozuk olduğu yerdeyse eğitim ve birikim, üretimle ticaretle buluşamıyor. İçine kapanık üniversiteler, yetersiz meslek okullarıyla yalpalıyor tekerler. Yalpalayan üretim, plansız ticari yatırımlar, Yüksek Hızlı Tren’in arkasına bağlanmış eski yük vagonları gibi; mecburen yavaş gidiliyor. Trenleri ve yolları denkleştirmek lazım.

Hedef, destek, güç
Örneğin; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, “Uzay, savunma, enerji ve tıbbi araçlar alanında yatırım yapın” diye uyardı Ankaralı sanayicilerimizi. Sanayicinin de tüccarın da böyle hedeflere ihtiyacı var. Bu hedefi gerçekleştirecek bilgiyle üretim buluşturulursa Ankara’nın sanayisi ve ticareti, aynı yolda gidebilecek hızlı trenler olarak, yükünü almış olur.
Yerel yönetimlerimiz, bu yatırımlara öncelik verir, altyapı çalışmalarını destekler; Valiliğin Ankara Kalesi’nde, Büyükşehir Belediyesi’nin, organize sanayi bölgelerinde yaptığı gibi. Böylece ‘turizm’ gibi bakir yatırım alanlarında da bu işbirliğinin gücünü kullanabiliriz.

En çok ne etkiliyor?
Yalnız bu trenin hızlanmasını, en çok ne etkiliyor biliyor musunuz? Seçimle buharlaşan Ankara milletvekilleri. Vekilleri bir araya gelip, kendi kentiyle ilgilenmediği için Ankara treni, muktedir olduğu halde belli bir hızı aşamıyor. Ortak konularda kollayacak, önünü açacak siyasi destekten yoksun. Dünyaya uzanıyor ama Ankara’ya dokunmuyor elleri.

Eski yoldan olmaz
Yüksek Hızlı Tren, Ankara-Eskişehir arasını 45 dakikada alabilecek kudrete sahip. Oysa şu anda 1 buçuk saatte  alabiliyor. Yoldaki uygun olmayan yerler, engelliyor hızını. Bu engeller nedeniyle 10 yıllık yolunu 70 yıldır alamıyor Ankara. Yenisini de eski yolan götürmeye çalışacaksak hedeflerine ulaşmakta hep gecikmeye devam edecek başkentimiz.

11 Haziran 2011 Cumartesi

200 BİN Mİ ÇOK 10 BİN Mİ AZ?


10.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Dünyayı hoplatan Türk.. Büyük buluşuyla bilim camiasını titreten Türk.. Yeteneğiyle göz kamaştıran Türk!..” Gazetelerimizin, televizyonlarımızın baş köşelerinde, çiğ bir abartıyla  övününürüz kendileriyle. Türkiye sınırlarından çıkınca dünyayı, hoplatan, titreten, kamaştıran bir tabiatımız var. Türkiye’de, ‘tıs’ yok. Dünyayı hoplatan bu Türkler, nedense kendi topraklarını hoplatıp, sıçratamaz dünyaya karşı? İklimi mi uygun değil memleketin acaba; sınırları aşınca kan yürüyor beynimize. Gittiği ülkeye yarayan beyinler yetiştirme uzmanıyız.



Aynı beyin

Allah baba, herkese aynı beyni vermiş ama değerlendirebilen yararlanıyor nimetlerinden. İklimle pek ilgisi yok galiba. 2 binli yıllara geldik, bilim ve araştırma-geliştirmenin önemiyle oyalanıyoruz hala. Karar versek artık önemli olduğuna: aksini iddia eden olmamış ki tarih boyunca. Nesiller kuruttuk bu kararsızlık ve pısırıklığımızla. E yetsin artık!



