bilişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2015 Pazartesi

ÜST KATA ÇIKMAK KOLAY DEĞİL



02.10.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Tarih, insana ve devlete, bir şeyi defalarca göstermiştir; gelir dağılımı dengesi bozuldukça toplum da o kadar bozulur. Bozulmuş toplumda, adaletin kefesi denk durmaz. Eğitim sistemi ile kolluk güçlerinin yozlaşması süreci hızlandırır ve toplumlar da devletler de çöker.



Ders almamakta ısrar eden insanoğlu, büyük savaşlarla yeni dengeleri kurmaya çalışırdı ama bu anlamda olmuyor artık savaşlar; güçlüyü daha güçlü kılmak için gelişemeyen ülkeleri birbirine düşürmekte kullanılıyor. Savaşın hası, günlük hayatın içine sindirilmiş ekonomik ve toplumsal etkinliklerle veriliyor asıl.



Gelişemeyenler koptu

Son 20-25 yılda, ülkeler arasındaki gelir dağılımı dengesizliği çok daha belirginleşti. Çünkü bazı ülkeler, arkasında 250-300 yıllık bilgi birikimiyle insana ve teknolojiye yaptığı yatırımların meyvesini yemeye başladı. Bilişim teknolojisi ki onun da arkasında bir 60-70 yıllık birikim vardı, son 20 yılda kartopunun çığa dönüşmesi gibi baş döndürücü bir hızla ilerledi. Bu ilerleme, gelişemeyen ülkeleri iyice kopardı gelişmişlerden.



İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ekonomik dengelerin büyük dünya savaşlarıyla kurulmadığını gördük. Savaşların yeni cephesi, fabrikalar, laboratuarlardı. İcat eden ve üretenin sözü geçiyor, dünya ekonomisini de siyasetini de onlar belirliyordu. En önemli kopuşunu bilişim teknolojisiyle gerçekleştirdi ve daha üst katlara çıktı gelişmiş ülkeler. Çıkarken de arkalarındaki merdivenleri ittiler.



Yeni kopuş nano teknolojiyle

Gelişemeyenler, çok güçlenen gelişmişlerin öne sürdüğü koşullara karşı koyamaz, bağımlılıktan kurtulamaz hale geldi. Bunun bir kısmı da kültürel ve toplumsal etkinliklerle gerçekleştirildi. Gelişemeyenler, tamamen tüketici durumuna itildi. Buna, kendi insanlarını tüketmek de dahil.



Ve dünyada, bilişim teknolojisinden daha etkili, yeni bir kopuşun perdesi açılmak üzere. Hatta açıldı bile; sahneyi, nano teknoloji alıyor. Kendi çapında atlıyor, sıçrıyordu ama bu kez merdivenin ucunu yakalamaya çalışan gelişmekte olan ülkeler için bile hayal olacak üst katlara çıkmak.



“Daha bile güçlü itiyorlar”

Paylaşmayı aklından geçirmediğini anladığımız zengin ülkeler için “Merdiveni daha bile güçlü itiyorlar” diyor Ha-Joon Chang. ‘Sanayileşmenin Gizli Tarihi’ kitabıyla dünyada yankı uyandıran Güney Koreli iktisatçı, OSTİM Gazetesi’nin Ağustos sayısına verdiği söyleşide, özellikle gelişmekte olan ülkeleri uyarıyor, “Yüksek üretkenlik düzeyini gerektiren faaliyetleri yürüten belirgin sayıda ulusal firmanın büyümesi sağlanmadıkça bir ülkenin kendi ekonomisini geliştirmesi çok zor olacaktır” diyordu.



1970’lerde aynı koşullarda yola çıktığımız ama bugün Samsung, Hyundai, LG gibi dünya markalarına sahip Güney Kore’yi değil de “Hadi bizim yolumuzdan gidemediniz bari” dercesine Singapur’u örnek veriyordu Chang. Ülkenin yerli, yabancı yatırım dengesini anlattıktan sonra “Singapur, en serbest piyasa politikalarının bazılarını, en sosyalist politikaların bazılarıyla biraraya getirmiştir. Eğer bir ekonomik teoriye bağlı kalınsaydı kimse Singapur’u icat edemezdi” diyordu.