Inovankara

Ostim Organize Sanayi Bölgesi, Sağlıkta Yenilikçilik Hareketi Platformu’yla adı ‘Inovankara’ olan bir çalışma gerçekleştiriyor. Ankara’nın, sağlık alanındaki tüm kurumlarını bir araya getirerek yerli üretimde, önlemler ve çözümler bulmaya çalışıyorlar. Bir tane bulmuşlar örneğin; dışarıdan alınan 200 bin Avroluk bir ürünü, Ostim’de 10 bin Avroya üretmiş Ostim. Üstelik daha kalitelisini. 200 bin Avro, yaklaşık 400 bin Lira eder. Eski parayla 400 milyar Lira. 10 bin Avro, 20 bin lira, eski parayla 20 milyar. Ostim, daha kalitelisini, 20 kere daha ucuza maletmiş. Beyin aynı, aklın yolu bir; tartışılacak bir yanı var mı bu kazancın? Ayakta alkışlanacak bir üretim ve başarı. Zahmet olmazsa alkışlayıverin bari!



Yapamayacağımız iş yok

Yapılan toplantıda, Türk Kızılayı Genel Müdürü Ömer Taşlı, “Bilgiyi üretiyoruz, ürünü üretiyoruz, kullandığımız makine ve teçhizatın bütün bilgilerini üretiyoruz ama bir türlü o bilgiyle üreteni yan yana getirip, kendi markamızı, kendi ürünümüzü üretemiyoruz” demiş. Ostimler’den, uzaklaşmamak gerektiğinin altını çizmiş. Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın’sa “Sağlık Bakanlığımız’la üniversitelerimizle teknoparklarla biraraya gelerek yapamayacağımız iş yok” diyor. Sağlık alanı dışında da becerilerini kanıtladıklarından sözediyor. Savunma Sanayisi’nin, öngöremediği işler çıkardıklarına değiniyor. Gördünüz, başarının anahtarını.



İş ki niyet olsun

Defalarca söyledik; Türkiye’nin en iyi üniversiteleri Ankara’da, firmalar, işbirliği yapıp, değerlendirsin diye. Meslek liselerimizi, okullarımızı, sakın kapatmayın aksine yenilerini açın diye. Ostim, bütün organize sanayi bölgelerimizin simgesi gibidir. Ostim derken aslında bütün organize sanayi bölgelerimizi kastederiz. Her birinde, en az 5 tane mucit bulursunuz.  Bu birikim tarım, hayvancılık ve bilişim sektörlerimiz için de geçerli, iş ki niyetiniz olsun.



Milyonlarca işsiz gencimiz, sokakları arşınlarken çözüm, işte burnumuzun dibinde. Ostim ve  Sağlıkta Yenilikçilik Hareketi Platformu’nun attığı adım, yüreklendirici bir adım. Yeniden soralım; 200 bin Avro mu çok, 10 bin Avro mu az? Aradaki 190 bin Avroyu yani 380 bin Lirayı savuracak kadar zengin mi Türkiye? Hele Ankara…


Dünyayı hoplatan, titreten, kamaştıran beyinlerimize, sınırlar dahilinde sahip çıkarak, hiç olmazsa 2 binli yıllarda kendimizle alay ettirmeyiz inşallah. Ettirmeyiz de dünyadan Türkiye’ye değil, Türkiye’den dünyaya seslenir beyinlerimiz.

3 Mayıs 2011 Salı

MİSKET ANKACAN

03.05.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Arena Spor Salonu bahçesinde, çocuklar coşkulu. Elimde çayla keyifleniyorum. Çocuk olan yerde, ses oluyor. Uyumsuz çığlıklar halinde ama yaşam dolu. Ciyak ciyak ağlasa bile yaşam, en yalın haliyle çocukların sesinden yayılıyor. 23 Nisan’ı başka şehirlere yollayan Ankara, Dünya Çocuk Oyunları’yla çocukları geri çağırıyor.



Gidene üzülüp, gelene sevinirken ayaklarım yerden kesiliyor, neye uğradığımı şaşırıyorum. “Hidayete erdim, evliyalara karışıyorum, Arena’dan havalanmak nasipmiş çok şükür” diyeceğim, elimdeki sıcak çay dökülüp, canımı yakmasa. Eren adamın, canını bir şey yakabilir mi? Oyunların maskotu Misket’in kucağında, arabaların arasından koşarak Gençlik Parkı’na doğru, karşıya geçiyoruz. Yangından ilk kurtarılacak kırmızı noktalı arşiv dolabı gibi kaçırıyor beni. 2 metrelik maskotu gören yavaşlıyor, geç gören “iyyykkk” diye frene basıyor. Sonra aval aval seyreliyor alemi!



Çabuk atıyorum sersemliği. Maskot kostümünün içini, adım gibi biliyorum; Ankara Canavarı Ankacan bu! Gençlik Parkı’na girince Ankara kedisi, kafasını çıkarıyor. Pis pis sırıtan Ankacan çıkıyor içinden. Kendisi zaten kostüm kadar, nasıl sığmışsa içine?



- Heh heh hee.. nasıl fikir?

- Canım kardeşim, senin canavarlığın bana mı? Korkutulacak adam mı yok Ankara’da, niye benim yüreğime indirmeye çalışıyorsun?   

- Heh heh heh!..



Havuzun çevresinden İtfaiye Meydanı’na doğru yürüyüşe geçiyoruz. Kafası insan, vücudu kedi biriyle yürüyorum. Koca kafası elinden sarkan bir kediyle.

- Neye borçluyuz bu suikastinizi?
- Fena mı oldu Çocuk Oyunları?

- Olur mu hiç, çocuklar her zaman Ankara’ya yakışır. Hele 23 Nisanlar’da… Açılışı kaçırdım, çok görkemliymiş.

- Görkemliydi vallahi, kıpır kıpır oldum.

- Keşke 23 Nisan töreni de aynı görkemde düzenlenebilseydi.

- Keşke…



Suskunluk oluyor. Biraz susmuşken Gençlik Parkı’nı tarıyoruz beraber. “Ağacı, yeşili eksildi sanki bu parkın?” “Düzenlemesine düzenlendi ama eksildi yeşili, doğru” diyor Ankara kedisi,“Fazla taş oldu park.” Acıktım.


- Bit Pazarı’nın girişindeki kokoreççiyi biliyor musun?

- Girerken sağda.

- Yer misin?

- Yemem mi!

Havuz çevresinden kıvrılarak devam ediyoruz. Sorular başlıyor:


- Ekonomisi küçülüyor mu hakikaten Ankara’nın?

- Türkiye İstatistik Kurumu ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın rakamları, küçüldüğünü söylüyor.

- Nüfusu artıyormuş. Ekonomi küçülürken nasıl artıyor?

- Toprağından, tezgahından ümidini kesen çiftçi, esnaf, çareyi Ankara’da arıyor herhalde. Ama gelenler, Ankara’da ekmek bulmak için yeterli donanıma sahip değillermiş maalesef.

- Expo 2020’yi alabilir miyiz?

- Kaçmış trenin arkasından koşuyoruz. Kaçırılmamış trenler bekliyor halbuki Ankara Garı’na girmek için. Onları yakalamalıyız. ‘Fuar’ treni, ‘Bilişim Vadisi’ treni, ‘Turizm ve Ankara Kalesi’ treni, ‘Sağlık’ ve ‘Eğitim’ trenleri… Bu trenleri Gar’a yanaştırıp, onların yükünü indirmeliyiz. Bu trenlerin de çok değerli yükleri var. Saptanmış fuar alanını açacağımıza, kaçmış trenin arkasından koşmakla eğleşiyoruz. Aklı çok karışık Ankara’nın.



Kokoreççiden içeri giriyoruz. Ben 2 yarım, Ankacan, başlangıç için 4 yarım söylüyor. Ekmekleri kendine özel, normal ekmek gibi değil. Kokoreçleri beklerken…


- Kale çok önemli Ankacan, çokk! Bütün gün oralardasın, var mı bir gelişme?

- Canından bezdi Kale esnafı. Hızlı tren çağında, kağnıdan beter Kale.

- Tarihine küskün kent, yürür mü? Ankara’nın eklemleri kireçlenmiş hareketsizlikten. Gelişmelere, gıcırdamaktan tepki veremiyor. Verene kadar başkaları alıp, yürüyor. Kale, derhal fethedilmeli!