Bu çığırı yakalamalıyız

Yani illa başkalarının ekonomik sistemi ya da önerilerini taklit etmeye uğraşmayın, siz de kendinize uygun sistem neyse onu uygulayın demeye getiriyordu.



Teknoloji ilerledikçe merdivenden uzaklaşıyor ancak yakalamak için atılması gereken adımları atmakta ağırlığımızı hiç bozmuyoruz. Oysa zaten günlük hayata çoktan girmiş nano teknolojinin açacağı çığırı yakalamak zorundayız. Son 30-40 yılı diyor uzmanları. Özellikle de önümüzdeki 10 yıla dikkat çekiyorlardı 3 yıl önce. Bu çığır, öyle matbaayı geç getirmeye benzemez, her şeyin çok hızlı değiştiği yüzyılları, hep yakalamaya çalışmakla geçiririz. Hep geride yani.



Biz ne yapıyoruz?
Demek ki buna göre eğitim sistemi kuracak, buna göre kurumları biraraya getirecek, şirketleri destekleyecek ve kendi icadımızın üretimini yapacağız. Üst kata çıkmak kolay değil. Biz ne yapıyoruz? İlk 10 yılın 3 yılını seçimlerle harcıyor, kardeş kavgasını körükleyenleri yolumuzdan çekmekle uğraşıyoruz. Siyaset, bürokrasi ve üniversiteler, bir titrese artık.

27 Kasım 2013 Çarşamba

ÖNCELİKLER SIRASI


26.11.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Düşüncelerini açıklamaya üşeniyorlar. Düşünce olmayınca ‘sözbirliği’ni boşuna bekliyoruz. Kim filin neresinden tutuyorsa oradan anlamaya çalışıyor konuyu. Resmin bütününe bakmadan ya da haritanın bütün sayfalarını açmadan yön çizmeye çalışıyoruz. Nereden gidersek hedeflere hızlı ulaşır, akılcı ve kalıcı işler yaparız, ortak bir görüş oluşturamıyoruz bu nedenle.



Ankara’nın önderleri, ‘ortak akıl’a hala isteksiz. Kendi seslerini seviyor, hep kendilerini dinliyorlar. Hele bazıları, Ankara’nın gerisinden geliyor, geriden geldiğinden habersiz bir de görüş bildiriyor. Beklemekten bıkmış Ankara’da, onları beklemeye tahammül kaldı mı, Ankaralılar’a sormak lazım?



Kente karşı sorumluluk duyulmalı

Bir başkentte, devletin merkezinde, bunu söylemek ayıp ama Ankara’nın, yeni ufuklara açılması gerektiğini söylemek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu ufukların ne yönde, hangileri olduğunu da yine defalarca söylemek zorunda kalabiliyorsunuz. Ya karşılık alamıyor ya da filin tutulan yerinden anlaşılanı dinliyorsunuz. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, söylediğini defalarca söylemek zorunda kalanlardan. Haritanın bütün sayfalarını açmışken görüşlerine, sorumluluk duyarak görüşlerimle katılmak istiyorum.



Vali’nin sıralaması

Vali Yüksel, geçtiğimiz hafta, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Salih Bezci'yi ziyaret etti. Ankara’nın ‘Marka Şehir’ olmasını konuştular. Yüksel, bu buluşmada, Ankara için 6 ayrı stratejik başlık önerdi:

- EXPO birinci başlık olsun, başlığımızı Çocuk ve EXPO olarak belirleyelim.

- İkinci başlık; Fuar ve Kongre Merkezi

- Üçüncü başlık; tarım ve tarımın çeşitlenmesi

- Dördüncü başlık; spor tabanlı olimpiyatlara ev sahipliği yapmak

- Beşinci başlık; Alışveriş Festivali

- Altıncı başlık; Bilişim

Yüksel, "Altı hedefimiz olsun 2023’e kadar ağaçkakan gibi bu stratejik hedeflerimizi gündemde tutalım" diye de ekledi.



Bir sıralama önerisi

Kendimce şöyle değiştiriyorum sıralamayı:



1-Bilişim: Sanayi, üniversiteler ve meslek okullarıyla acil ilişkilendirilmiş olarak gündemin ilk maddesi olmalı. Daha yüksek teknolojili yatırımları, böylelikle Ankara’ya çekebiliriz. Türkiye’de, en kolay marka olacağı alan Ankara’nın. 