- Senin şu eğitim, meslek okulu yazıların…

- Girme o konuya, kokoreçler soğuyacak.

- Havacılık, savunma sanayisi?

- Olur o iş.

- Seçim?

- Seni görmeyen vekili tanıma.


Yanına acılı şalgam söylüyoruz. Bol baharatlı, Çubuk biber turşulu, acılı mı acılı kokoreçleri gümletiyoruz. Acıdan burnum akıyor, gözüm yaşarıyor. Durduk yerde eziyet ediyoruz kendimize; acıyı kabullenmiş, eziyeti zevk edinen Ankara gibi!

27 Nisan 2011 Çarşamba

ANKARA GEMİSİ


26.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çılgın Proje’siz Ankara. Alçakgönüllü projeleri bile bir türlü gerçekleşmeyen başkent. Bazı çılgın ötesi projelerinse gerçekleşmesinden korktuğumuz, şaşkınlıktan yılgınlığa savrulduğumuz muamma kent. Denizli İstanbul’a, nehirler vaat edilirken denizsiz bozkırda, toprağa sürtüne sürtüne lafla yürütülen gemi. Tıkandı, saplandı, durdu gemi. Laftan fazlası lazım artık yürümesi için.

Alarm veriyor kent
Siyasiler, sahalara indi ama partilerin seçim beyannamelerine bakarsak Ankara, yine üvey evlat. Bizim lafımızı bize söylemekten öteye geçmiyor demeçler. Vaatten sayarsak hepsi Ankara’nın gerisinde. Türkiye’nin ikinci büyük kenti, patlamış nükleer santral gibi alarm veriyor ancak çığlığı, bir dönem daha duymak istemiyor kulaklar. Tarımıyla hayvancılığıyla ticaretiyle sanayisiyle nüfusuyla toplumsal dokusuyla alarm veriyor, duya duya Ankara’dan, İstanbul duyuluyor yine. Ne şamatacıymış şu İstanbul!

Teşviksiz Ankara
İstanbul’da, yerin altından, tepelerin içinden, denizin dibinden tüneller açılıp, yollar, metrolar yapılırken Ankara’da, yüzde 70’i bitmiş Kızılay-Sincan hattını, kurbağalar bekledi yıllarca. Fuarcılığın kıymetini nihayet fark eden yetkililer, hala fuar alanı için yer bakınıyor. Bitmiyor toplantıları. İstanbul iş yapıyor, Ankara, toplantı! Ostim, Siteler, Ankara’da değil sanki. Eğitim, sağlık ve bilişim alanlarında 1 numara olmasına karşın, dilenmediği kaldı Ankara’nın. Bu alt yapı nasıl görmezden gelinir? Bu üç alanda, şimdiki haliyle bile uluslararası bir merkez olma kabiliyeti varken üstüne nasıl kafasını bastırırız kaldırmasın diye? Oysa bizzat devletin teşvikiyle önü açılması gereken üç ana sektör bunlar. ‘Bilişim Vadisi’, siyasi çekişme kurbanı olmak üzere, biz, teşvik bekliyoruz!

Açılamayan turizm kapısı
Vali Alaaddin Yüksel, bu gerileme sürecinde bir kapı araladı; turizm kapısı. Kendi kadrolarının bile bu ciddi açılımı kavradığından emin değilim. Kale ve çevresi için yapılan eylem planı, yerinde sayıyor. Devletin bir omuz atması, kartopunu çığa çevirir bu bölgede  ama kısıtlı çabalarla yetiniyoruz şimdilik. Kale ve müzelerimiz dolmadan, ilçelerimizin turizm olanaklarına sıra gelir mi? Beypazarı, Nallıhan gibi ilçelerimiz, kendi çabasıyla kendi yolunu çiziyor, siyasiler ve Ankara’dan bir ümidi olmadan. Polatlı’nın turizmi de tarımı da Allah’a emanet. Bala ve Haymana, hem Ankara’nın hem Türkiye’nin üvey evlatlarından!

Lafla yürümez artık
Aman sen de papağan gibi…” diyorsunuz. Daha ziyade ağaçkakan azmi bendeki. Seçim öncesi, Ankara’yı 20 yıl geriden izleyen adayları uyarmak için aynı doğruları gagalıyorum: 1 satıp, 4 alıyor Ankara. 100 bine yakın kişi okuma yazma bilmiyor başkentte. Niteliksiz işsizler havuzu… Ekonomisi küçülüyor, nüfusu büyüyor. Değil dibine, kendine bile ışık veremiyor.

Sokaklarda dolaşırken bizim bayat ve kokmuş laflarımızı, bize tekrarlamasın adaylarımız. Çözüm önerileri ve iddialarını duymak istiyoruz. Bir dönem sonra değil, bu dönem; yok öyle bir dermanı Ankara’nın. Akrebi, yelkovanı geri geri işleyen bir saat artık. Ankara’nın alarmını duymayan kulaklar, kendi için siyaset yapıyordur. 4 buçuk milyonluk kentin çığlığını  duymayan, sağır olsa gözü de mi görmez? Saplandı ‘Ankara Gemisi’, durdu. Lafla milim yürümez artık!

30 Mart 2011 Çarşamba

SİNSİ KÜÇÜLME


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’da, plansız genişleme, kent ve tarihi dokusunda bozulma, kenti sahiplenme bilincinde vurdumduymazlık artıyor, ekonomik büyüme, kaynaklarını doğru değerlendirme oranı azalıyor. Plansızlık, bozulma ve vurdumduymazlığın arkasına ekonomik küçülmeyi ekleyince tas tamam oluyor içimizi sıkan tablo. Sokaktan bakınca gözümüzü alan ışıltı, yukarından bakınca soluklaşıyor. Hele daha yukarı çıkıp, il sınırları içine bakınca, uzaktan seçilen mum ışığına dönüyor ışıltı. Hep ışığa bakmaktan görme bozukluğu yaşıyoruz demek, arada gözü kaçırmak lazımmış.

Sıkıcı rakamlar
Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la söyleşimizin, son bölümü yayınlanıyor bugün. Bir kent plancı, sosyolog ve Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı kimliğiyle değerlendirdi Ankara’yı. Yoğun olarak yaklaşık 25 yıllık dönemi değerlendirirken verdiği rakamlar, can sıkıcıydı. Tarımda sıkıcıydı, hayvancılıkta sıkıcıydı, bilişim, eğitim ve sağlık sektöründen esirgenen destek, kamu yatırımlarından alınan payın sürekli küçülmesi sıkıcıydı. “Güle güle, Allah yolunuzu açık etsin” diye el sallayarak yolladığı bankalar ve kamu kurumlarının, arkasında bırakacağı boşluk sıkıcıydı. El sallayan bilinçsizlik, sıkıcı olduğu kadar iç burkucuydu.

Acınacak durumda ilçeler
Ülkenin en iyi üniversitelerini barındıran Ankara, ürettiği nitelikli işgücünü elinde tutamıyor, üstelik sokakları, göçle gelen vasıfsız iş gücüyle doluyordu. Niteliksiz işgücü ve işsiz havuzuna dönüşmek sıkıcıydı. Sıkıcıların en sıkıcısı, Ankara ilçelerinin durumuydu; sesli patlayan Osmanlı tokadı gibi sıçratan. Türkiye’nin ikinci büyük ve gelişmiş kentinin ilçeleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz’in, gözden ırak, gönülden ırak ilçeleriyle aynı ilgisizliği paylaşıyordu. Bala ve Haymana, en kötü kaderi paylaşanlardı. 7 ilçesi orta, diğer 7 ilçesi daha iyiceydi ama birinci derece sınıfa giren yoktu. Başkent, ışık vermiyordu dibine.