2- Tarım ve tarımın çeşitlenmesi: Hayvancılığı da katarak kullanılamayan yüz binlerce hektar tarım ve mera alanı, göletler ve sulama kanallarıyla kent ekonomisine kazandırılmalı.
3- Fuar ve Kongre Merkezi; özellikle Kale’nin, Hacı Bayram, Hamamönü ve çevre ilçelerin de tarihi ve doğal güzellikleri ıslah edilmeden yavan kalacaktır. Toplantıdan, fuardan  çıkınca gidecek cazibe merkezlerimiz hazır olmalı.

4- Alışveriş Şenliği, büyük alışveriş merkezlerinin etki alanında kalmamalı. Her zaman olabilir, yapılabilir, Ankara’nın da ihtiyacı olan bir etkinliktir. Pantolonu, paltoyu alıp, gitmesin alışverişçiler. İstanbul‘da, Ortaköy’e nasıl çay içmeye iniyorsa Kale’ye, Çiftliğe, Kuğulu’ya da uğrasınlar.



Deneyim edinmeliyiz

EXPO ve Olimpiyatları, geriye atıyorum. Turizm’de, fuar ve kongre turizminde, biraz deneyim edinmemiz lazım. Kentin kurumları ve yöneticileri, birkaç büyük organizasyonu uygulamalı önce. Bu arada 23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerini, yeniden evine taşımalılar. Göstermelik işlerle yasak savma etkinlikleriyle oyalanmadığımızdan emin olalım. Sonra yüzümüze gözümüze bulaştırırız maazallah.


Hepsini, altyapı sorunları tamamlanmış, metrolarla donatılmış bir Ankara için düşünüyorum tabii. Bu öncelikler sıralamasındaki değerlendirmelere, kurumlar ve ileri gelenlerin de ufuk açan düşünceleriyle katılmalarını bekliyoruz.

8 Şubat 2012 Çarşamba

SAĞLIKSIZ MI ŞİŞMANLIYOR ANKARA?


07.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkçesi varken ‘obez’ diyorlar. Sağlık Bakanımız Recep  Akdağ, ‘şişko’yu tercih etmişti. Bugünkü konumuza, ‘şişman’ daha yakışacak. ‘Şişko’ biraz sevimli gelebilir, ‘şişman’ deyip, aradaki mesafeyi koruma arzusundayım. Bu kadar çok şişko, şişman diyerek ülkenin 3’te 1’ini karşıma almış olduğumu da bilmenizi isterim!

İrileşiyoruz ama sağlıklı değil. Yavaş ve zor hareket eden,  birkaç adımda nefes nefese kalan kof bir irileşme, kentlerimize de bulaştı artık. Bazı kentlerimiz irileşiyor, irileştikçe yanlış beslenmeye devam ediyor, ettikçe daha da yağlanıyor. İlk rahatsızlık halinde, bütün kofluklarıyla  günlük yaşamımızın üzerine yığılıp, kalıyorlar. “Kalıbının kenti değilmiş” diye hayıflanıyoruz.

Şişman İstanbul
Geçen yazımızda, şişman İstanbul’un, ne hale geldiğine değinmiştik. Bir günlük yoğun kar yağışıyla zincirleme aksaklıklar, ardı ardına vurdu kenti. Toplu taşıma, doğalgaz ve elektrik altyapısı, kentin vücudunu taşımadı. Yan illere yansıdı etkisi. Bir kentin altyapısını, bağışıklık sistemine benzetebiliriz. Güçlüyse yaşamın üzerine böyle yığılmaz. İri ama bağışıklığı zayıf, bir şişman kentmiş İstanbul.

Şişmanlığa meyilli Ankara
Gelelim Ankaramız’a: İstanbul kadar olmasa da düzenli kilo alıyor, yağlanıyor başkent. Şişmanlamaya meyilli ikinci kent Türkiye’de. Polatlı ilçemiz kadar nüfus eklendiğini öğrendik son sayımda. Ancak şişmanlığı taşımaya ne altyapısı ne de iş alanlarıyla yeterince hazırlıklı olmadığını söyleyebiliriz.  Şişmanlığı teşvik edecek yatırımlarsa alabildiğine, hızla ilerliyor. Aslında sağlıklı gelişme için ne yapmalıydık?