1 satan 4 alan ticaret
Geçen hafta gazetemiz koordinatörü Ayhan Aydemir, 2 gün, Ankara’yla ilgili istatistikleri sıraladı. “Ankara’nın içtiği iki bardak dolusu iğneydi” desek yeridir. Öncesinde muhabir arkadaşımız Ayşegül Kahvecioğlu’nun, “Başkent’te Ticaret Yabancılara Emanet” başlıklı haberi vardı. Satmaktan çok aldığımız bin 736 firma, Ankara’yı sevmişti. 5 milyar dolarlık satan, 17 milyar dolarlık alan Ankara sevilmez mi? Dünyaca ünlü ‘sof kumaşı’nı yabancılara kaptırmasıyla ekonomisi çöken, nüfusu 100 binden 20 binlere gerileyen Ankara’yı anımsadım. Fark; bu kez ekonomi küçülüyor ama nasılsa nüfusu artıyordu Ankara’nın.

Sinsi sinsi küçülüyor
Sözün özü; hak ettiği yatırım ve desteklerden mahrum, elindekini tutamayıp, kaybedince haliyle küçülüyor Ankara ekonomisi. Nazikçesi eksi büyüyor, kabacası alenen yıldan yıla küçülüyor. Nüfusu artıyor, ekonomisi sinsi sinsi küçülüyor. Devlet, bilişim, eğitim ve sağlık gibi 1 numaralı sektörlerini, derhal desteklemeli. ‘Bilişim Vadisi’, koşulsuz Ankara’ya kurulmalı. Bazı yatırımlar, merkezden ilçelere yayılmalı. Ankara Kalesi ve çevresinden başlayıp, ilçelerine yayılacak biçimde yeni bir kanal olarak turizm sektörü, mutlaka kente kazandırılmalı.

Işıltıya bakmaktan gözü kamaşanlar, arada dönüp, bakın; arkanız ya loş ya da karanlık. Biz değil, çok sevilen rakamlar anlatıyor, karanlık manzarasını Ankara’nın. Sahip çıkıp, günü değil, biraz da Ankara’yı kurtarın!

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-3


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sorunlarla devam...

Metin Özaslan: Diğer bir sorun, merkez ile çevre arasındaki gelişmişlik farkı. Ankara’dan, çıkar çıkmaz görüyorsunuz zaten bu farkı. Doğu ve Güneydoğu’dan farksız bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Özel bir politikayla Ankara kırsalına eğilmek lazım. Buraya uzanan devlet yollarını, ilçe bağlantılarını, ilçelerle köylerin bağlantılarını çok iyi yapmak lazım. Sağlık yatırımlarını, üniversitelerin meslek yüksek okulları gibi okulları, buralara taşımamız lazım. Ayaş’ta yapılmış bir okul var, Ayaşlılar’ın istemediği bir amaçla kullanılmak isteniyor; cezaevi ya da mülteci kampı gibi. Halbuki Gazi Üniversitesi’nin fakültesidir orası. Bir gölet yapılmış, tesisler var, herşeyiyle hazır ama devlet, okul dışında kullanmak istiyor. Ayaşlılar’da buna direniyor. Uzun yıllardır sürüyor bu. Aksine Ankara’daki okulların fakültelerini, özellikle Beypazarı, Ayaş gibi ilçelere kaydırmalıyız. Ayaş, eskiden, Osmanlı’nın bir üniversite şehridir. Osmanlı’nın en gelişmiş eğitim merkezlerinden biridir. O yüzden çok sayıda ‘Ayaşi’ lakaplı devlet adamı vardır. Çok sayıda bilim insanı vardır. Üniversite düzeyinde eğitim kurumları çok yaygındır Ayaş’ta. Değerlendirilemediği için zamanla kaybolmuşlar. Oxford, Cambridge, bir köydür, kasabadır. Ayaş’ta niye yapamayalım bunu; tarihinde vardır. Bu, Ayaş’ın ayağa kalkması demektir. Ayrıca tarihi konakların, sokakların, çeşmelerin ayağa kaldırılmasıyla Ayaş, Beypazarı, Nallıhan hattı, 1-2 günlük bir turizm paketi olarak sunulabilir. Ankara’nın merkezindeki projeleri, çevresine taşıyacak sistemi bulmalıyız. Organize sanayi bölgelerini artık ilçelerde kurmamız lazım.

Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre bazı ilçelerimiz, Türkiye’nin en geri ilçelerinin arasında yer alıyor ve her yıl gerilemeye devam ediyor. Özellikle Bala, Türkiye’deki 872 ilçe içerisinde 601’inci sırada. Türkiye’de 5 gelişmişlik grubu var en az gelişmişlik 5’inci derece. 4 ve 5’inci derecede gelişmiş ilçeler, genelde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Bala, 4’üncü derece gelişmişlik gurubunda.

Ali İnandım-  Ankara’nın, 70 kilometre dibindeyken?

Metin Özaslan-  Evet. Haymana, 585’inci sırada, o da dördüncü gurupta. Kalecik, 435’inci sırada, üçüncü gurupta. Evren, Güdül, Çamlıdere, üçüncü gurupta. Yıllar itibariyle düşmeye devam ediyor bu ilçeler. 1996’da Haymana, 504’teyken, 2004 sıralamasında 585’e gerilemiş. Kalecik, 374’ten 435’e gerilemiş. Gerileme devam ediyor, devletin resmi verisidir bu; TÜİK ve DPT verileridir.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım- “Bir yandan merkezin bazı işlevlerini çevre ilçelere kaydırırken diğer yandan ‘Bilişim Vadisi’ gibi büyük ölçekli yatırımlara yoğunlaşmalı Ankara” mı diyorsunuz?

Metin Özaslan-  Evet. Ankara’nın önemli bir gücü de çevresindeki çok büyük arazilerdir. Bilişim Vadisi, büyük eğlence ya da fuar alanları gibi büyük alanlar için imkanları var Ankara’nın. Anadolu’nun, her tarafına ulaşma imkanı da var. Yetişmiş insan gücü sermayesini de düşündüğümüzde, tüm altyapı, kamu politikalarıyla desteklenmesi gerekir. Kentsel, hizmet sektörüne yönelik yatırımlar; bankacılıktır, danışmanlıktır, sağlıktır, eğitimdir, merkezde olmalı.

Ali İnandım-  Atatürk Orman Çiftliği, değerlendirilebiliyor mu sizce, çiftlik, mesire yeri ve turizm açısından?

Metin Özaslan-  Maalesef maalesef. Çiftlikte sahipsizlikten, talandan nasibini alan yerlerden birisidir. Atamız, orayı 2 koşulla emanet etmiş: Diyor ki “Burası örnek tarım işletmesidir.” Atatürk Orman Çiftliği, bir öncüdür. Ankara’da denenecek, ona göre Anadolu’ya taşınacaktır gelişmeler. Örnek işletmedir. İkincisi; Ankara’nın, mesire yeri ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Üçüncü madde yok. Atatürk’ün devrettiği dönemde 70 bin dönümlük bir araziden bahsediyoruz. İçine safari park bile kurabilirsiniz, değil hayvanat bahçesi. Vasiyet eden, bu ülkenin kurucusu. Sahip çıkmayarak O’nun vasiyetine, ihanet ediyoruz.

Ali İnandım- Bu kadar mı olumsuzluklar?

Metin Özaslan- Bu kadar olur mu? Ankara, bir de önemli bir işsizlik havuzu. Türkiye ortalaması ya da üzerinde bir işsizlik oranı var. Ankara, çok göç alıyor, ekonomik olarak daralmasına, küçülmesine rağmen nüfusu artıyor. Genelde çevresindeki illerden, ilçelerden geliyor bu nüfus. Nitelikli olmayan bir işgücü geliyor, diğer yandan yetişmiş elemanını da kaybediyor. Doldur, boşalt yapıyor. Günümüzdeki ekonomi, “yetişmiş iş gücü” diyor. Biz, yetişmiş adama iş veremiyoruz, diğer yandan nitelikli olmayan bir iş gücü geliyor kırsal tabanlı. Onlara da iş bulamıyoruz, işporta gibi alanlara yöneliyorlar. Bırakın bir başkenti, bir şehirde bu kadar işporta olmamalı. Ankara olarak iş yaratmamız lazım. Ankara’daki genişleme sadece perakende sektöründe; büyük alışveriş merkezleri üzerinden bir gelişme var. Bu da Ankara’nın, kapasitesinin çok üzerinde gidiyor. Tüketici üzerinden nereye kadar gidecek bu iş? Kamu yatırımlarından az pay alıyor, Büyükşehir Belediyesi borçlu, yatırım yapamıyor. Kim yatırım yapacak? Yatırım yapılmayan ortamda bir şehir nasıl büyüyecek? Bu ne zamana kadar sürdürülebilir bir durumdur? Halbuki tersine, Türkiye’nin başkenti, özel olarak desteklenmelidir.