Öncelikle kentiçi, yurtiçi ve yurtdışı ulaşım ağlarımızı tamamlamak zorundayız. Alınacak en acil önlem ulaşım. İkincisi; tarım ve hayvancılık yatırımlarımız. Gelecek, hızla kalabalıklaşan dünya nüfusunun boğazından geçecek. Üçüncüsü; bilişim atılımları. Bugün varolan pek çok meslek 10 yıl sonra olmayacak ama bilişim, geleceğin mesleklerini barındırıyor içinde. Dördüncüsü; turizm yatırımları. Ankara’nın en bakir ve gelecek vadeden gelişme kaynağı; kent ekonomisine taze kan. Eğitim ve sağlık alanında iyi bir altyapımız var, ciddi desteklerle dünya markası olmaya her zaman adayız.

Ortak akıl
Demekle olmuyor tabii. Kişilerin çabalarıyla da altından kalkılacak iş değil. Bu, ortak bir aklı, ortak bir çabayı gerektiren devasa bir yapılanma planı. Sanayicisi, tüccarı, yerel yönetimleri ve vekilleriyle devleti ikna edecek gücü olmalı, lobisi olmalı Ankara’nın. Yok çünkü… Bir düzen içinde  yönlendirilmeli yatırımlar.

2 hafta önce Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, “Herkesin ayrı telden çalması kabul edilemez, takım oyunu şart” diye yinelemek zorunda kaldı. Ankara sanayisinin, bu çağrıya kulak verdiğini gösteren buluşmalar iyice sıklaştı bu aralar. Hatta kent ve ülke dışından ziyaretçileri var sanayicilerimizin. Ancak gerisi, henüz dinlemede. Valiyi duymayan bizi mi duyacak?

Reçete önümüzde
Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, gelmek üzere olan bir ‘teknoloji tufanı’ndan bahsetmiş, “Tufan gelince borsada kayıtlı şirketlerin en az yüzde 99’unun, Amerikan borsasındaki şirketlerin en az yüzde 80’inin kapanması bekleniyor” demişti. 5 gün önce Boğaziçi Üniversitesi’nde, TedxReset Konferansı’nın katılımcılarından Thomas Frey, “2022’de 1 milyar, 2030’da 2 milyar iş yokolacak” dedi ve “yeni işler yaratılması, insanların eğitilmesi gerekecek” diye ekledi. ‘Ortak akıl’ çağrısı, belki de 10 yıl gecikmiş bir çağrı ve hala dinleyenler ve hiç dinlemeyenler var.

Altyapıyı bağışıklık sistemine benzetmiştim ya, yağ hücrelerini de ‘rant’a benzetiyorum. Kof şişmanlığın tedavisi, sağlıklı irileşmenin reçetesi, önümüzde duruyor. Kof şişmanlara özenmeyeceğiz, önümüze bakacağız sadece.

4 Ekim 2011 Salı

YENİ ANKARA’NIN ESKİ YOLU


04.10.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Eski trenler, eski tren yolları var. Yüksek Hızlı Tren yürüdükçe tren yolları yenileniyor. Eski yolda hızı arttırmak kazalara neden olunca, yolu da trenle beraber yenilemek gerektiğini öğrenmiş olduk. Hızı kesen engeller kaldırılıyor, yol açılıyor. Engeller kalktıkça erken varıyor durağına. Kazasız belasız hedefe varmak için yeni Ankara’yı da eski yoldan yürütemeyeceğimizi kabul etmeli, yolunu açmalıyız.

Her şeyiyle yeni bir Ankara oluşuyor gözümüzün önünde. Hızlı oluşuyor ama eskiye göre hızlı; motor gücüne kıyasla çok yavaş. Bazı yerlerde eski yoldan, bazı yerlerde yeni yoldan gidiyor, bazen lokomotifi vagonuna, bazen treni yoluna uymuyor. Bir türlü hızlanamıyor tren. Oysa yarım yüzyıldan fazla geciktiği duraklar var.

Tren uygun yol bozuk
Tren hızlanmaya hazır. Örneğin; eğitim, sağlık ve bilişim altyapısı, güçlü bir kent Ankara. Savunma ve havacılık sanayisi hem sağlam hem de gelişmeye açık. Yeniliklere hızla karşılık verebilecek bir tarım ve hayvancılık birikimi var.

Yolun bozuk olduğu yerdeyse eğitim ve birikim, üretimle ticaretle buluşamıyor. İçine kapanık üniversiteler, yetersiz meslek okullarıyla yalpalıyor tekerler. Yalpalayan üretim, plansız ticari yatırımlar, Yüksek Hızlı Tren’in arkasına bağlanmış eski yük vagonları gibi; mecburen yavaş gidiliyor. Trenleri ve yolları denkleştirmek lazım.

Hedef, destek, güç
Örneğin; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, “Uzay, savunma, enerji ve tıbbi araçlar alanında yatırım yapın” diye uyardı Ankaralı sanayicilerimizi. Sanayicinin de tüccarın da böyle hedeflere ihtiyacı var. Bu hedefi gerçekleştirecek bilgiyle üretim buluşturulursa Ankara’nın sanayisi ve ticareti, aynı yolda gidebilecek hızlı trenler olarak, yükünü almış olur.
Yerel yönetimlerimiz, bu yatırımlara öncelik verir, altyapı çalışmalarını destekler; Valiliğin Ankara Kalesi’nde, Büyükşehir Belediyesi’nin, organize sanayi bölgelerinde yaptığı gibi. Böylece ‘turizm’ gibi bakir yatırım alanlarında da bu işbirliğinin gücünü kullanabiliriz.

En çok ne etkiliyor?
Yalnız bu trenin hızlanmasını, en çok ne etkiliyor biliyor musunuz? Seçimle buharlaşan Ankara milletvekilleri. Vekilleri bir araya gelip, kendi kentiyle ilgilenmediği için Ankara treni, muktedir olduğu halde belli bir hızı aşamıyor. Ortak konularda kollayacak, önünü açacak siyasi destekten yoksun. Dünyaya uzanıyor ama Ankara’ya dokunmuyor elleri.

Eski yoldan olmaz
Yüksek Hızlı Tren, Ankara-Eskişehir arasını 45 dakikada alabilecek kudrete sahip. Oysa şu anda 1 buçuk saatte  alabiliyor. Yoldaki uygun olmayan yerler, engelliyor hızını. Bu engeller nedeniyle 10 yıllık yolunu 70 yıldır alamıyor Ankara. Yenisini de eski yolan götürmeye çalışacaksak hedeflerine ulaşmakta hep gecikmeye devam edecek başkentimiz.

27 Nisan 2011 Çarşamba

ANKARA GEMİSİ


26.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çılgın Proje’siz Ankara. Alçakgönüllü projeleri bile bir türlü gerçekleşmeyen başkent. Bazı çılgın ötesi projelerinse gerçekleşmesinden korktuğumuz, şaşkınlıktan yılgınlığa savrulduğumuz muamma kent. Denizli İstanbul’a, nehirler vaat edilirken denizsiz bozkırda, toprağa sürtüne sürtüne lafla yürütülen gemi. Tıkandı, saplandı, durdu gemi. Laftan fazlası lazım artık yürümesi için.

Alarm veriyor kent
Siyasiler, sahalara indi ama partilerin seçim beyannamelerine bakarsak Ankara, yine üvey evlat. Bizim lafımızı bize söylemekten öteye geçmiyor demeçler. Vaatten sayarsak hepsi Ankara’nın gerisinde. Türkiye’nin ikinci büyük kenti, patlamış nükleer santral gibi alarm veriyor ancak çığlığı, bir dönem daha duymak istemiyor kulaklar. Tarımıyla hayvancılığıyla ticaretiyle sanayisiyle nüfusuyla toplumsal dokusuyla alarm veriyor, duya duya Ankara’dan, İstanbul duyuluyor yine. Ne şamatacıymış şu İstanbul!