Özetle;
1-Ankara, bilişim merkezidir. Bilişime dayalı alanlarda mutlaka gelişmelidir.
2- Ankara, bir eğitim merkezidir. Ulusal ve uluslararası ölçekte, özellikle yüksek eğitim alanında,  dünyanın her yanından öğrenci çekmeye uygundur. Buna yönelik politikalar gözetilmeli ve üniversitelerin alt yapıları güçlendirilmelidir.
3- Ankara, sağlık merkezidir. Sağlık altyapısına ilişkin tüm sorunlar giderilmeli, araştırma merkezleri desteklenmeli, üniversiteleri, güçlendirilmelidir.

Bu 3 alan, Ankara’nın, 1 numara olduğu alanlar. Bunun dışında turizm gibi alanlar, ikinci derecede önemli. Ankara, inşaatta iyi bir noktada, bunun farkında olmalı, sahip çıkmalıyız. Bu alanda, müşavirlik, mimarlık, müteahhitlik hizmetleri açısından, iyi bir yerdeyiz. Devamını sağlamalıyız. Ankara çevresinde, değerlendiremediğimiz önemli bir tarımsal birikim var. Çiftçiyi de özendirerek çeşitli projelerle el atmalıyız tarım alanlarımıza. 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda, sanayide bir hareketlilik başladı. Organize sanayi bölgelerinde, sanayi yatırımları ivme kazandı fakat şu anda olması gerektiği noktanın çok çok altında.

Ali İnandım-  Devam ediyor mu ivme?

Metin Özaslan-  Buna ivme diyebilmek için bir plan halinde, bütünlüklü bir program halinde takip edilmesi lazım. Yoksa kendiliğinden, bir takım sanayicilerin bir araya gelip, kendi başlarına çabalamasıyla olmaz. Belediyeler de dahil olmak üzere, kamu kurumlarıyla işbirliği içinde, Ankara’nın bir sanayi kalkınma planı olmak zorunda. Bilişim de dahil olmak üzere içerisine. Nerelere yerleştireceğiz, hangi sektörlere öncelik vereceğiz belli olacak, alt yapısı tam olacak. 1980’lerde, 1990’larda bu gelişme oldu, ihracat rakamlarına da yansıdı. Bugün sevinemiyoruz çünkü ithalat rakamları ihracatın çok üstünde. Örneğin 2009’da Ankara, 4.9 milyar dolarlık ihracat yapmış, buna karşılık 16 buçuk milyar dolarlık ithalat yapmış. Yaklaşık 3 buçuk katı. Ankara’nın, Türkiye ihracatı içindeki oranı, 6.9, ithalatının oranı 11.7. Bunun içerisinde Botaş’ta var; petrol ürünleri, doğal gaz alıyor. Botaş’ı çıkarsak bile hala Ankara’nın ithalatı, ihracatının 2-3 kat üzerinde. Ankara’nın ithalat şehri olmasını istemiyoruz. Ankara, neden havacılık sektöründe dünyanın önemli noktalarından biri olmasın da dünyaya, ürünler satmayalım? Aselsan gibi, TAI gibi firmalar, neden dünya ölçeğinde firmalar haline gelmesin? Bunlar olmayacak şeyler değil ki.


4.Bölüm: Kale'nin durumu, lobisiz ve sahipsiz Ankara