Teşviksiz Ankara
İstanbul’da, yerin altından, tepelerin içinden, denizin dibinden tüneller açılıp, yollar, metrolar yapılırken Ankara’da, yüzde 70’i bitmiş Kızılay-Sincan hattını, kurbağalar bekledi yıllarca. Fuarcılığın kıymetini nihayet fark eden yetkililer, hala fuar alanı için yer bakınıyor. Bitmiyor toplantıları. İstanbul iş yapıyor, Ankara, toplantı! Ostim, Siteler, Ankara’da değil sanki. Eğitim, sağlık ve bilişim alanlarında 1 numara olmasına karşın, dilenmediği kaldı Ankara’nın. Bu alt yapı nasıl görmezden gelinir? Bu üç alanda, şimdiki haliyle bile uluslararası bir merkez olma kabiliyeti varken üstüne nasıl kafasını bastırırız kaldırmasın diye? Oysa bizzat devletin teşvikiyle önü açılması gereken üç ana sektör bunlar. ‘Bilişim Vadisi’, siyasi çekişme kurbanı olmak üzere, biz, teşvik bekliyoruz!

Açılamayan turizm kapısı
Vali Alaaddin Yüksel, bu gerileme sürecinde bir kapı araladı; turizm kapısı. Kendi kadrolarının bile bu ciddi açılımı kavradığından emin değilim. Kale ve çevresi için yapılan eylem planı, yerinde sayıyor. Devletin bir omuz atması, kartopunu çığa çevirir bu bölgede  ama kısıtlı çabalarla yetiniyoruz şimdilik. Kale ve müzelerimiz dolmadan, ilçelerimizin turizm olanaklarına sıra gelir mi? Beypazarı, Nallıhan gibi ilçelerimiz, kendi çabasıyla kendi yolunu çiziyor, siyasiler ve Ankara’dan bir ümidi olmadan. Polatlı’nın turizmi de tarımı da Allah’a emanet. Bala ve Haymana, hem Ankara’nın hem Türkiye’nin üvey evlatlarından!

Lafla yürümez artık
Aman sen de papağan gibi…” diyorsunuz. Daha ziyade ağaçkakan azmi bendeki. Seçim öncesi, Ankara’yı 20 yıl geriden izleyen adayları uyarmak için aynı doğruları gagalıyorum: 1 satıp, 4 alıyor Ankara. 100 bine yakın kişi okuma yazma bilmiyor başkentte. Niteliksiz işsizler havuzu… Ekonomisi küçülüyor, nüfusu büyüyor. Değil dibine, kendine bile ışık veremiyor.

Sokaklarda dolaşırken bizim bayat ve kokmuş laflarımızı, bize tekrarlamasın adaylarımız. Çözüm önerileri ve iddialarını duymak istiyoruz. Bir dönem sonra değil, bu dönem; yok öyle bir dermanı Ankara’nın. Akrebi, yelkovanı geri geri işleyen bir saat artık. Ankara’nın alarmını duymayan kulaklar, kendi için siyaset yapıyordur. 4 buçuk milyonluk kentin çığlığını  duymayan, sağır olsa gözü de mi görmez? Saplandı ‘Ankara Gemisi’, durdu. Lafla milim yürümez artık!

14 Nisan 2011 Perşembe

SAYIN VEKİL ADAYLARIMIZ


12.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Öncelikle adaylığınız hayırlı olsun. Bazılarınız Bakan olacak, bazılarınız Meclis komisyonlarında görevler alacak, kürsülerde konuşup, memleketin çıkarlarını kollamak için mücadeleler verecek, tartışmalara gireceksiniz. Şimdiden kameralara demeç verirken hayal ediyorsunuz kendinizi. Vekilliğin hakkını verdiğiniz sürece bütün hayallere layık olursunuz  ama Nasreddin Hoca misali, testi kırılmadan Ankara için bir parantez açmak istiyoruz biz Ankaralılar.

29 milletvekili çıkaran Ankara’ya, 2 vekil daha eklendi bu seçimlerde; oldu 31. Sizin vekillik hayalleri gibi biz de 29’undan bulamadığı ilgiyi, 31’le bulma hayalleri kuruyoruz Ankara’da. Aslında 550 milletvekili saymak lazım Ankara’yı ama maalesef; Ankaralısı bile Ankara’dan gayrı her şeye tuzlukla koşuyor. Efsunladılar mı bu şehri, büyü mü yaptılar bilemiyorum ama devletin eli, Ankara’ya dokunmakta pek tereddütlü, pek bir çekingen. Ancak hoyratlık, pek acar, pek atılgan!

Ankarasız vekiller
Geçmiş dönem milletvekillerimizle yapılan söyleşileri okuyor, okuduklarıma  bakakalıyordum. Ya Ankara’da büyümüş, ya Ankara’da okumuş ya da siyasetin taşlarını döşemek için yolu Ankara’ya sık düşmüş vekillerimizin, rahatsız edici bir tarzı vardı: İçinde yaşamış, yaşıyormuş gibi değil, Kars’tan, Van’dan, Hakkari’den bahsediyormuş gibi uzaktan bir söylemle bahsediyorlardı Ankara’dan. Kim ya da ne çıkarmıştı Ankara’yı bu vekillerin içinden? Üstelik hala içinde yaşarken!

Horozu bol
Geçen haftasonu, Ankara Sanayi Odası (ASO) başkanı Nurettin Özdebir’in, nefis bir özetlemesi vardı Ankara’yla ilgili; “Ankara’da, horoz fazla olduğu için sabah olmuyor” dedi.  Durmadan üretilen, konuşulan projelerin, bir türlü sonuca bağlanamayışından duyulan rahatsızlık, bu kadar güzel özetlenebilirdi. Önceki hafta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek,Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” diye cümleyi farklı kurmuştu. Benzetmemi hoşgörün ama devletin horozu ötmeyince meydan, kuru gürültüye inleten horozlar korosuna kalıyor demek.

Ne yapacaksınız?
Topu devlete at, rahat et” demeyin, Ankara’nın durumu, devletle ilişkilidir artık. İç içe dolanıp, düğümlenmiş yün yumağı gibi Kale havzası, ancak devletin dokunuşuyla çözülebilir. Uzantısı olan ‘Turizm Atılımı’, bu çözüme bağlıdır. ‘Bilişim Vadisi Projesi’nin Ankara’ya kurulması, kişilerin değil, devletin kanaatiyle ilgilidir. “Ne yapacağız?” diyen vekil adaylarımıza, kayıt düşüyorum; öncelikli bu iki maddeye ek olarak eğitim, sağlık alanlarında ciddi geliştirme ve destek bekliyor Ankara. Fuarcılık kapısını açmak istiyor. Yeni vekilleri, sıçramak üzere gerilmiş bir Ankara bekliyor, şakası olmayan bir Ankara.

Şakası yok
Şakası yok çünkü Doğu ve Güneydoğu ilçelerimizin ilgisizliğine denk ilçeleri var Ankara’nın; Bala, Haymana gibi. Yarı ilçeleri acınacak durumda. Nüfusu artarken ekonomisi küçülüyor, işsizler kenti oluyor. Üretmeyen, tüketen kente dönüşen Ankara’nın, ülkenin ikinci büyük ili olmasını, anlayana ithaf ediyoruz. Anlamayan, meclis koltukları ve parti koridorlarıyla yetinebilir. Ammaaa basınç, balonu patlattığında, merkezindeyken her şeyin uzağına düşebilirsiniz.

Oysa toparlanmış bir Ankara, Kars’a da Van’a da Hakkari’ye de uzanacak el demektir. Sayın adaylar, hem Türkiye hem Ankara, yeni bir atılım çağındadır. Ankara’yla ilgilenip, tıkalı damarları açınız. Sakın ha havanda su dövmekle eğleşmeyiniz; kendinizi kandırdığınızla kalırsınız!

30 Mart 2011 Çarşamba

SİNSİ KÜÇÜLME


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’da, plansız genişleme, kent ve tarihi dokusunda bozulma, kenti sahiplenme bilincinde vurdumduymazlık artıyor, ekonomik büyüme, kaynaklarını doğru değerlendirme oranı azalıyor. Plansızlık, bozulma ve vurdumduymazlığın arkasına ekonomik küçülmeyi ekleyince tas tamam oluyor içimizi sıkan tablo. Sokaktan bakınca gözümüzü alan ışıltı, yukarından bakınca soluklaşıyor. Hele daha yukarı çıkıp, il sınırları içine bakınca, uzaktan seçilen mum ışığına dönüyor ışıltı. Hep ışığa bakmaktan görme bozukluğu yaşıyoruz demek, arada gözü kaçırmak lazımmış.

Sıkıcı rakamlar
Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la söyleşimizin, son bölümü yayınlanıyor bugün. Bir kent plancı, sosyolog ve Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı kimliğiyle değerlendirdi Ankara’yı. Yoğun olarak yaklaşık 25 yıllık dönemi değerlendirirken verdiği rakamlar, can sıkıcıydı. Tarımda sıkıcıydı, hayvancılıkta sıkıcıydı, bilişim, eğitim ve sağlık sektöründen esirgenen destek, kamu yatırımlarından alınan payın sürekli küçülmesi sıkıcıydı. “Güle güle, Allah yolunuzu açık etsin” diye el sallayarak yolladığı bankalar ve kamu kurumlarının, arkasında bırakacağı boşluk sıkıcıydı. El sallayan bilinçsizlik, sıkıcı olduğu kadar iç burkucuydu.

Acınacak durumda ilçeler
Ülkenin en iyi üniversitelerini barındıran Ankara, ürettiği nitelikli işgücünü elinde tutamıyor, üstelik sokakları, göçle gelen vasıfsız iş gücüyle doluyordu. Niteliksiz işgücü ve işsiz havuzuna dönüşmek sıkıcıydı. Sıkıcıların en sıkıcısı, Ankara ilçelerinin durumuydu; sesli patlayan Osmanlı tokadı gibi sıçratan. Türkiye’nin ikinci büyük ve gelişmiş kentinin ilçeleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz’in, gözden ırak, gönülden ırak ilçeleriyle aynı ilgisizliği paylaşıyordu. Bala ve Haymana, en kötü kaderi paylaşanlardı. 7 ilçesi orta, diğer 7 ilçesi daha iyiceydi ama birinci derece sınıfa giren yoktu. Başkent, ışık vermiyordu dibine.

1 satan 4 alan ticaret
Geçen hafta gazetemiz koordinatörü Ayhan Aydemir, 2 gün, Ankara’yla ilgili istatistikleri sıraladı. “Ankara’nın içtiği iki bardak dolusu iğneydi” desek yeridir. Öncesinde muhabir arkadaşımız Ayşegül Kahvecioğlu’nun, “Başkent’te Ticaret Yabancılara Emanet” başlıklı haberi vardı. Satmaktan çok aldığımız bin 736 firma, Ankara’yı sevmişti. 5 milyar dolarlık satan, 17 milyar dolarlık alan Ankara sevilmez mi? Dünyaca ünlü ‘sof kumaşı’nı yabancılara kaptırmasıyla ekonomisi çöken, nüfusu 100 binden 20 binlere gerileyen Ankara’yı anımsadım. Fark; bu kez ekonomi küçülüyor ama nasılsa nüfusu artıyordu Ankara’nın.

Sinsi sinsi küçülüyor
Sözün özü; hak ettiği yatırım ve desteklerden mahrum, elindekini tutamayıp, kaybedince haliyle küçülüyor Ankara ekonomisi. Nazikçesi eksi büyüyor, kabacası alenen yıldan yıla küçülüyor. Nüfusu artıyor, ekonomisi sinsi sinsi küçülüyor. Devlet, bilişim, eğitim ve sağlık gibi 1 numaralı sektörlerini, derhal desteklemeli. ‘Bilişim Vadisi’, koşulsuz Ankara’ya kurulmalı. Bazı yatırımlar, merkezden ilçelere yayılmalı. Ankara Kalesi ve çevresinden başlayıp, ilçelerine yayılacak biçimde yeni bir kanal olarak turizm sektörü, mutlaka kente kazandırılmalı.

Işıltıya bakmaktan gözü kamaşanlar, arada dönüp, bakın; arkanız ya loş ya da karanlık. Biz değil, çok sevilen rakamlar anlatıyor, karanlık manzarasını Ankara’nın. Sahip çıkıp, günü değil, biraz da Ankara’yı kurtarın!